Sevgili Arkadaşlarım, Kıymetli Dostlarım, Canlar,
Geçen hafta bazı işlerim dolayısıyla Ankara’daydım. Zaman buldukça dostlarımı ziyaret etmeye çalıştım. İlk olarak, yıllardır görmediğim bir dostumu ziyaret ettim. Gördüm ki, ne makamı ne de konumu insanlığından en ufak bir şey kaybettirmemiş; aksine, görev yaptığı her yerde gönüllere girmiş, tüm insanların gönüllerini fethetmişti. Daha sonra ahretliğimi ziyaret ettim. O da öyleydi; benim gönlümde ayrı bir yeri olduğu gibi, tüm insanların gönüllerini de fethetmişti. Üçüncü ziyaretim, çok yoğun işleri olmasına rağmen sözlüğünde "hayır" kelimesi olmayan genel başkanıma oldu. Zamanı olmamasına ve randevu bile almadan çat kapı gitmeme rağmen, o yoğunluğun arasında "Bir kahve içmeden seni göndermem." demesi beni ziyadesiyle memnun etti. Son ziyaretim ise yine randevu almadan çat kapı gittiğim, yıllarca beraber görev yapma şerefine nail olduğum gönül dostu bir insana oldu. Ve şunu gördüm: Hayatım boyunca "İyi ki tanımışım, iyi ki onların gönüllerine girmişim." dediğim birkaç dost edinmişim. Telefonla aramadığımda bir sürü mazeret uyduranlar yok mu? Tabii ki var. Onların da canı sağ olsun, onlar da bende sadece "tanıdık" olarak kalır. Çevremiz insanlarla dolu; ancak gönülleri fethedecek, gönlü hoş, dili hoş, sohbeti hoş insanlar bize lazım.
Gönül insanı olabilmek için evliya ya da peygamber olmak şart değildir. Ancak gönül insanı olabilmek için peygamberlerin ve evliyaların beslendiği kaynaktan beslenmek gerekir. Mevlâna der ki: “Can konağını aramaktaysan, cansın. Bir lokma ekmek arıyorsan ekmeksin. Bir damla su arıyorsan susun. Ne ararsan kendinde ara.”
Sevgili Dostlarım, Canlar,
Benim dostlarım, asla makam ve mevki kazanmak için yol yürümediler. Onlar tam tersine, makam ve mevkie gelince insanlara nasıl davranılması gerektiğini halleriyle gösterdiler. Bugün toplumda adalet duygusu yok olduysa, haramzadelerle dolduysa, bu, gönül insanlarını örnek almadıklarının bir sonucudur. Kalp kırmanın Kabe’yi yıkmaktan daha beter olduğunu bilselerdi , belki kalp kırmamak için tüm güçleri ile nefisleriyle mücadele ederlerdi.
En kestirme ifadeyle "gönül insanı" yok denecek kadar az. Nasıl çok olsun ki? Kim yetiştirecek böyle güzel gönül insanlarını ? Mana önderleri el etek çekmiş dünyadan. Adap ve ahlak yok edilmiş . Ukalalıklarıyla baş başa bırakılarak cezalandırılmışlar bir çok insan. Sevgiden mahrum kalpleri düşünün şimdi. Soğuk ve yalnız, Kalpleri öyle katılaşmış ki, taşlar bile onların yanında ipek kalır. Bakara Suresi 74. Ayette Yüce Allah şöyle buyuruyor: “Sonra bunun arkasından kalpleriniz katılaştı; şimdi onlar taşlar gibi, hatta daha duygusuz. Çünkü taşların öylesi var ki içinden nehirler kaynıyor; öylesi var ki çatlıyor da bağrından sular fışkırıyor ve öylesi var ki Allah’ın haşyetinden yerlerde yuvarlanıyor.” İşte o kalplerde bu özellikler yoktur.
Sevgili Arkadaşlarım, Kıymetli Dostlarım, Canlar,
Evet, gönül insanı olmak çok zor bir iş değildir. Sürekli empati yaparak karşımızdaki insanlara davranmak yani, karşımızdan ne bekliyorsak, onlara öyle davranmak gerekir. "Tatlı dil yılanı bile deliğinden çıkarır." Evet, düşmanımıza karşı bile tatlı dille muamelede bulunmak gerekir. Bir masada en güzel yer neresiyse, önce karşımızdaki insanı oraya davet edebilmek; o istemiyorsa biz oturacağız. Küfür kokan bir dil istemiyorsak, biz de küfürlü konuşmayacağız. Cömert bir dost istiyorsak, önce biz cömert olacağız. Yüzü güleç bir muhabbet istiyorsak, önce bizim yüzümüz gülücükler saçmalı. Bildiğiyle amel etmesi gereken bir rol model istiyorsak, önce biz bildiklerimizle amel etmeliyiz.
Gönül insanı olmak fedakârlık ister. Gönül insanı olmak, tüm benliğinden vazgeçip insanları zor durumlarından kurtarıp selamete ulaştırmak için çaba sarf edecek yiğitlik gerektirir.
Son olarak, büyüklerim öğüt verirken şöyle derlerdi: “Gönül insanı şunu bilir ki insanın kapasitesi koyduğu hedefler kadardır. İnsan için en büyük mutluluk büyük hedefler belirlemek ve onlara ulaşmaktır. Hedefsiz, plansız ve programsız çalışma, verimli tarlaların nadasa bırakılması ya da yaban otlarıyla dolmasına seyirci kalınmasıdır. Büyük hedefler ve büyük inançlar, büyük sonuçlar doğurur. Başarılı olanlar, nereye gittiklerini bilenlerdir.
Çünkü neyi aradığını bilen, bulduğunun farkında olur.” Başarmak, insanın kuvvetlerini bir hedefe kilitlemesi ve onu elde etme sürecine girmesidir. İnsan istediklerine odaklanmalı, istemediklerine değil. İnsanın, kendi motorunun elektriğini üreten dinamo gibi olması için dert sahibi olması gerekir. Dert, insanı şarj eder, ataletten harekete geçirir, heyecan verir. Bu yüzden, hayatın zorlukları karşısında insanın ne kadar yıkıldığından çok, ne kadar ayağa kalkabildiği önemlidir. Bu da dertle olur.
Gönlümüzün neler ,neler çektiğini bizden iyi kimse bilemez. Bunu kabul etmek, kendi gönlümüz dertli olunca başka gönle nasıl yardımcı olacağımıza inanmak gerekiyor. Öç ve gururu gönülden atmak; gönlümüzde ne varsa dilimizde de o olması gerekiyor.
Haramın, hilenin, riyanın gönülleri karartmaması gerekiyor. Gönül dostlarını başkalarına şikayet etmemek gerekiyor kesinlikle. Gönül acısını ancak bir dost elinin geçirebileceği fikrinden hareketle gönlü güzel insanlara kapıları kapatmamak, onlarla hemhal olmak gerekiyor. Öyle olmak gerekiyor ki bizim gönlümüz de güzel olabilsin.
Hz.Mevlânâ: ‘’Dertli insanın gönül evi, duman içindedir; derdini dinlersen o eve bir pencere açmış gibi olursun.’’ Önce gönül kazanmak lâzım. Gönül kazanamazsak, yapayalnız kalmayı göze alıyoruz demektir. Vermemiz gerekenlerin hepsini gönülden verebilmek lazım.Bu, mutlu yaşamanın temel kuralı Evet, evet; işin özü, kendi kalbine daha çok bakarak hayatı bulanıklıktan kurtarmak, kalp kazanmak, gönül almak; gönlü ferah tutmak. Bunun için yeter şart, gönül gözü ile bakıp gönül gözü ile görebilmek. Gönül gözü ile bakabilirsen, Gönüllerin anahtarını yumuşak huy ve yumuşak kelimeler kabul edince, açılmayacak kapı yoktur.
Saygılarımla, Vesselam.