Yaşadığımız şu kısacık dünyada, yenemediğimiz hırslar, bitmez-tükenmez kinler, engerek diller, affetmeye yanaşmayan gönüller taşıyoruz. Bu dünya etme-bulma dünyasıdır. Kimsenin yaptığı yanına kâr kalmamıştır. Birine bir kötülük yapan, yaptığının cezasını hiç ummadığı bir zamanda öyle bir çeker ki, yapanın yaptığı yanına kâr kalıyor diyenler sözlerinden döner tövbe istiğfar ederler. Bir dekar yer için, kardeşini vurmaya kalkanlar, ana-baba ardından söylenmedik laf bırakmayanlar, bu tür insanları galeyana getirip kışkırtanlar ne geçti elinize?
Yetim boynunu büktükçe, ağladıkça, halimi sen gör Yarabbi dedikçe, onu bir gören, bir duyan olmayacak mı sanıyorsunuz? İnsanları kazanmak bu kadar kolayken, neden kaybettiğinizi hiç düşündünüz mü? Hem insan kazanma konusunda konuşacaksınız hem de bunun tamamen tersini yapacaksınız?
Sevgisiz, hoşgörüsüz, merhametsiz, acıma duygusu olmayan insan ne yapabilir? İnsanları kullanır, insan kullanmayı marifet sayar, işinin görüldüğü yere kadar yüzünde sahte gülümsemeler ve gülücüklerle vaziyeti idare ettiğini zanneder. Bencillik konusunda zirvelerde dolaşır. İşi zamanında olmadığı an, o sevecen ve hoş görülü halinden eser kalmaz, dili bir engereğin dilinden daha zehirlidir.
Kalp kırma konusunda, karşısındakinin yaşı, durumu hiç fark etmez. Bu gibileri ancak kendilerinden daha üstün olan güç sahipleri durdurabilir. O da menfaatlerinin bozulacağı endişesi taşıdıkları içindir.
Böyle birinin dostluğuna güvenebilir misiniz? Onunla arkadaşlık edebilir misiniz? İş arkadaşlığı yapabilir misiniz? Onunla bir ömür boyu yol yürüyebilir misiniz? Bu soruların hiçbirinin cevabı evet olamaz. Kendini değiştirme yolunda en ufak bir adım atma niyeti olmayan bu insanlar, her ne yaparlarsa kendilerine yapanlara tipik birer örnektirler.
Hoşgörü, mütevazilik, dürüstlük, tatlı dilli-güler yüzlü olmak apayrı bir meziyettir. Böyle insanları dahi kendi emelleri için kullanmaya kalkan, işine geldiği sürece sırtını sıvazlayan insanların büyük bir çoğunluğu helalleşemeden bu dünyadan ayrılmışlardır. Bu onlar için ağır bir cezadır. Hakkını huzuru mahşere bırakan insanları duymamış olamazsınız.
Haklarını vermedikleri insanları, etraflarından uzaklaştırmak için, kendince mazeretler bulan, incir çekirdeğini doldurmayan şeylerle suçlayan, ben herkesin hakkını verdim diye bağıran-çağıran, senin bende hakkın yok ayrıldın bitti diyen, insanların kendilerine neler ettiğini nasıl anlatsak bilemiyoruz. Böyle birisinin ne kazandığını zannediyorsunuz? İnsan kaybetme şampiyonlarının bir şey kazandığı görülmemiştir! Keşke bu dünyadan ayrılmadan, haklarını yedikleri insanların haklarını verebilselerdi.
Ne mi diyor Hz. Mevlâna?
“Eden kendisine eder. Yapan bulur ve çeker. Unutma ki; kazanmak koca bir ömür ister, Kaybetmek içinse bir anlık gaflet yeter.”
Beyza Bandırma Kelek (Eğitim Koçu)
Bir Öğretmenin İç Sesi
Hasan Yayla
Akdeniz’de İkinci Yüzyıl Hamlesi
İmdat Yayla
Basının Gözünden Sessizliğin Bedeli
Ahmet Turan (Gazeteci-Yazar)
Kalemin Karakterin Olsun
Dr. Cemil Paslı
Hangi Hazine Daha Değerli: Yeraltı mı, Yer Üstü mü?
Ali Sait Öge (Gazeteci-Yazar)
Ben Mesleğimi Özledim…
Erol Sunat
Neyi Arıyorsan O’sun Sen
Ömer Kacar (Eğitim Gücü Sen İlçe Temsilcisi)
Kurtarıcı Maskeli Kuşatmalar içinde Sendikal Biat Kültürü ve Bireyin Direnişi
Özkan Buyrucu
Cumhuriyetin Sanayi Hamlesi ve Atatürk
Gülay Çetkin (Eğitim Gücü Sen. Denizli Temsilcisi)
Eğitimde Yeni Yönetim Şekli; İdare Edemeyeni İdare Et