Sevgili Arkadaşlarım, Kıymetli Dostlarım, Canlar,
Eski bir kooperatif iştiraki çalışanı olarak, yıllarımı tozlu ambarlarda, laboratuvarlarda, tarlanın ortasında çiftçiyle dertleşerek ve o devasa çarkların nasıl döndüğüne kafa yorarak geçirdim. Kooperatifçilik sadece bir iş değil, bir "ortak kader" bilincidir. Bugün geriye dönüp baktığımda, dünyanın bir ucundaki devasa yapılarla bizim bereketli topraklarımızı kıyasladığımda, hem bir hayranlık hem de içimi sızlatan bir "ah" çekiyorum. Bizim Anadolu insanının mayasında imece vardır ama iş bu imeceyi kurumsal bir zırha büründürmeye gelince, maalesef bazen pusulamızı şaşırıyoruz.
Dünyanın en gelişmiş örneklerine baktığımızda, Hollanda’nın Royal Cosun’u veya Yeni Zelanda’nın süt devi Fonterra’sı gibi yapılar çıkıyor karşımıza. Bu adamlar kooperatifçiliği sadece yardımlaşma değil, küresel bir ticaret savaşı olarak görüyorlar. Çiftçi, sadece tohum atan kişi değil; kendi fabrikasının, lojistiğinin ve hatta markasının patronu konumunda. Mesela Hollanda'da bir çiftçi, ürününü teslim ettiği an parasını alacağını değil, o ürünün dünya pazarında kaça satılacağını ve kar payını nasıl alacağını bilir. Sistem öyle bir saat gibi işliyor ki, bireysel hırslar kolektif aklın önünde diz çöküyor.
Bizim buralarda "kooperatif" deyince akla bazen hantal yapılar gelir ya, işte oralarda kooperatif demek yüksek teknoloji ve verimlilik demektir. Çiftçi, tarlasındaki verimi artırmak için üniversiteyle değil, kendi kooperatifinin ARGE birimiyle muhatap olur. Bu profesyonellik, köylünün emeğini bir hammadde olmaktan çıkarıp katma değerli bir dünya markasına dönüştürür.
Kıymetli Dostlarım, Canlar,
Şimdi gelelim bizim canım memleketimize. Anadolu’da ortaya çıkan ahilik modeli bu topraklardaki kooperatifçilik ilkelerine benzer özellikler taşıyan kooperatifçiliğin ilk örneklerini oluşturmaktadır. Modern anlamda ise ülkemizdeki bugünkü Türk Kooperatifçilik hareketinin başlangıcı olarak da Osmanlı İmparatorluğu döneminde Mithat Paşa’nın kurduğu “Memleket Sandıkları” kabul edilmektedir. Türkiye, aslında kooperatifçilik genetiği çok güçlü bir ülke. Cumhuriyet’in o ilk yıllarındaki kooperatifleşme hamlelerine kadar şanlı bir geçmişimiz var. Tarım Kredi'den Trakya Birlik’e, Marmarabirlik’ten Pankobirlik’e kadar devasa kalelerimiz mevcut. Ancak eski bir çalışan olarak şunu söylemeliyim ki; biz bu yapıları bazen siyasetin gölgesinde bıraktık, bazen de profesyonel yönetim yerine "bizim oğlan yönetsin" mantığına kurban ettik. Oysa bu kurumlar, çiftçinin bu topraklardaki en büyük güvencesidir.
Sevgili Arkadaşlarım, Kıymetli Dostlarım, Canlar,
Güzel bir söz vardır: “Bârika-i hakikat, müsâdeme-i efkârdan çıkar”…
Yani “gerçeğin kıvılcımı, fikirlerin çatışmalarından çıkar”. Bu söz, farklı fikirlerin açıkça konuşulduğu sağlıklı bir tartışma ortamının, gerçeğin ortaya çıkmasına veya asgari müştereklerde buluşulmasına imkân sağlayacaktır. Gerçekten sorunların tek boyutlu olarak ele alınması veya bir açıdan bakılarak çözüm üretilmesi sağlıklı sonuçlar vermiyor. Özellikle ekonomik ve tarım ile uğraşanların (üyelerin) sorunlarının çözümünde farklı bakış açılarının göz önünde bulundurulması ise temel şarttır. Çünkü bu sorunların ortaya çıkış nedenlerinin başında farklı çıkar gruplarının talepleri vardır. Sorunların çözümü için önce tüm yönleriyle ortaya konulması sonra da her çıkar grubunun önerilerinin tartışılması gerekir.
Türkiye’deki temel sorun, kooperatifin sadece bir "alım merkezi" olarak görülmesidir. Çiftçi, malını kooperatife verip borcunu kapatma derdinde; kooperatif ise o malı nasıl daha pahalıya satarım yerine, günü nasıl kurtarırım telaşında olabiliyor. Oysa bizim toprağımızdan çıkan arpa, buğday, zeytin, ayçekirdeği veya şeker pancarı, dünyadaki rakiplerinden çok daha kaliteli. Eksik olan şey toprak değil, o toprağı işleyen ellerin bir araya gelip "pazarlık gücü" oluşturamaması. Bizim çiftçimiz yalnızlaştıkça, aracıların ekmeğine yağ sürülüyor.
Kıymetli Dostlarım, Canlar,
Samimi olmak gerekirse, kooperatifçilik bir gönül işidir ama sadece gönülle yürümez; matematik de ister. Bir kooperatif çalışanı tarlada ter döken amcanın, teyzenin hakkını korumak için o masada en az bir CEO kadar profesyonel düşünmek zorunda. Türkiye'de kooperatifçiliği yeniden şahlandırmak istiyorsak, gençleri ve teknolojiyi bu işin içine katmalıyız. Dijital tarımı, modern depolamayı ve doğrudan tüketiciye ulaşan satış ağlarını kurmadan, dededen kalma yöntemlerle dünya devleriyle yarışmamız imkânsız.
Türkiye’nin tarımsal kurtuluşu ne dev holdinglerde ne de tek başına çabalayan çiftçinin omzundadır. Kurtuluş, o eski imece ruhunu modern işletmecilikle evlendiren gerçek kooperatifçiliktedir. Eğer biz, Avrupa gibi "birimiz hepimiz için" diyebilirsek ve kooperatiflerimizi liyakatle yönetebilirsek, bu topraklar bizi sadece doyurmakla kalmaz, dünyanın mutfağı yapar. O eski güzel günlerin heyecanını, modern çağın imkânlarıyla birleştirdiğimiz gün, çiftçimizin yüzü gerçekten gülecektir. Maalesef birçok insan için önemli olan gerçekler değil, otoriter güçtür. Onlar gerçeği bilmek, hakikatin peşine düşmek yerine sadece güçlünün yanında durarak kendini güvende hissetmek istiyor.
SAYGILARIMLA VESSELAM!
Hasan Yayla
Omuzlarımızdaki Gurur: 19 Mayıs
İmdat Yayla
İmece Usulünden Kooperatifçiliğe Uzanan Yol
Dr. Cemil Paslı
Bir Eğitimciden Tavsiyeler
Ömer Kacar (Eğitim Gücü Sen İlçe Temsilcisi)
Kel Başa Şimşir Tarak; İki Kelimelik Devrim
Erol Sunat
Hâlimiz Hâl Değil
Ahmet Turan (Gazeteci-Yazar)
Al Bayrağımızın Gölgesindeyiz
Beyza Bandırma Kelek (Eğitim Koçu)
Türk Eğitiminde Kadın Girişimcinin Yükselişi
İlayda Mangal (Psikolojik Danışman)
YKS’de Son 45 Günün Şifresi
Gülay Çetkin (Eğitim Gücü Sen. Denizli Temsilcisi)
Okullarda Başka Bir Şiddet Modeli; Müdür Şiddeti
Ali Sait Öge (Gazeteci-Yazar)
Evlerine Gitmediklerimizin Kabirlerine Gittik