Sevgili Arkadaşlarım, Kıymetli Dostlarım, Canlar,
Nisa Suresi'nin 58. ayetinde Cenabı Allah şöyle emrediyor: “Allah size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder.”
Bir zamanlar bir kurumun tüm odalarında bu ayet asılıydı, fakat ayete hiç uyulmamış ve sadece bir süs olarak kalmıştı. Hâlâ bu ayet duvarlarda asılı, fakat ona uyan yönetici var mı? Bu ayeti neden örnek gösterdiğimin sebebini aşağıda uzun uzun anlatacağım.
Liyakatsizlik ve siyasal kayırmacılık sorunu, Türkiye’de son yıllarda en çok tartışılan ve üzerinde durulan konulardan biri olmuştur. Özellikle kamu sektöründeki atamalarda liyakatin göz ardı edilmesi ve liyakatsiz kişilerin yönetici konumuna getirilmesi, bu sorunun toplum tarafından sıkça dile getirilmesine neden olmuştur. Çünkü kamu iştiraklerinin liyakatsiz kişiler tarafından yönetilmesi, sadece ekonomik bir sorun olmanın ötesinde, toplumun dokusuna işleyen derin bir yaradır. Bu durum, adeta bahçıvanın hastalıklı bir ağacı sulamasına benzer; ne kadar emek verilirse verilsin, ağaç meyve vermez. Aksine, toprağı zehirler ve diğer sağlıklı bitkilerin gelişimini de engeller. Liyakatsiz yöneticilerin elinde kamu iştirakleri birer kara deliğe dönüşür, halkın alın terini ve vergilerini yutarak karşılığında sadece verimsizlik, israf ve hayal kırıklığı bırakır. Bu yozlaşma, toplumun geleceğe olan inancını zedeler ve umutlarını soldurur.
Bu yozlaşmanın en belirgin metaforlarından biri, kaptansız bir gemidir. Bu gemi, liyakatsiz kaptanın elinde rotasını şaşırır, fırtınalı denizlerde savrulur ve bir türlü limana ulaşamaz. Oysa geminin asıl amacı, içindeki yolcuları güvenle taşımaktır. Liyakatsiz kaptanlar, geminin kaynaklarını israf ederek, gereksiz manevralarla zaman kaybeder ve en önemlisi, yolcuların can güvenliğini tehlikeye atar. Bu durum, kamu hizmetlerinin kalitesinin düşmesine, altyapı projelerinin tamamlanamamasına ve vatandaşların temel ihtiyaçlarının karşılanamamasına neden olur.
Kıymetli Dostlarım, Canlar,
Cenabı Hak, “Yiyiniz, içiniz; fakat israf etmeyiniz. Zira Allah israf edenleri sevmez.” buyurmuştur.
Arzu ve isteklerini makul ölçülerde tutamayan insanların, geniş imkânlara sahip olmalarına rağmen huzur ve mutluluktan yoksun olduklarını görmek zor değildir. Temel ihtiyaçların dışındaki lüks harcamalar, insanı ihtiraslarına mahkûm ettiği gibi, yaşadığı toplumu da huzursuz eder. Bu açılan yara sadece kamu zararı, sadece bütçe rakamlarından ibaret değildir. O, bir ailenin sofrasından eksilen ekmektir, bir öğrencinin alamadığı kitaptır, bir hastanın ertelediği tedavidir. Liyakatsiz yöneticilerin neden olduğu her kuruş zarar, toplumun kılcal damarlarından sızan bir zehir gibi en savunmasız kesimlere ulaşır. Bu zehir, sosyal adaleti aşındırır, eşitsizliği derinleştirir ve toplumun dengesini bozar.
Bu durum, aynı zamanda şefi olmadan konsere çıkan bir orkestraya benzer. Herkes kendi bildiğini çalar, ahenk kaybolur ve ortaya sadece bir kakofoni çıkar. Kamu iştiraklerinde de liyakatin yerini siyasi sadakat veya kişisel ilişkiler aldığında, kurumlar işlevsiz hale gelir. Uzmanlık ve bilgi birikimi hiçe sayılır, liyakat sahibi insanlar kenara itilir. Bu durum, verimliliği düşürür, kurumların misyonunu zedeler ve sonuç olarak halka sunulan hizmetlerin kalitesi düşer.
Bu liyakatsizlik, toplumda derin bir güvensizlik hissi yaratır. Vatandaşlar, devletin kurumlarına ve yöneticilerine olan inancını kaybeder. Güvenin sarsılması, toplumsal dayanışmayı zedeler, insanları birbirinden uzaklaştırır ve ortak bir gelecek inşa etme çabalarını engeller.
Sevgili Arkadaşlarım, Kıymetli Dostlarım, Canlar,
Sonuç olarak, kamu iştiraklerinin liyakatsiz kişiler tarafından yönetilmesi, sadece ekonomik bir sorun değil, aynı zamanda etik, sosyal ve ahlaki bir çöküştür. Bu durumun üstesinden gelmek, yalnızca yöneticilerin değişmesiyle mümkün değildir. Asıl çözüm, liyakatin bir ilke olarak benimsendiği, şeffaflığın ve hesap verebilirliğin kurum kültürüne yerleştiği bir yönetim anlayışının tesis edilmesidir. Ancak o zaman bahçıvanın emeği meyve verir, kaptan gemiyi limana ulaştırır ve orkestra ahenkli bir melodi çalar.
Yazımı bir hikâye ile sonlandırmak istiyorum:
Adamın biri, arkadaşıyla yolda giderken elindeki çakısıyla parmağını keser. Biraz ötede bir özel sağlık kurumu vardır. Adam, “Ben şurada pansuman yaptırayım,” der. İçeri girince karşısına iki kapı çıkar. Birinde ‘HASTALAR’, ötekinde ‘YARALILAR’ yazar. Yaralılar kapısından girer. Yine iki kapı vardır. Birinde ‘ET’, ötekinde ‘KEMİK’ yazar. Et kapısından girer. Yine iki kapı… Birinde ‘ÖNEMLİ’, ötekinde ‘ÖNEMSİZ’ yazar. Önemsiz yazan kapıdan girince bir anda kendini sokakta bulur. Arkadaşı sorar: “Nasıl, sana iyi baktılar mı?” Adam cevap verir: “Hayır, ama organizasyon mükemmel!”
Türkiye, “mükemmel organizasyonlar” cenneti durumundadır. Değer üretmeyen sistemleri ayıklamadıkça, mükemmel organizasyonlar bizi düşük gelir tuzağına mahkûm edecektir. Sorun, yeterince üretememektir ve ortada üretilen değer yoksa organizasyonun mükemmelliğinin hiçbir anlamı yoktur.
Vesselam Saygılarımla!
Hasan Yayla
Konya Siyasetinde 40 Bin Kilometrekare Mesaisi
Dr. Cemil Paslı
Çiğne/Hazmet/Düşün/Kendini Yeniden Tasarla!
İmdat Yayla
İnsanoğlu Yılmaz Deme, Yılmasa Dünya Bu Hale Gelmezdi
Ahmet Turan (Gazeteci-Yazar)
Al Bayrağımızın Gölgesindeyiz
Beyza Bandırma Kelek (Eğitim Koçu)
Türk Eğitiminde Kadın Girişimcinin Yükselişi
Erol Sunat
Pazara Pazara Çoktan Geldik Nazara
İlayda Mangal (Psikolojik Danışman)
YKS’de Son 45 Günün Şifresi
Gülay Çetkin (Eğitim Gücü Sen. Denizli Temsilcisi)
Okullarda Başka Bir Şiddet Modeli; Müdür Şiddeti
Ali Sait Öge (Gazeteci-Yazar)
Evlerine Gitmediklerimizin Kabirlerine Gittik
Mustafa Kaygusuz (Emekli Emniyet Müdürü)
Bir Derviş Hüseyin Taşkın...