Sevgili Arkadaşlarım, Kıymetli Dostlarım, Canlar,
Yaşadığımız dünyada bütün insanlar konuşmayı sever. Ancak dinlemeyi seven pek azdır. Menfaatlerle harmanlanmış, insanın lehine olan üslup içindeki konuşmalar genellikle dinleyici bulur. Kendinizi anlatmanız karşılığında bir dinleyici bulmak, işte bu gerçekten zordur. Ne kadar donanımlı olduğunuzun, fikirlerinizin, hadiselere bakışınızın, insanları ve dünyayı nasıl hissettiğinizin ve ne istediğinizin pek de önemi yoktur. Neler başardığınızın ve yaptıklarınızın anlamı, dinleyen biri olmadığında kaybolur.
İnsanların fikirlerini ve duygularını paylaşmalarına izin verilmediği için belki de "Kardeşlik" nidaları yükselirken, "Hayvanlarla Dostluk" köprüleri kuruluyor. Belki de yalnızlığın, kimsesizliğin, gelecekle ilgili kaygıların ve korkuların yankıları bunlar. Aslında altın anahtar, ya da bütün kilitleri açma gücüne sahip sır dolu anahtar, biraz susmak ve dinlemektir.
Kıymetli Dostlarım, Canlar,
Günümüzde hemen herkesin yaşadığı sorunların özünde kişinin sadece kendini dinlemesi vardır. Kendi iç iletilerine odaklanmak, herhangi bir konuda ne düşündüğünün ve ne hissettiğinin ön plana çıkması, çevreyle kurulan iletişime gölge düşürür, etkinliğini azaltır ve ortadan kaldırır.
İnsanlık derslerinden biri, “Kendinden önce başkasını düşünmektir.” Her sofrada lokmamızı bölüşmeyi, bir tas çorbayı pay etmeyi unuttuk. Komşunun acısına koşmayı, yoldan geçenin selamını almayı, büyüğe hürmet, küçüğe şefkat göstermeyi unutturdular. Hatta öyle zamanlar olurdu ki, insan kendi isteklerini, özünü, hayalini unuturdu da el için yaşadığını sanırdı.
İşte bu yüzden, yıllar sonra bir köşe başında ya da gecenin sessizliğinde insan kendi kendine soruyor: Nereye kadar kendimden vazgeçmeliyim? El için ne kadar ödün verebilirim? Yoksa özünü, varlığını hiçe saymak, gerçek doğru mudur?
Sevgili Arkadaşlarım, Kıymetli Dostlarım, Canlar,
Söz konusu olan “ben” asla bencillik değil. Bencillik, başkasının hakkına göz dikmek, yalnız kendi çıkarını gözetmektir. Oysa burada kastedilen, insanın önce kendini tanıması, kendi içini düzene koyması, yüreğini, aklını, niyetini sağlam tutmasıdır. Kişi kendini bilmeden, sınırlarını görmeden, gücünü tartmadan başkası için gerçekten yararlı olamaz.
Yunus Emre, yüzlerce yıl önceden seslenir:
“İlim ilim bilmektir,
İlim kendin bilmektir.
Sen kendini bilmezsin,
Ya nice okumaktır?”
Kendini bilmeyen, niyetinin neye yettiğini anlamayan, başkası için de yol gösterici olamaz. Bazı günler, fedakârlığın en büyüğü gerekebilir. İnsan yurdu için, sevdası için, doğrusu için canını verir, bundan büyük bir şeref yoktur. Ancak günlük yaşantımızda, her işte, her ilişkide kendimizi yok saymak doğru değildir? Başkası için yaşamak, kendini unutmak, zamanla insanı yorup, solgun bir gölgeye döndürmez mi? Burada ölçü şudur: İnsan önce kendini yetiştirir, aklını, gönlünü besler; sonra bu birikimiyle el için, yakın için, yurt için emek verir. Kendi varlığını güçlendiren, çevresine de güç taşır. Özünü bilen, el için daha büyük işler başarır.
Atatürk’ün şu sözü çok anlamlıdır: “Kendisini kurtaramayan, başkasını kurtaramaz.”
Bunun karşılığı sadece maddi güç değildir; insanın sözü, duruşu, yüreği, bilgisi, niyeti de sağlam olmalı. Çünkü başkasına umut olan, kol kanat geren, önce kendi içinde dirlik bulan insandır. Kendini bilmeyen, yönünü şaşıran, her rüzgârda savrulan, başkasına da kılavuz olamaz.
Sevgili Arkadaşlarım, Kıymetli Dostlarım,
Dilde, törende, yolda, inançta da aynı ölçü geçerlidir. Kendi diline sahip çıkamayan, töresini yaşatamayan, inancını özünden kavrayamayan insan, başkasıyla gönül birliği kurmakta da zorluk yaşar.
İmam Gazali’nin şu sözü, bu konuda bir ışıktır: “Gönlünü düzeltmeyen, dünyayı düzeltemez.”
Peygamberimizin bir uyarısı da gönül kapımızı aralar: “Kendin için istediğini, el için de istemedikçe gerçek mümin olamazsın.” Burada bir denge var: Kendi isteğinden, hayrından el için de pay ayırmak. Ama önce o isteği, o güzelliği özünde bulmak… Kendine şifa olamayan, başkasına derman dağıtamaz. Kendi içini onarmadan, başkasının acısına çare bulmak kolay değildir.
Kıymetli Dostlarım, Canlar,
Hayat, tek başına ne kendin için, ne de büsbütün el için yaşanır. Asıl olan, dengeyi bulmak; özünü bilip güçlenmek, sonra bu ışığı el için de yakmaktır. Ne kendini unut, ne de sadece kendini düşün! Kökü sağlam, özü gür olan insan, çevresine de meyve verir, gölge olur, umut olur.
Yunus Emre der ki: "Sözünü bilen kişinin, yüzünü ağ ede bir söz. Sözü pişirip diyenin, işini sağ ede bir söz. Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı, Söz ola zehirli aşı, bal ile yağ ede bir söz."
Saygılarımla, Vesselam…
Beyza Bandırma Kelek (Eğitim Koçu)
Hissedemeyenlerin Çağı
İmdat Yayla
Konya'nın Manevi İklimi, Ramazan Ayı Geldi
Hasan Yayla
Konya Bir Velespit Şehridir
Dr. Cemil Paslı
Altın Yumurtlayan Tavuğu Kesmek
Ahmet Turan (Gazeteci-Yazar)
Onbir Ayın Sultanı
Erol Sunat
Dağın Zirvesine Çıkmasına Çıkılır da
İlayda Mangal (Psikolojik Danışman)
6 Şubat: Hatırlamak mı, Tüketmek mi?
Mustafa Kaygusuz (Emekli Emniyet Müdürü)
Bir Derviş Hüseyin Taşkın...
Gülay Çetkin (Eğitim Gücü Sen. Denizli Temsilcisi)
Efsane Vali Recep Yazıcıoğlu Denizli’ye Geri mi Döndü?
Ömer Kacar (Eğitim Gücü Sen İlçe Temsilcisi)
Ebabiller Hâlâ Var