Uçurumun Kenarı

Erol Sunat

24-06-2024 13:49

Genç yönetici bunalımlı bir hayattan geliyordu. Kendini tamda toparlayamadan yeni bir göreve atanmıştı. Geride bıraktığı, kopamadığı olaylar vardı.

Ne kafasındakiler dağılmıştı ne de yeni işine uyum sağlayabilmişti. Bulunduğu yerde kendinden yirmi yaş kadar büyük herkesin ağabey dediği bir yönetici vardı. O yönetici de kendine bağlıydı. Bir iki sohbet ettiler. Genç yönetici, onunla konuştukça rahatladığını hissetti. Her gün saatler boyu görüştüler. Bu görüşme trafiği telefonlarla hafta sonları da devam etti.

Yaşlı yönetici, şöyle yaparsan, şöyle dersen, lafa şöyle girersen, şunu görmezden gelirsen diye başlayan etkileyici telkinlerde bulundu. Genç Yönetici, o telkinlere uydu. Sislerin arasından çıktı. Kendine geldi. Toparlandı, kurtuldu, rahatladı.

Birkaç ay sonra, yaşlı yöneticiye, sen dedi bana öyle bir iyilik yaptın ki, “beni uçurumun kenarından aldın.” Değilse ben çoktan düşmüştüm o uçurumun en dibine.

Genç yöneticinin saygı duyduğu o eski yöneticinin; fırıldak mı fırıldak, açıkgöz mü açıkgöz, çıkarcı, gözü yaşlı yöneticinin koltuğunda olan, bu hedefe ulaşmak için, yapamayacağı hiçbir şey olmayan bir yardımcısı vardı. Dayamıştı sırtını siyasilere, dayamıştı sırtını hemşerisi olan üst yöneticilere.

O yaşlı yönetici, izine ayrıldığında, her ne olduysa, her ne yaptıysa yaptı, yerden yere vurdu yaşlı yöneticiyi. Genç yöneticinin aklını çeldi, neredeyse istisnasız her gün işledi. Kısa bir süre sonra genç yönetici, bu dolduruşların etkisinde öylesine kaldı ki, yaşlı yöneticiyi aşağıya atmak üzere uçurumun kenarına getirdi.

Yaşlı yöneticinin gururunu ve özellikle kalbini defalarca kıran sözler, davranışlar ve fiiller içerisine de girmekten çekinmedi. Belli ki, yaşlı yöneticinin yapmış olduğu iyiliği kendince bir zafiyet, bir zayıflık olarak görmüş belki de işleyenler öyle işlemişlerdi.

Yaşlı yöneticiye, bundan böyle seninle bir arada, çalışamam dedi. Yaşlı yönetici, ben dedi, zaten senin olduğun yerde bir dakika durmam. Kullanmadığı izinler vardı. Genç yönetici, o izinlerin tamamını verdi. Yaşlı yöneticiyi nereye başvursa engellendiğini gördü. Yaşlı yöneticinin üstleri onu tenzili rütbe misali, bir yere verdiler. Emekli olmaya az bir zaman kalmıştı. Genç yönetici o yaşlı yöneticiyi, mesleğinin son demlerinde, yöneticilikten emekli olma hayali kurarken, uçurumdan aşağıya atmak için ne gerekirse yapmıştı…

Genç Yönetici yükseldi gitti. Muradına eren yardımcı vekaleten yönetici oldu. Uçuruma ittikleri yaşlı yönetici, ağır hasarlı bir şekilde kurtarıldı uçurumdan. Maddi-manevi kayıpları çoktu. Lakin alnı açıktı. Düze ve düzlüğe çıkması çok zamanını aldı. Lakin ne o uçurumu unuttu ne yaşadıklarını ne de kendine yaşatılanları…

Eskiler, yöneticilere çok yakın olmayın. Göz alıcı sözlerine ve yakınlıklarına kanmayın diye anlatırlardı. Bildik bileli kıskançta çok, haset de fesat da. Herkesin gözü herkesin yerinde. Üç gün Beylik Beyliktir lafı herkesin dilinde.

Gerçek anlamda yöneticilik ateşten gömlek. Uçurum kenarı aşina olduğu mekân. Doğru ve düzgün insanı öven çok, yanında isteyen yok. Kimin kimi ne kadar koruduğu ne kadar istediği o kadar belli ki…

Kişiliksiz, liyakatsiz, kimliksiz, herkesin dediğini yapmaya hazır insanların el üstünde tutulmaları, tercih sebebi olmalarından daha açıklayıcı ne var? Ehil insan, ehliyetli insan diye mangalda kül bırakmayanlar, nice ehil ve liyakatli insanı sizce neden kenarlarda bekletmeye devam ediyorlar?

Uçurumun kenarına nasıl geldik, ne işimiz var bizim uçurumun kenarında sorularının cevapsız kalmasından hâlâ hiçbir şey anlamadık mı?

Uçurumun kenarından seni, beni, hepimizi alacak, kurtaracak olanlar neredeler? Uçurumun kenarı neden meskenimiz oldu, neden alın buradan bizi, kurtarın diye seslenenleri duyan yok?

Mahkeme Kadıya mülk değil demişler…Demişlerde kime demişler. Neredeyse ölünceye kadar ben burada oturayım, hiç kalkmayayım. Kimseye ne faydam dokunsun ne zararım.

İşte benim budur kararım diyenler…

Aç kim açık kim? Fakir kim yoksul kim? İşsiz kim dar gelirli kim? Emekli kim?

Bilebilir mi? O insanları düşünebilir mi?

Sürekli uçurumun kenarında olan kim?

Millet…

Olmaması gereken kim?

Yine millet!

Çekin alın uçurumun kenarından milleti. Bu millet kadir kıymet bilir, kendine reva görüleni de yapılan iyiliği de kötülüğü de ömrü billah unutmaz.

Uçurumun kenarı için havadar denmiş, havası güzel denmiş, manzarasının eşi menendi yok denmiş. Hulasa, uçurumu mesken etmişler. Lakin, rüzgâra, kara, ayaza, soğuğa, yağmura, doluya, tipiye açık faslından kapak kaldıran olmamış.

Demişler ki; Çekin şu insanları uçurum kenarından daha öteye, barınaklı, korunaklı yerlere…

Duymazdan gelinmiş, tabi ki önceliklerimizden biri de o denmiş, lakin şu kadar sonra, bu kadar sonra, şu mevsimde, yıla bağlı diye sıralanmış laflar.

Anlayacağınız laf sıradağlar gibi uzanmış gitmiş…

Mesela demişler, tamda rüzgârın püfür-püfür estiği bir zaman…

Tıpkı meltem misali…Siz deyin İmbat, ben diyeyim Gedavet…

Kaç gün eser? Bu esinti kaç gün gider?

Uçurumun kenarı gerçekten görülmeye değer…Durun bakalım…Alacağız elbette insanları o uçurumun kenarından, daha önümüzde sonbahar var, pastırma yazı var, bakmışsın kış mevsimi olmuş ilk bahar…

Kime ne iyilik yaptıysak, attılar bizi uçurumdan aşağı diye sazın teline vuran Aşıklara kapatmışız kulaklarımızı. Kapatmışız kapımızı…

Öyle ya uçurum var…Uçurumun kenarında, uçurumun en dibinde açan uçurum çiçekleri var.

Uçurum kenarında dolaşmak var. Ha düştü ha düşecek bir hali istisnasız her gün yaşamak var.

Uçurumda oturmak var. Adresi uçurum haline gelmek var.

Dipsiz uçurumlar var…Uçurumun kenarına salıncak kurup sallanmak var. Uçurumun moruna, alına, sarısına, akına-beyazına bakmak var. Kanmak var, aldanmak var… Uçurum masallarını gerçek sanıp dalıp-dalıp gitmek var.

Aşk söyletir derler ya, yazan, “gözlerinin uçurumundayım” diye bir başlamış yazmaya, yazılan, şiir, o yazan hem şair hem de efsane olmuş…

Uçurum, ancak edebiyatta güzel…

Kim ister uçurumun kenarını? Kim ister felaketle her an burun buruna yaşamayı?

Biz uçurum kenarlarını hiçbir zaman hak etmedik, hak edenlerden de değiliz.

Gökhan Özen, “Kader utansın” diye seslenmiş o güzel şarkısıyla…

Mehmet Akif merhum ise koymuş son noktayı demiş ki, “Teselliden nasibim yok, hazan ağlar baharımda.”

 

DİĞER YAZILARI Türk Yeter Ki Sağ Olsun 01-01-1970 03:00 Hâlimiz Hâl Değil 01-01-1970 03:00 Pazara Pazara Çoktan Geldik Nazara 01-01-1970 03:00 Bir Ömür Ah Ettik Vah Ettik 01-01-1970 03:00 Her Kale Yıkılır “Bilmem” Kalesi Yıkılmaz 01-01-1970 03:00 Hayırlı Bayramlar 01-01-1970 03:00 Vefa Uzaklarda Kalan Bir His 01-01-1970 03:00 Karman Çorman 01-01-1970 03:00 Dağın Zirvesine Çıkmasına Çıkılır da 01-01-1970 03:00 Türk’ün Türk’ten Başka Dostu Yoktur 01-01-1970 03:00 Gönül Yoksa, Hoşgörü Yoksa İşin İçinde 01-01-1970 03:00 Neyi Arıyorsan O’sun Sen 01-01-1970 03:00 Mevlâna, Aşk, Pervane 01-01-1970 03:00 Hazandı, Hüzündü, Dündü, Bugündü 01-01-1970 03:00 Beysiz Şehrin Hikayesi 01-01-1970 03:00 Beddua Ananın Hikayesi 01-01-1970 03:00 Yoksul Adamın Siyaseti Olmaz 01-01-1970 03:00 Elbet bir gün barışacağız 01-01-1970 03:00 Herkesin Aşkı Değer Verdiği Şeye Göre Ölçülür 01-01-1970 03:00 Emekli ne desin? 01-01-1970 03:00 Türk olmak 01-01-1970 03:00 Bayram Hürmetine 01-01-1970 03:00 Hekim Kızının Hikayesi 01-01-1970 03:00 Sevgi ve Barışa Yürümek 01-01-1970 03:00 Saltanat Hikayesi 01-01-1970 03:00 Uğursuzun Hikayesi 01-01-1970 03:00 Dün Bugün Yarın 01-01-1970 03:00 Neşeli Şarkılar Sarmıyor Beni 01-01-1970 03:00 Bak başının çaresine 01-01-1970 03:00 Keşmekeşin Hikayesi 01-01-1970 03:00 Başı Pare ,Pare Dumanlı Dağlar 01-01-1970 03:00 Aşk Üstüne 01-01-1970 03:00 Olmaz Olmaz Deme Hikayesi 01-01-1970 03:00 Bu ülke, tarihte Türk'tü bugün de Türk'tür” 01-01-1970 03:00 Düşe Kalka… 01-01-1970 03:00 Türkçenin Payitahtı 01-01-1970 03:00 Yıl Edebiyatsız Olmaz 01-01-1970 03:00 Ahalinin Hikayesi 01-01-1970 03:00 Emekliler Ve Asgari Ücretliler Olmasa 01-01-1970 03:00 Mevlânâ’nın Gecesi 01-01-1970 03:00 Bırakın Kendinizi Hoşgörüye 01-01-1970 03:00 Muhabbet ola 01-01-1970 03:00 Yıl Biterken 01-01-1970 03:00 Felek Vurmuşun Hikayesi 01-01-1970 03:00 Yazan Kalem Siyah 01-01-1970 03:00 Yol Gözüktünün Hikayesi 01-01-1970 03:00 “Ben Yoruldum Hayat” 01-01-1970 03:00 Kemankeş Kızın Hikayesi 01-01-1970 03:00 Bir Zamanlar Tertemizdi Okullarımız 01-01-1970 03:00 Kara Vicdanlı 01-01-1970 03:00 Hiç Yarı Yolda Bırakıldınız Mı? 01-01-1970 03:00 Hani Çocuklar Bizim Geleceğimizdi? 01-01-1970 03:00 Ayakta Durmak Buysa Eğer 01-01-1970 03:00 Derinlerde Kaybolmak 01-01-1970 03:00 Meydanlar Er Meydanıdır 01-01-1970 03:00 Mızrak ve Çuval Meselesi 01-01-1970 03:00 Konya Şeker Efsanesi 01-01-1970 03:00 Darmaduman 01-01-1970 03:00 Dağ fare doğurmak zorunda mı? 01-01-1970 03:00 Kötü Gün Dostunuz Var Mı? 01-01-1970 03:00 Dayının Hikayesi 01-01-1970 03:00 Müdür 01-01-1970 03:00 Kıyamet mi Koptu? 01-01-1970 03:00 Biz Bizden Gidemeyiz 01-01-1970 03:00 Yaşadığımız Her Güzel Gün Bayram Olsun 01-01-1970 03:00 ALPASLAN TÜRKEŞ 01-01-1970 03:00 Ramazan Hürmetine 01-01-1970 03:00 İhsan Ceylan 01-01-1970 03:00 Göl Şehrinin Hikayesi 01-01-1970 03:00 Söz, Etme Dedi Ses, Dinlemedi 01-01-1970 03:00 Bey Kızının Hikayesi 01-01-1970 03:00 Vakit Vuslat Vaktidir 01-01-1970 03:00 Seyit Küçükbezirci 01-01-1970 03:00 Öğretmenim” Kelimesiyle Geçen Bir Ömür 01-01-1970 03:00 Buram Buram Konya Kokma 01-01-1970 03:00 KASIMPATI 01-01-1970 03:00 Daha Nice Yüzyıllar Gör Türkiyem 01-01-1970 03:00 Yine Ortadoğu, yine kan, yine gözyaş 01-01-1970 03:00 Sultanlar Tepesinden Sultanlar Şehrine! 01-01-1970 03:00 Bu Benim Meselem, Derin Meselem” 01-01-1970 03:00 Bu Şehirde Kaç Zeki Oğuz Daha Kaldı? 01-01-1970 03:00 Makam Mahur Hava Eyyamı Bahur! 01-01-1970 03:00 BAYRAM GELDİ HOŞ GELDİ! 01-01-1970 03:00 Öfke hikayesi 01-01-1970 03:00 Dilinle Söylediğini, Kalbinle de Söyle 01-01-1970 03:00 Kara Odun Ateşe Eş Oldu Aydınlık Geldi!” 01-01-1970 03:00 Doğruluk Sözde Değil Özde Olur!’ 01-01-1970 03:00 Kalemin Su, Kâğıdın Rüzgâr İse... 01-01-1970 03:00 Söküklerini Dik Sözlerinin 01-01-1970 03:00 Bazen... 01-01-1970 03:00 Hak Kapısından Ayrılmayan Türk, Var Olduğu Müddetçe Vatansız Kalmaz 01-01-1970 03:00 Kıskançlık Yapanın Gönlüne Karanlıklar Çöker 01-01-1970 03:00 Dertlinin Derdini Dinlemek! 01-01-1970 03:00 Eden Kendisine Eder!.. 01-01-1970 03:00 AYNA 01-01-1970 03:00 Diline Hâkim Olmak 01-01-1970 03:00 Ramazan Hikayesi -2 01-01-1970 03:00 Ramazan Hikayesi 01-01-1970 03:00 Adı Güzel, Kendi Güzel Muhammed 01-01-1970 03:00 Fani Dünya Hoştur Amma... 01-01-1970 03:00 SON CEMRE 01-01-1970 03:00 SÖZ! 01-01-1970 03:00 YILBAŞI DEMEK 01-01-1970 03:00 ŞEB-İ ARUS 01-01-1970 03:00 Aşçı Dede Kimin Dedesi? 01-01-1970 03:00 Benim Derdim Dermanım Bilen Yok! 01-01-1970 03:00 Ecdada Vefa! 01-01-1970 03:00 Yüreğe Gömülmek! 01-01-1970 03:00