Sevgili Arkadaşlarım, Kıymetli Dostlarım, Canlar,
Günümüz idarecilerinin yönetim şekli ceza olunca; insanlar yasa ve ceza ile yönetilirlerse onlar bir daha yanlış yapmayacaklar, ancak şeref ve utanma duygularına da sahip olmayacaklardır. İnsanlar erdemle ve ahlak kuralları ile yönetilirse o zaman onlar hem utanma duygusuna sahip olacaklar hem de doğruyu yapmaya çalışacaklardır. İyi ve doğru değer yargılarının oluşturduğu bir sistem bütünü olan ahlakın amacı; iyiyi gerçekleştirmek, iyiye ve doğruya ulaşmaktır. İnsana özgü olan ve insanı diğer canlılardan ayıran bir olgu olan ahlak, davranışlarla ve duygu ile ilgili olup temeli akla ve bilgeliğe dayalıdır. Aynı zamanda vicdan, onur ve erdemle de bir bütün oluşturur. Yani ahlaklı insandan bahsederken onun vicdanlı, onurlu ve erdemli olduğunu söyleriz.
Kıymetli Dostlarım, Canlar;
Kuşkusuz ahlak sadece tek bir kişi ile sınırlı değildir, ahlakın temel dayanağı insandır. Ahlaklı kişilerin oluşturduğu toplumdan, iş ve meslek yaşamından, siyaset kurumundan, evlilik kurumundan; “ahlaklı toplum”, “iş ahlakı”, “meslek ahlakı”, “siyaset ahlakı” ve “evlilik ahlakından” bahsetmek mümkündür. Ahlak kavramının, kişilerin sosyal yaşam içerisindeki ilişkilerini düzenleyen bir disiplin olduğunu söyleyebiliriz.
Bir de din ve ahlak konusunun birlikte ele alındığı “din ahlakından” bahsetmek gerekir. Din ahlakı tartışmasını ilahiyatçılara bırakmak gerekse de sade bir vatandaş olarak bizim inancımız; dinin Allah ile kişi arasında bir konu olduğu, kişinin kendi içinde yaşaması gereken bir değer olduğu, dolayısıyla dünyevi işlere alet edilmemesi gerektiğidir. Ahlakın olmadığı yerde “ahlaksızlık” ya da “gayriahlaki davranış” hep var olacaktır.
Sevgili Arkadaşlarım, Kıymetli Dostlarım, Canlar,
Benim her perşembe günü yolum ister istemez mezarlığın o sessiz, kibirsiz sokaklarına düşer. Her biri birer hayat hikâyesinin son noktası olan taşlara bakarken o meşhur dize aklıma gelir: "Bir mezar taşıdır insandan yarına kalan, onu da başkası yaptırır, gerisi yalan."
Ne kadar sarsıcı, değil mi? Üzerine saatlerce felsefe yapabileceğimiz, hırslarımızı, kavgalarımızı, o hiç bitmeyecekmiş gibi yaşadığımız koşturmacayı tek bir cümlede sıfırlayan bir hakikat.
Büyük Telaşlar;
Yaşarken neyin peşinden koşmuyoruz ki? Daha çok güç, daha çok para, daha büyük evler, unvanlar, bitmek bilmeyen "en iyisi olma" yarışları… Dünyayı fethedecekmiş gibi bir hırsla dolduruyoruz heybemizi. Kırıyor, döküyor; çoğunlukla da en çok kendimizi ve sevdiklerimizi ihmal ediyoruz.
Sonra bir gün, o büyük perdenin kapanış saati geliyor. Ve geriye dönüp bakıldığında, o uğruna ömür tükettiğimiz dünyalıklardan elimizde kalan tek şey; iki metrelik bir toprak parçası ve başucumuza dikilen bir parça mermer oluyor.
Hayatımız boyunca kendi kararlarımızı vermekle, kendi imzamızı atmakla övünürüz. Ama bu dünyadaki son izimiz, son "kartvizitimiz" olan o taşın rengine, şekline, üzerine yazılacak iki satır yazıya bile biz karar veremeyiz. Bizim adımıza bir başkası seçer, bir başkası yazdırır.
Eğer sadece maddiyata, mülke ve egoya dayalı bir hayat yaşadıysak evet, gerisi yalan. Ancak bu dünyadan göçtüğümüzde arkamızda bıraktığımız tek şey o mermer taşından ibaret olmak zorunda değil. Bir insanın asıl mezar taşı, insanların kalbinde bıraktığı izdir. Birinin yüzünde bıraktığınız içten bir tebessüm, zorda kalmış bir ele uzattığınız sessiz yardım, arkanızdan "İyi bilirdik, dürüst insandı" dedirten o tertemiz miras...
İşte o zaman o taş, sadece bir taş olmaktan çıkar; bir şahitlik makamına dönüşür.
Kendinize Bir Soru?
Bugün, bu yazıyı okurken aynaya bakıp kendinize sorma vakti: Biz yarına ne bırakıyoruz? Sadece başkalarının yaptıracağı soğuk bir mermer parçası mı, yoksa sıcaklığı yıllar boyu sürecek güzel bir yâd-ı cemil mi?
Hayat; o taşı başkaları bizim için yaptırmadan önce içini iyilikle, sevgiyle ve anlamla doldurmamız gereken kısa bir emanet. Unutmayalım; hırslar biter, kavgalar söner, mülkler el değiştirir. Geriye sadece nasıl yaşadığınızın hikâyesi kalır.
Hikâyenizi güzel yazın. Çünkü gerisi, gerçekten yalan…
Saygılarımla, Vesselam…