Türk milletinin binlerce yıllık yürüyüşüne baktığımızda bir hakikat bütün açıklığıyla karşımıza çıkar: Devletler yıkılmış, hanedanlar değişmiş, çağlar kapanıp çağlar açılmıştır. Ancak Türk milletini ayakta tutan iki temel sütun hiçbir zaman değişmemiştir: İnanç ve Töre.
Bugün yaşadığımız siyasi ve kültürel tartışmaların merkezinde de aslında bu iki kavram bulunmaktadır.
Kur'an-ı Kerim'de Cenab-ı Allah şöyle buyurur:
"Bir kavim kendinde olanı değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez." Ra'd Suresi11 Bu ayet yalnızca bireyleri değil, milletleri de muhatap almaktadır.
Eğer bir millet özünden uzaklaşırsa, tarih sahnesindeki ağırlığını da kaybetmeye başlar.
Türk töresi ise binlerce yıldır bize aynı hakikati öğretmiştir:
"İl gider, töre kalır."
Çünkü töre; adalettir.
Töre; liyakattir.
Töre; emanete sahip çıkmaktır.
Töre; devleti şahıslardan üstün tutmaktır.
Bugün Türk siyasetinin karşı karşıya bulunduğu en büyük tehlike, fikirlerin yerini menfaatlerin, davaların yerini hesapların, sadakatin yerini çıkar ilişkilerinin almasıdır.
Oysa Türk devlet geleneğinde makam bir amaç değil, millete hizmet için kullanılan bir araçtır.
Bilge Kağan, Orhun Abideleri'nde milletine seslenirken şöyle der:
"Üstte mavi gök çökmedikçe, altta yağız yer delinmedikçe Türk milletinin ilini ve töresini kim bozabilir?"
Asıl mesele de budur.
Türk milletinin gücü ne yalnızca ekonomisinden ne de ordusundan gelir. Türk milletinin asıl gücü; devlet aklı, tarih şuuru ve milli karakteridir.
Bugün kültürel hayatımızda yaşanan yozlaşma, aile kurumuna yönelik saldırılar, kimliksizleştirme çabaları ve gençliğin köklerinden koparılması girişimleri tesadüf değildir.
Kökünü unutan toplumlar yönetilir.
Köküne sahip çıkan milletler ise tarih yazar.
Bu nedenle Türk siyasetinin önündeki en büyük görev seçim kazanmak değil, nesil kazanmaktır.
Çünkü sandıklar iktidar getirir.
Medeniyetler ancak sağlam nesillerle inşa edilir.
Bizim medeniyet anlayışımız ne Batı'nın taklidi ne de Doğu'nun gölgesidir.
Bizim yolumuz; Alparslan'ın Malazgirt'te açtığı, Osman Gazi'nin büyüttüğü, Fatih Sultan Mehmed'in cihan devleti yaptığı, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün Cumhuriyet ile yeniden ayağa kaldırdığı Türk milletinin yoludur.
Bu yolun adı Türk-İslam medeniyetidir.
Bugün yapılması gereken; geçmişe takılıp kalmak değil, geçmişten güç alarak geleceği kurmaktır.
Çünkü köksüz ağaç meyve vermez.
Milletler de böyledir.
Kökünü inkâr edenler rüzgârın önünde savrulur.
Köküne sahip çıkanlar ise fırtınalara yön verir.
Ve unutulmamalıdır ki;
Allah'ın adalet emrine,
Türk'ün töresine,
Milletin vicdanına yaslanan hiçbir hareket uzun vadede kaybetmez.
Tarih bunun şahididir.
Hasan Yayla
Balın Tadı, Parmağın Sınırı
İlayda Mangal (Psikolojik Danışman)
Bir Sonuç Kâğıdı mı, Bir İnsan Hikâyesi mi?
Dr. Cemil Paslı
Hey Gidi Günler Hey!
İmdat Yayla
Kutlu Bir Görev, Yeni Bir Dönem: Sedat Göncü Başkanımıza Hayırlı Olsun
Ahmet Turan (Gazeteci-Yazar)
Bakan Çiftçi’nin Duası
Prof. Dr. Mevlüt Mülayim
Hububat Fiyatları ve Dane Kayıpları
Özkan Buyrucu
Babacan Otorite ve Kurumsallaşma Sınavı
Erol Sunat
Türk Yeter Ki Sağ Olsun
Beyza Bandırma Kelek (Eğitim Koçu)
Çocuklar YKS’ye, Anne Babalar Sabra Hazırlanmalı