Sevgili Arkadaşlarım, Kıymetli Dostlarım, Canlar,
Yüce Yaratan hepimizi özde bir, insan olarak eşit yaratmış olabilir; fakat ne yazık ki herkesin göğsündeki o manevi teraziyi, yani vicdanı aynı seviyede tutmamış. Hayat sahnesine baktığınızda insanları birbirinden ayıran en keskin çizginin bu olduğunu görürsünüz. Kimi insan vardır; bir kalbi incitmemek, bir gönlü kırmamak için basacağı toprağı bile incitmekten çekinir. Kimi insan da vardır ki basıp geçtiği yüreği yıkıp dökmekten, arkasında enkaz bırakmaktan zerre miktar hayâ etmez.
Hayatın değişmez bir kuralıdır: Vefa, asil ruhların harcıdır. Kendimden bilir, kendime yakıştırırım; bana yapılan küçücük bir iyiliği dahi bir ömür boyu unutmam, başımın üstünde taşırım. Ancak madalyonun diğer yüzü her zaman böyle parlak değildir. Çoğu zaman kendi hayatımızdan, konforumuzdan, hatta geleceğimizden ödün vererek yaptığımız fedakârlıkların birileri tarafından nasıl kolayca görmezden gelindiğine şahit oldum.
İnsanı insan yapan şey gerçekten ne? Süslü kıyafetler mi, makamlar mı, yoksa kusursuz bir dış görünüş mü? Asla. İnsanı insan yapan dış görünüşü değil; vicdanı, merhameti ve ahlakıdır. Vicdan, insanın içindeki ilahi pusuladır. Eğer bir insanda bu pusula bozulmuşsa onun yönünü bulması imkânsızdır. Vicdanı olmayanın ne kardeşliğine ne sevgisine ne de ağzından çıkan tek bir söze güven olur. Çünkü vicdansızlık, güveni kemiren en tehlikeli kurttur.
Kıymetli Dostlarım, Canlar,
İnsan bu hayattaki en büyük kırgınlıkları genellikle uzağındakilerden değil, en yakınlarından alır. Hani derler ya, "Akrabanın akrabaya ettiğini akrep etmez" diye... Yüce Allah da kullarının geleceği ve iç huzuru için yeri geldiğinde akrabayla bile araya mesafe koymayı öğütler:
"Ey iman edenler! Eğer imana karşı küfrü sevip tercih ediyorlarsa babalarınızı ve kardeşlerinizi bile dost edinmeyin! Sizden kim onları dost edinirse işte onlar zalimlerin ta kendileridir." (Tevbe Suresi, 23. Ayet)
Çünkü ne acıdır ki hemen her ailede gizli veya açık bir şekilde menfaatperest ve dedikoducu insanlar mevcuttur. Yüzünüze gülerken arkanızdan kuyunuzu kazacak kadar alçalan, başarınızı hasetle karşılayan, düştüğünüzde el uzatmak yerine mağduriyetinizi dedikodu sermayesi yapan insanlara sırf "kan bağı" var diye katlanmak zorunda değilsiniz. Menfaati bittiğinde muhabbeti de biten, dilinden zehir damlayan akrabaya mesafe koymak bir kopuş değil; bilakis insanın kendi ruhunu, ailesini ve huzurunu koruma altına alma refleksidir.
Netice itibarıyla dışı insan, içi şeytan olanlardan uzak durmak, hayata karşı alınacak en asil tavırdır. Yolumuz; kalbi incitmekten korkan, fedakârlığı gören, vicdanını rehber edinmiş ahlaklı ve merhametli insanlarla kesişsin. Unutmayalım ki dünya malı, akraba çevresi, şan ve şöhret gelip geçer. Geriye sadece temiz bir vicdan ve kırılmamış kalpler kalır. İnsanı insan yapan terazi; vicdanı ve akraba imtihanıdır.
Sevgili Arkadaşlarım, Kıymetli Dostlarım, Canlar,
Hayatın en engebeli, en yorucu yollarından geçerken bile yolumu şaşırmamaya, kimseyi ezerek yürümemeye gayret ettim. Ameliyat masalarında verilen yaşam mücadelelerinden ruhu törpüleyen kırgınlıklara kadar ne yaşadıysam tek başıma yüklendim. Bu yolu; "kardeş" dediklerimi, can bildiklerimi ya da bir başkasını inciterek değil, ne pahasına olursa olsun insan kalarak yürümeyi seçtim.
Çünkü ben iyiliğin o sessiz ama derin gücüne, vicdanın zarafetine ve samimiyetin asil duruşuna inandım. Haksızlıklar karşısında başımı eğmemek, doğrudan ayrılmamak ve en önemlisi tek bir insanın bile gözyaşına sebep olmamak için ömrümce mücadele ettim. Bugün aynaya baktığımda; eksiklerimle, kusurlarımla ama alnım açık bir biçimde duruyorum.
Ancak ne acıdır ki hayat, bazen en büyük hayal kırıklıklarını en yakınınızdakiler eliyle önünüze koyuyor. Kendisini "iyilik perisi", aile içinde ya da çevresinde "adalet dağıtıcısı" gibi sunanların maskesi gerçek bir sınavla karşılaştığında düşüveriyor. Meğer o adalet nutukları atanlar, bir haramzade Kardeşinden çekindikleri ve korktukları kadar inandıklarını söyledikleri değerlerden ve Yaradan’dan korkmuyorlarmış. Yüzüme karşı büyük cümleler kuranların, mangalda kül bırakmayanların, mesele asıl muhatabına geldiğinde nasıl birdenbire dilsiz ve aciz kaldıklarına şahit oldum. Sözde kalan erdemlerin, kâğıttan kuleler gibi ilk rüzgârda nasıl yıkıldığını gördüm.
Artık kelimelerin bittiği yerdeyim. Söylenecek her sözün fazla, kurulacak her cümlenin ağır geleceği bir noktadayım. Kimin ne dediğine, kimin nerede durduğuna bakmaksızın ben yine kendim olmaya devam edeceğim. Haksızlığı, ikiyüzlülüğü ve suskunluk maskesinin ardına saklanan acizleri Allah’a havale ediyorum. Takdir O’nundur. Vicdanı olanın başka şahide, hesabı ahirete kalanın başka söze ihtiyacı yoktur.
Saygılarımla, vesselam.
İmdat Yayla
Hocam Vicdansızlığın ve Suskunluğun Ağırlığı Çok Zor
Hasan Yayla
Kişisel Gelişimin Yaşı Yoktur
Özkan Buyrucu
Asya Fırtınası Karşısında Türk Sanayisi
Dr. Cemil Paslı
Kullukta Kolaya Kaçmak
Erol Sunat
Bu Hikâye Uzun Bu Hikâye Derin
Ahmet Turan (Gazeteci-Yazar)
Kime Benzedik Acaba
Gülay Çetkin (Eğitim Gücü Sen. Denizli Temsilcisi)
Bakan Tekin’e Denizli’de Ne Dediler?
İlayda Mangal (Psikolojik Danışman)
Bir Sonuç Kâğıdı mı, Bir İnsan Hikâyesi mi?
Prof. Dr. Mevlüt Mülayim
Hububat Fiyatları ve Dane Kayıpları