Sevgili Arkadaşlarım, Kıymetli Dostlarım, Canlar,
Allah Teâlâ’ya iman eden her bir mümin kul, yeryüzüne geliş amacını idrak etmiş bir halifedir. Yaratıcı olan Allah, onu bir kısım sorumluluklarla mükellef tutmuştur. İnsan bu mesuliyetlerini hakkıyla yerine getirirse büyük bir lütuf ile mükâfatlandırılırken, ihmalkârlık ve umursamazlık içerisinde olursa azap ile cezalandırılır.
Allah ilk insan ve ilk peygamberi olan Hz. Âdem (A. S) yeryüzüne gönderilmesine sebep olacak bir imtihan ile denemiştir. Öyle ki ondan sonra gelecek olan insanoğlu da benzer imtihanlara tâbi tutulmuştur. Kimini imanında sebat ile denerken, kimini de gelen peygamberleri tasdik edip etmeme yönünden sınamıştır. Gündelik yaşantımızda bile imtihansız bir anımızın olmadığını takdir edersiniz. Hal böyle iken yeryüzündeki ömrümüz boyunca, Allah tarafından hesapsız ve sualsiz bir cenneti kazanma arzusu içinde olmamız doğru olmaz elbette.
Yaradılışımız gereği her insan, tehdit oluşturabilecek her riske karşı tereddüt yaşar. Onun için insan, güvende olmayı veya en azından güven hissini veren ortamın oluşmasını ister. Bazı insanlar, beklenmedik olağanüstü bir durum karşısında ya donup kalır, ya da soğukkanlı bir şekilde tehdit oluşturan unsuru yok etmek için çaba gösterir. Bazı insanlar ise, kötü olarak algıladığı durum veya ortamdan kaçar. En vahimi de bazı insanlar, yaşadıklarını psikolojik olarak bertaraf edemedikleri için, intihara teşebbüs eder.
Bakara Suresi, 153. Ayetinde "Şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir." Rabbim bu mübarek günleri hayırlara vesile kılsın inşallah.
Kıymetli Dostlarım, Canlar,
Evet, ani gelişmeler, bilinmezlik ve belirsizlikler de korku verir, kaygı uyandırır, insanın uykusunu kaçırır ve hayatımızın kalitesini alt üst edebilir. Acaba bizim elimizde olmayan olaylar, gerçekten zannedildiği gibi kötü müdür? Kötü olsa dahi bu kaygı verici olaylara karşı bizler ne yapabiliriz? Şu anlatacağım kıssa, bilinmezliğin sırrına ait hakikaten gizemli hikmetler içerdiğini, insanların da bazen gereksiz yere telaş yaptığını ve aceleci davrandığını sizler de göreceksiniz.
Erken Hüküm Vermek, Önyargılı Olmak Demektir.
Bir zamanlar köyün birinde yoksul bir yaşlı adam yaşıyormuş. Bu adamın çok güzel bir beyaz atı varmış. Kral dahi bu ata talip olmuş. Dillere destan atını alabilmek için, yaşlı adama bir servet sunmuş. Ama yaşlı adam, atını satmak istememiş. At, onun için bir dost hükmünde olduğu için, “insan, dostunu hiç satar mı?” dermiş hep. Bir sabah kalkmış ki atı kaybolmuş ve bunun üzerine köylü, yaşlı adamın başına toplanmış ve “seni ihtiyar bunak, bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de çok sevdiğin atın.” demişler.
İhtiyar, “karar vermek için, acele etmeyin. Ön yargılı olmayın. Sadece at kayıp deyin. Çünkü gerçek bu, ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz hüküm, belki de doğru çıkmayabilir. Atımın kaybolması şimdilik bir talihsizlik gibi görünmekte. Ama ne malum? Kim bilir? Henüz bir şey bilmiyoruz. Çünkü bu olay, henüz bir başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini Allah’tan başka kimse bilemez.” demiş.
Köylüler, ihtiyar adama kahkahalarla gülmüş. Aradan birkaç gün geçtikten sonra at, bir gece ansızın dönmüş. Meğer çalınmamış, kendi başına dağlara gitmiş ve dönerken de vadideki birçok vahşi atı peşine takıp getirmiş. Bunu gören köylüler, toplanıp ihtiyardan özür dilemiş. “Babalık, sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil tam tersine bir devlet kuşu oldu senin için. Şimdi hiç zahmet çekmeden bir at sürün oldu.” demişler.
İhtiyar adam, bu sefer yine şöyle demiş: “Karar vermek için yine acele ediyorsunuz. Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen hakikat şimdilik sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha bir başlangıç. Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz, kitap hakkında kimse bir fikir yürütemez. Sabır ve tevekkül ile bekleyelim. Hayırlısı ne ise o olsun.”
Köylüler, bu sefer de söylenenlerden bir şey anlamış olacak ki ihtiyarla dalga geçmemiş olsalar dahi içlerinden “bu herif, sahiden geri zekâlı.” demişler. Birkaç gün geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu, attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini sağlayan oğlu, uzun bir süre yatağa bağımlı hâle gelmiş. Köylüler, yine ihtiyarın huzuruna gelmiş ve “bir kez yine haklı çıktın. Bu atlar yüzünden tek oğlun, bacağının uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok. Şimdi eskisinden daha zor durumda olacaksın.” demiş. İhtiyar, “siz erken hüküm verme hastalığına tutulmuşsunuz. Evet, gerçek şu ki, oğlum bacağını kırdı. Ancak ötesi sizin verdiğiniz hüküm acaba ne kadar doğru? Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra kader, size neler olacağını bildirmez.” diye cevap vermiş.
Birkaç hafta sonra ülke yabancı bir ordunun işgaline uğramış. Kral, son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün sağlam gençleri askere almış. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkân yokmuş. Köylüler, yine ihtiyara gelmiş. “Yine haklı olduğun ortaya çıktı.” Demişle ve şunları ilave etmişler: “oğlunun bacağı kırım, ama hiç değilse senin yanında. Oyca bizim evlatlarımız, belki asla köye dönemeyecek. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, meğerse şansmış.
Yaşlı adam, “siz yine erken hüküm vermeye devam ediyorsunuz. Hâlbuki ne olacağını kimseler bilmez. Bilinen tek gerçek var. O da benim oğlumun yanımda olması ve sizin evlatlarınız da savaşta olduğudur. Ama bunların hangisini talih, hangisinin talihsizlik olduğunu anca Yüce Allah bilir.” demiş.
Sevgili Arkadaşlarım, Kıymetli Dostlarım, Canlar,
Allah, (İnşirah: 3-6) ayetinde “Demek ki, zorlukla beraber bir kolaylık, muhakkak güçlükle beraber bir kolaylık vardır” buyurduğuna göre değişik sıkıntıların ve rahatsızlıkların yol açtığı keder ve gamdan sonra mutlaka rahatlık, kolaylık ve huzur da gelecektir.
“Eğer Allah size yardım ederse, artık sizi yenilgiye uğratacak yoktur ve eğer sizi ‘yapayalnız ve yardımsız' bırakacak olursa, ondan sonra size yardım edecek kimdir? Öyleyse müminler, yalnızca Allah'a tevekkül et Allah Resulü (As.) şöyle buyurmuştur: "Su-i zandan çekininiz. Çünkü su-i zan sözlerin en yalanıdır. Birbirinizin eksikliğini görmeye ve işitmeye çalışmayınız. Birbirinizin özel hayatını araştırmayınız. Menfaatte bencillik yapmayınız. Hasetleşmeyiniz. Birbirinize nefret etmeyiniz. Birbirinize arka dönmeyiniz. Ey Allah'ın kulları hepiniz kardeşler olunuz." [Al-i İmran 160]
Hz. Mevlana, Mesnevisinde böyle durumlar için, bizlere şöyle tavsiyelerde bulunmaktadır: “Gam düşüncesi, sevinç yolunu keserse, üzülme! Çünkü o gam, senin için sevinç ve neşe hazırlamaktadır.” Gelin hep birlikte ulaşamadıklarımıza tevekkül, ulaştıklarımıza rıza ve kaybettiklerimize sabır gösterelim ki ruhumuzda takva bilincinin huzurunu hissedelim. Dualarımızı da hiç eksik etmeyelim. Allah, bizleri inayeti ve lütfu ile her türlü gam ve kederden acil olarak kurtarsın.
Allah sabır ve sebatımızı arttırsın. Ayaklarımızı bu din üzere sabit kılsın. Müslüman kardeşlerimizin sabrını arttırsın. Onları güçlü kaleler kılsın. Dünyanın neresinde olursa olsun Yahudi zebaniler tarafından şehit edilen, incitilen, mahkûm edilen, çaresiz, mazlum ve yetim bırakılan tüm Müslümanları Rabbim muhafaza etsin Âmin.
SAYGILARIMLA VESSELAM !!
İmdat Yayla
Müslümanların Olmazsa Olmazı Sabır Ve Tefekkür
Hasan Yayla
Konya’da Gönül Sofraları
Dr. Cemil Paslı
İhtiyarlar Cennete Giremez!
Erol Sunat
Vefa Uzaklarda Kalan Bir His
Beyza Bandırma Kelek (Eğitim Koçu)
Hocalı Katliamı
Ahmet Turan (Gazeteci-Yazar)
Kâbe de Hacılar Hu Der
İlayda Mangal (Psikolojik Danışman)
6 Şubat: Hatırlamak mı, Tüketmek mi?
Mustafa Kaygusuz (Emekli Emniyet Müdürü)
Bir Derviş Hüseyin Taşkın...
Gülay Çetkin (Eğitim Gücü Sen. Denizli Temsilcisi)
Efsane Vali Recep Yazıcıoğlu Denizli’ye Geri mi Döndü?
Ömer Kacar (Eğitim Gücü Sen İlçe Temsilcisi)
Ebabiller Hâlâ Var