Sevgili Arkadaşlarım, Kıymetli Dostlarım, Canlar,
Yaşadığımız toplumda yaygın bir şekilde kullanılan “Her doğru, her yerde söylenmez” sözünü, gerçekten Kur’an ve Sünnet süzgecinden geçirdik mi? Genellikle hiç risk almak istemeyenler, karşıdan gelecek tepki ve şiddeti hesap ederek, konuşulması gereken yerde susmayı tercih edenler, “ne şiş yansın ne kebap” diyerek durumu idare edenler, yasak savıcılar, hasbî değil hesabî olanlar ve ağrımadık başını ağrıya sokmak istemeyen “tatlı su Müslümanları” hep bu söze sığınırlar.
Peki, bu konuda Hayat Kitabımız Kur'an-ı Kerim'e baktığımızda karşımıza ne çıkmaktadır? Yüce Rabbimiz (Bakara: 2/42) ayetinde şöyle buyurmaktadır: “Hakkı bâtıla karıştırmayın ve bile bile hakkı gizlemeyin.” “Ey kitap ehli! Niçin hak ile bâtılı karıştırıyor ve bile bile hakkı gizliyorsunuz?” (Âl-i İmrân: 3/71) Bu ayetlerde Allah u Teâlâ, Kitap ehlinden olan Yahudilerin ellerindeki Tevrat'ta bulunan doğruları gizlediklerini, hakkı batıla karıştırdıklarını bildirerek bize; “Ey Muhammed Ümmeti! Sizler de hakkı batıla karıştırarak Kur’an'daki doğruları gizlemek suretiyle Yahudileşmeyin” mesajını vermektedir. Zalim idareciye karşı hakkı haykırmak, bu görevi yapanın belki de hayatına mal olacak bir cihattır. Bu cihadı göze alanlar en büyük kahramanlardır. Çünkü ölümü göze almışlardır. Tarih boyunca görülen gerçek şudur: Zalimlere karşı çıkanlar, hayatlarını feda ederek toplumları ve insanlığı kurtarmışlardır.
Kıymetli Dostlarım, Canlar,
Yaşadığı Çağa damgasını vurmuş olan hemen hemen bütün âlimler, neye mal olursa olsun, doğruları söylemekten geri durmamışlardır. Gerekirse o uğurda zindana atılmışlar, kamçılanmışlar ama hakkı söylemekten vazgeçmemişlerdir. “Her doğru her yerde söylenmez” diyerek inzivaya çekilmemişlerdir. Mezhep imamlarının ve toplumun önünde giden âlimlerin hayatına bakın, bedeli ne olursa olsun, hakkı her yerde söylemekten uzak durmamışlardır. Demek oluyor ki, baskı ve şiddetten korkan bir kısım kişiler, bireysel olarak hakkı söylemek yerine susmayı tercih edebilirler. Çünkü hakkı söyleyerek “iyiliği emretme ve kötülükten menetme” ameliyesi, bir kısım insanların yapmasıyla diğer Müslümanlardan sorumluluğu düşen bir farzdır. Yani farz-ı kifâyedir. Doğruları her yerde söylemenin topluca terk edilmesi, bütün Müslümanları sorumlu kılar. Öyleyse doğruları her yerde söyleyebilecek cesur yüreklerimiz olmalıdır.
İnsan bazen taraf olduğu ve muhabbet beslediği insanların da ayıp ve kusurlarını görmez. Bazen onların kusur ve ayıplarına ortak olarak örtmeye çalışır. Rızayı ilahî olduğunda ise iş değişir. Eğer rızayı ilahî olmazsa, her önümüze gelen insana husumet besleriz. Bu da güzel bir vasıf değildir. Daima kendimizi doğru, mesleğimizi hak bilir, kimseyi dinlemez ve tanımayız. Dolayısıyla insanlara husumet etmek ve kin beslemek yerine, kalbindeki kötülüğe husumet et. Onun def'ine çalış, nefsinle mücadele ederek onun kötülükleriyle mücadele et.
Unutmayalım ki; “Medeniyetler, konuşulması zor zamanda, risk alarak doğruları konuşanlar sayesinde gelişir.” Gerisi züğürt tesellisidir.
SAYGILARIMLA VESSELAM
Hasan Yayla
Okullarımıza Uzanan El...
İmdat Yayla
ÇİFTÇİ; Herkesi Doyuran Kendi Aç Kalana Denir
Ahmet Turan (Gazeteci-Yazar)
Tarım Fuarı Konya Da Buluşturdu
Dr. Cemil Paslı
Değişim/Eğitim Sabır İster
Beyza Bandırma Kelek (Eğitim Koçu)
Başbuğ’un İzinde Bir Ömür
Gülay Çetkin (Eğitim Gücü Sen. Denizli Temsilcisi)
Özgürlük Vaat Ediyoruz; Aslında Öyle Değil, Çok Kolay
Erol Sunat
Hayırlı Bayramlar
Ali Sait Öge (Gazeteci-Yazar)
Evlerine Gitmediklerimizin Kabirlerine Gittik
İlayda Mangal (Psikolojik Danışman)
Sınırsız Çocukluk, Zor Yetişkinlik
Mustafa Kaygusuz (Emekli Emniyet Müdürü)
Bir Derviş Hüseyin Taşkın...