Sevgili Arkadaşlarım , Kıymetli Dostlarım, Canlar
Dünya, kendi menfaatleri uğruna gerçeği eğip bükenlerin, her fırsatta kendisini "sütten çıkmış ak kaşık" gibi sunanların sahnesi haline geldi. Kendi hikayelerini istedikleri gibi süsleyip anlatabilirler, yalanlarını en çekici ambalajlarla sunabilirler. Fakat unutulmamalıdır ki, yalan ne kadar parlatılırsa parlatılsın, gerçek asla değişmez. İnsanları bir süreliğine kandırabilirsiniz. Tatlı dille, süslü cümlelerle içinizdeki fesatlığı ve kötülüğü gizleyebileceğinizi sanabilirsiniz. Ancak günün sonunda hesabın İlahi Adalet’e verileceği o anı asla aklınızdan çıkarmayın. İçinde kötülük ve samimiyetsizlik taşıyan biri, kurguladığı senaryo ne kadar kusursuz görünürse görünsün, asla ve asla kazanamaz.
Sevgili Arkadaşlarım
Ne Olursan Ol, Asla İki Yüzlü Olmayın . İki yüzlülük, insanın kendine yapabileceği en büyük kötülüktür. Bir yüzüyle dürüstlük sembolü gibi davranıp, diğer yüzüyle arkadan iş çevirmek ve sahtekarlığın kitabını yazmak... İşte asıl tiksindirici olan budur. Ortalıkta "küçük dağları ben yarattım" edasıyla dolaşan, kibirinden yanına yaklaşılmayan insanlara bir bakış atın. O kabarık egolarının ve mide bulandırıcı tavırlarının ardında, aslında beş para etmez bir kişilik barındırıyorlar. Dışarıdan ne kadar büyük görünmeye çalışırlarsa çalışsınlar, karakterlerinin içi boş kalmaya mahkumdur. Karakter, insanın en büyük sermayesidir. Maskeler elbet bir gün düşer ve tarih, sadece dürüst kalanları şerefle anar.
Kıymetli Dostlarım , Canlar
Menfaat... Günümüz insanının en büyük zaafı. Çıkarları uğruna doğruyu eğip bükmekten çekinmeyen, kendi hatalarını ört bas ederek kendilerini adeta bir masumiyet abidesi gibi gösterenler aramızda gezip duruyor. Onlara tek bir sözüm var, Hikâyenizi istediğiniz gibi anlatın. İstediğiniz kadar ballandıra , ballandıra konuşun, kendinizi aklamaya çalışın. Gerçeklerin, sizin kurgularınıza boyun eğmek gibi bir huyu yoktur.
Toplumu, çevrenizdekileri veya kandırabileceğinizi düşündüğünüz herkesi bir süreliğine ikna edebilirsiniz. Peki ya vicdanınız? Ya en nihayetinde kapısını çalacağınız İlahi Adalet?
Kalbinde fesatlık, ruhunda kötülük taşıyan hiçbir insan nihai bir zafer kazanamamıştır, kazanamaz da. Bir yüzüyle dürüstlük yemini ederken, diğer yüzüyle her türlü samimiyetsizliği sergileyenlerin maskedeki dikişleri patlamaya mahkumdur. O küçük dağları kendilerinin yarattığını sanan kibir abidelerine bakıyorum da, sergiledikleri o mide bulandırıcı tavırlar, tiksindiren karakterleri ve beş para etmez kişilikleri gözler önüne serildikçe ne kadar küçüldüklerini göremiyorlar.
Sevgili Arkadaşlarım , Kıymetli Dostlarım, Canlar
Sevgili Hocam Hayatta her şey olabilirsin, başarılı, zengin, makam sahibi. Ama dürüst olamadıktan, iki yüzlülükten sıyrılamadıktan sonra sahip olduğunuz hiçbir şeyin değeri yoktur. Maskelerinizle oynadığınız bu tiyatro bittiğinde, elinizde kalacak tek şey koca bir hiçliktir. Suskunluk, her zaman bir kabulleniş değildir. Bazen sadece edebin, ahde vefanın ve kul hakkından duyulan o derin korkunun sessiz çığlığıdır. Metanetle durup sesi çıkarmamak, yapılan haksızlıklara ya da dayatılan diktalara boyun eğmek anlamına hiç gelmez. Fakat ne yazık ki insanoğlu, karşısındakinin nezaketini ve sessizliğini sıkça bir zafiyet sanma gafletine düşer.
Büyük bir özgüvenle kurulan, göğsü kabartarak "Hesap soracağım" diye yankılanan o iddialı cümleler şimdi nerede? Zamanın ve şartların arkasına saklanıp "Ben artık yokum" demek, bir sorumluluktan kaçış olabilir ama vicdanın yükünü hafifletmeye yetmez. Bir zamanlar dik duruş sergilediğini iddia edenlerin, sıra sorumluluk almaya veya verilen sözü tutmaya geldiğinde aniden çekilip gitmesi, karakterin kırılma noktasıdır.
İnsan ilişkilerinde en tehlikeli olan maskelerdir. Bir yüzü ipek gibi yumuşak, zarafet dolu ve güven veren, diğer yüzü ise sert, duyarsız ve tutarsız. İpek kumaşın zarafetine kanıp arkasındaki gerçeği görememek, bu hayatın en acı tecrübelerinden biridir. Ancak unutulmamalıdır ki, ipeğin altına gizlenen hiçbir samimiyetsizlik sonsuza dek saklı kalamaz.
Bugün ses çıkarmamış olmak, meydanı diktatörce tavırlara bırakmak demek değildir. Sadece hesabı insanlara değil, zamanın ve mekânın ötesindeki o en adil makama havale etmektir.
Sözler unutulabilir, verilen vaatler rafa kaldırılabilir ve sığınacak bahaneler bulunabilir. Ama unutulmaması gereken tek bir hakikat vardır: İlahi adalet ne gecikir ne de şaşar. Bugün hesap vermekten kaçınanlar, yarın o adalet tecelli ettiğinde, sığınacak bir bahane bile bulamayacaklardır.
SAYGILARIMLA VESSELAM