Sevgili Arkadaşlarım , Kıymetli Dostlarım , Canlar
Yüce Allah yaşadığımız yalan dünyada , önümüze bin bir türlü yol ayırımı ve bu yollarda türlü , insanlar ile imtihan eder. Benim imtihan dolu hayatıma dönüp geriye baktığımda, heybemde kalan en büyük hakikatin üç kelimede gizli olduğunu görüyorum, niyet, gayret ve amel. Gerisi, sadece bu üçlünün etrafında dönen birer gölgeden ibaret. Benim bu hayattaki en büyük servetim, ne banka hesapları ne de arkama aldığım gölgelerdir. Benim asıl sermayem, kimseye eyvallahım olmadan, kendi tırnaklarımla kazıdığım o helal hayat mücadelemdir.
Kıymetli Dostlarım , Canlar
İnsan düşe kalka büyür derler ya, doğru. Ama eksik. İnsan, asıl düştüğünde kimin elini uzattığına, kimin arkasını döndüğüne bakarak büyür. Ben, düştüğümde kimseden medet ummamayı, o düştüğüm yerden tek başıma, daha güçlü bir şekilde ayağa kalkmayı çok erken yaşlarda öğrendim. En önemlisi de ne biliyor musunuz? Kimsenin minnetini, o ağır ve ezici diyetini sırtıma yük etmedim.
Kolay kolay sitem etmem ben. Hayatın getirdiği acıyı da tatlıyı da, iyiyi de kötüyü de hep kendi içimde yaşadım, kendi içimde sindirdim. Suyu bulandırmadım, kırıp dökmedim. Ancak her sabrın bir sınırı, her taşın bir çatlama noktası var. İnsan bir kere soğumaya görsün... O soğukluk, hiçbir ateşle tekrar ısınmıyor. Bu saatten sonra ne yeriniz kaldı bende, ne de bir dirhem hatırınız. Hak edene hürmet, hak etmeyene ise sadece mesafe kalır artık.
Rahatsızlığımı bile bile menfaatiniz için beni kırıp döken sizleri, hesapların en büyüğünü gören, adaleti şaşmayan Yüce Allah’a havale ettim. Çünkü çok iyi biliyorum ve kalben inanıyorum ki; Aldığınız hiçbir ah yanınıza kalmayacak. İlahi terazi günü gelir, herkesin hak ettiğini önüne koyar. Açık ve net söylüyorum: Bu saatten sonra kapım sizlere kapalı. Ben o derin gaflet uykusundan uyanalı, gerçekleri çıplak gözle göreli çok oldu. Sizler hâlâ kendi yarattığınız o yapay dünyalarda, kendi çıkarlarınızın rüyasını görmeye devam edin. Ama unutmayın; her rüya elbet bir sabah biter. Sizin de rüyanız bitince, gerçeklerle yüzleştiğiniz o gün... İşte o zaman görüşürüz.
Sevgili Arkadaşlarım , Kıymetli Dostlarım , Canlar
Yaşadığımız hayatta , sabah uyanıp gece başımızı yastığa koyana kadar yaptığımız irili ufaklı yüzlerce davranışın, yani amellerin toplamından ibarettir. Koştururuz, çalışırız, insanlara yardım ederiz, ibadet ederiz. Dışarıdan bakıldığında herkes aynı şeyleri yapıyor gibi görünür. Ancak insanı ve onun ortaya koyduğu işleri birbirinden ayıran, gizli bir terazi vardır. O terazi, kalbin en derininde saklanan niyettir.
İki cihan güneşi Peygamber Efendimiz (s.a.v.), İslam ahlakının ve insan psikolojisinin en temel yapı taşını şu muazzam sözle özetlemiştir:
“Ameller niyetlere göre değerlendirilir / kıymet kazanır.”
Bu hadis-i şerif, sadece dini ibadetlerin değil, günlük hayatımızdaki en sıradan işlerin bile nasıl birer kıymete dönüşebileceğini anlatır. Niyet, sıradan bir eylemi ibadete, alelade bir davranışı ise büyük bir sevaba dönüştürebilen sihirli bir davranıştır.
İki insan düşünün: İkisi de bir fakire para veriyor. Dışarıdan bakıldığında eylem aynı. Yardım etmek. Ancak birinin niyeti sadece "gösteriş yapmak ve alkış toplamak", diğerinin niyeti ise "bir yaraya merhem olmak ve Allah’ın rızasını kazanmak" görünüşte bir olan bu iki amelin hakikatteki değeri siyah ile beyaz kadar farklıdır. İş hayatımızdan bir örnek: Bir esnaf, sabah dükkanını sadece "daha çok para kazanıp lüks yaşamak" için açabilir. Bu dünya için meşru bir çabadır. Fakat aynı esnaf, dükkanını "Çoluk çocuğuna helal lokma yedireyim, insanlara dürüstçe hizmet edeyim" niyetiyle açarsa, o dükkanda geçirdiği her dakika, sattığı her ürün onun için birer ibadet hükmüne geçer. İşte niyet, maddeyi mana ile yoğurmaktır. Ameller birer beden ise, niyet o bedene can veren ruhtur. Ruhsuz bir beden nasıl bir cesetten ibaretse, niyetsiz veya kötü niyetle yapılan ameller de kuru birer emekten başka bir şey değildir. Modern çağın en büyük çıkmazlarından biri, "görüntüye" ve "sonuca" aşırı odaklanıp, "özü" ve "başlangıcı" kaçırmaktır. Bugün başarılar, kazanılan paralarla veya alınan beğenilerle ölçülüyor. Oysa medeniyetimizin bize öğrettiği ölçü tam tersidir: Önemli olan ne yaptığın kadar, onu kalpten temiz duyguyla yaptığındır.
İnsanları kandırabilirsiniz, dışarıya karşı çok hayırsever, çok dürüst, çok çalışkan görünebilirsiniz. Fakat kalplerin özünü bilen Yüce Allah’ı ve kendi vicdanınızı kandırmanız imkansızdır. Bu yüzden her işin başında, ortasında ve sonunda kalbinizi yoklayarak , "Ben bunu gerçekten ne için yapıyorum?" sorusunu kendinize sormak zorundasınız
Sonuç Olarak...
Amellerimize gerçek kıymetini veren, onları parlatan veya karartan yegane unsur niyetlerimizdir. Hayat yolculuğunda heybemizi kupkuru, ruhsuz amellerle doldurmak istemiyorsak; niyetlerimizi her daim taze tutmalı, ihlası ve samimiyeti elden bırakmamalıyız.
Unutmayalım ki; niyet hayır olursa, akıbet de hayır olur. Kalbi temiz tutmak, ameli parlatmanın ilk ve en önemli şartıdır.
SAYGILARIMLA VESSELAM