Sevgili Arkadaşlarım Kıymetli Dostlarım Canlar
Yıllardır şu yalan dünyada bütün çabam kimseye muhtaç olmadan yaşamak oldu. Tüm beklentim ve umudum da kendi mücadeleme bağlı olduğunu biliyorum. Çünkü Cenabı Allah İsra Suresi 13. ayet şöyle buyuruyor: “Biz her insanın kaderini; kendi çabasına bağlı kıldık. ‘’
İnsanların durumunun en temel arzularından biri de bireysellik arayışını dile getirir. Doğası gereği tüketen ve değişen toplum yapılarına göre ihtiyaçları çeşitlenen insanoğlu, kapitalizmin yeni üretim-tüketim ilişkilerinden bu niteliği sebebiyle nasibini almıştır. Kapitalist sistem toplumlara yeme içme ve giyim gibi somut ürünlerin tüketimini sağladığı gibi zaman, kültür, kimlik gibi soyut kavramların da hızla tüketilmesinin yolunu açmıştır. Bu bağlamda, salt tüketim odaklı ilişkiler ve kazanımlar gerçekleştiren tüketim toplumlarında kimlik ediniminin tüketim argümanları üzerinden yapılmasıyla ortaya yeni kimlik tipleri ve dindarlık eğilimleri çıkması temel hipotezimizi oluşturmaktadır.
Sevgili Dostlarım
Bu, sadece maddi bağımsızlıktan ibaret değildir; aynı zamanda ruhsal bir duruşu, kendi varoluşunun merkezine kendini koyma çabasıdır. Modern dünyanın karmaşasında, insanların kendi iç sesini bulma ve başkalarının beklentilerinden, yargılarından uzak bir yaşam mücadelesinin eseridir.
Kendi Kendine Yetebilme Arzusu ve Umut Bu sözün psikolojik boyutu ise insanının kendi yeteneklerine, kararlarına ve gücüne olan inancıdır. Bu inanç hayatın zorlukları karşısında sarsılmaz bir iradeyi oluşturur. İnsanların dışarıdan yapmış olduğu , takdirler veya eleştiriler gelip geçicidir, ancak insanın kendine olan inancı, en zor anlarda bile ayakta kalmasını sağlar. Bu, pasif bir olay değil, aksine aktif bir mücadele ve kendini yetiştirme ve kendi hayatının mimarı olma konumumdur. Buda insanı sürekli bir gelişim ve kendini keşfetme yolculuğuna çıkarır.
Bu arayış , aynı zamanda insanı yalnızlık korkusuyla da yüzleşmeyi gerektirir. Hayat denen bu derin okyanusa yelken açmak insan ilişkilerini tamamen reddetmek değil, bu ilişkileri sağlıklı bir temele oturtmaktır. Kişinin kendi ayakları üzerinde durabilmesi, başkalarına olan bağımlılığını azaltır ve böylece kurduğu ilişkileri bir ihtiyaçtan değil, bir tercihten ibaret olur.
Bu durum, sevgi, dostluk veya ortaklık gibi bağları daha anlamlı ve samimi hale getirir, çünkü bu bağlar bir boşluğu doldurmak için değil, var olan değerleri zenginleştirmek için kurulmuştur. İşte bu noktada, kendi ayakları üzerinde duran ve belirli güce sahip olan insan sosyal bağları daha sağlam ve daha az kırılgan olur.
Sevgili Arkadaşlarım Kıymetli Dostlarım Canlar
Kendi kendine yetmeyi Edebi açıdan bakıldığında ise bu söz, var olabilme mücadelesidir. Buna göre insan, kendi varlığını ve anlamını kendisi yaratır. İnsanın dış etkenlerden bağımsız olarak kendi değerlerini, ahlakını ve amacını belirlemesi, onu özgürleştirir. Ancak bu özgürlük aynı zamanda büyük bir sorumluluk da yükler. Hayatın anlamını başkasından beklemek yerine, bu anlamı kendi içinde araması gerektiğini fark eden insan, hem umudunu hem de yükünü kendi omuzlarında taşır. Bu, kolay bir yolculuk değildir.
Toplumda değerlerin fiyatla değil kıymetle biçildiği o eski zamanlardan tüketerek var olabildiğimiz ve bu yeni zamanlara geçişte ne kadar insan kalabildiği yeni zamanlara geçişte insanın ne kadar insan kalabildiği önem taşımaktadır.
Toplumun insanı belirli kalıplara sokma, ona hazır roller biçme eğilimi karşısında, kendi yolunu çizme cesaretini gösterenleri yücelir.. Bu durum, insanın toplumun yönlendirmesine körü körüne uymak yerine, eleştirel bir farkındalıkla kendi kararlarını alması onun artık kendi kendine yettiğini göstermektedir. Sonuç olarak, "kimseye muhtaç olmadan yaşama" çabası, insanın sadece kişisel bir olgunluğa ulaştırmakla kalmaz, aynı zamanda daha özgür, daha bilinçli ve daha dirençli bir toplumun oluşmasına da katkı sağlar. Kendi içine dönen, umudunu kendine bağlayan insan, aslında etrafındaki toplumu da dönüştürme potansiyeli sahiptir.
Kader Gayrete Aşıktır !!!!
SAYGILARIMLA VESSELAM
Beyza Bandırma Kelek (Eğitim Koçu)
Çocuklar YKS’ye, Anne Babalar Sabra Hazırlanmalı
Hasan Yayla
Çarpmak, Düşmek, Yükselmek
Dr. Cemil Paslı
İki Ayetle İman ve Salih Amel
İmdat Yayla
Bazı Sessizlikler, Fırtınadan Önceki Büyük Bir Yıkımın Habercisidir
Ahmet Turan (Gazeteci-Yazar)
Bayramlık Olsun
Ali Sait Öge (Gazeteci-Yazar)
Unutulan Gazeteciler Ve Kaybolan Vefa
Ömer Kacar (Eğitim Gücü Sen İlçe Temsilcisi)
Kel Başa Şimşir Tarak; İki Kelimelik Devrim
Erol Sunat
Hâlimiz Hâl Değil
İlayda Mangal (Psikolojik Danışman)
YKS’de Son 45 Günün Şifresi
Gülay Çetkin (Eğitim Gücü Sen. Denizli Temsilcisi)
Okullarda Başka Bir Şiddet Modeli; Müdür Şiddeti