Türk’ün Türk’ten Başka Dostu Yoktur

Erol Sunat

23-01-2026 11:07

Türk Milletiyle uğraşanların tek bir emeli var. Anadolu’yu Türklerden geri almak. Bu uğurda ne bıktılar ne usandılar. Malazgirt’te Sultan Alpaslan’ın karşısına çıkan Doğu Roma İmparatoru Romanos Diogenes, Türklerin Başkenti Rey şehrine girip, Türkleri Orta Asya’ya geri göndereceğini söylüyordu.

Bu söylem Doğu Roma’dan Haçlılara, onlardan da ne kadar Türk düşmanı ve karşıtı varsa onlara miras kaldı.

Bin yıldır bu planlarını uygulamaya çalıştıkça Türk Milleti de Anadolu’da Beylikler kurdu, Devletler kurdu. Anadolu’yu adım adım Türkleştirdi. Ancak, Türkleri Anadolu’dan söküp atmakla ilgili söylemler ve koyulan hedefler hiç ama hiç değişmedi.

Üstelik güncellendi. Hasımlara yenileri eklendi, dallandı budaklandı. Anadolu Türklerin elinde kaldıkça her fırsatta Anadolu’dan Türkleri gönderme eylemleri artarak sürdü. Ve en olmadık zamanlarda hücumlarını yeniliyorlar.

Bizim en büyük handikabımız ise unutmak…Hafızayı beşer diye bir başlarız arkası gelmez.

Nisyan denen o kavrama ise selam veren olmaz.

Türkiye aleyhine yapılan açıklamaların ne ardı kesilir ne arkası, Türklerin Anadolu’da işi ne, Orta Asya’ya dönsünler, bu  denilenleri isteyen öneri kabul etsin, isteyen tavsiye diyenler o kadar çok ki…

Yine saman alevi gibi parlamalar olur, sonra öyle demedi, öyle demek istemedi, yanlış anlaşıldı, şey diyecekti, şey dedi yanlışlıkla benzeri bir şeyler denir, ya da hiçbir şey denmez, o da geçer gider, unutulur bir süre sonra…

Her ne kadar anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az da dense, davul zurnalar kulağımızın yanında çala çala yoruldu, biz ne gördük ne duyduk.

Velhasılıkelam, aleykümselam…

Sonra kim dedi, ne söyledi, önemli miydi, hadi canım, öyle mi dedi, yok artık…

Bu coğrafya bin yıldır bu işgal ve istila girişimleriyle yüz yüze. Uyanık kalmak, tetikte durmak, kendinden bir başkasına güvenmemek esasıyla ayakta…

Bin yıldır, okuyla yayıyla, mancınıklarıyla gelenler oldu. Yüz binlerce kişilik kimsenin yenemeyeceğini baş edemeyeceğini düşündüğü ordularla geldiler.

Yetmedi…

Toplarıyla tüfekleriyle, Majino hatlarıyla, uçaklarıyla, arkalarında dağlar gibi destekleriyle hiç kimse yokmuş gibi bando mızıkayla geldiler. İşgal ettiler, yaktılar, yıktılar…

Lakin;

Denize döküldüler.

Hilelerle, entrikalarla, masa başı oyunlarla, kaleyi içten fethetme adına yerleştirdikleri Truva atlarıyla denediler…

Tutmadı.

İşi aleniyete döktüler. Bu coğrafyaya ayak bastığımızda ne Araplar vardı yanımızda ne İranlılar ne bir başkası ne diğeri ne öbürü ne ötekisi…

Türk Milletini Orta Asya’ya geri gönderme edebiyatları bin yıldan beri var. Doğu Roma’dan bu yana, Haçlı Seferlerinden bu yana, Ertuğrul Bey ve Osman Bey’den bu yana, Sultan Orhan’dan, Muradı Hüdavendigar’dan, Yıldırım Beyazıt’tan, II. Murat’tan, Fatih Sultan Mehmet’ten, Yavuzdan, Sultan Süleyman’dan bu yana var.

Sırp Sındığından, Birinci Kosova’dan, Niğbolu’dan, Varna’dan, İkinci Kosova’dan, Mohaç’tan yana var. Avrupa Anadolu üzerine yaptığı her seferini Haçlı seferi niyetine, Türkleri Orta Asya’ya geri gönderme adına yapmaktan ne geri durdu ne de vazgeçti

En son Sevr’le denedi, yedi düvel bir oldu, yanına donanmaları da eklendi.

Sökmedi…

Anadolu’da kimin gözü varsa, Türk Milletiyle kimin ne derdi ne hesabı varsa, Anadolu’yu bir türlü Türk Milletine yakıştıramayan, Türk Milletine layık göremeyenler varsa, koro halinde kimi tavsiye, kimi tehditvari devletler arası hukuk kurallarını da aşıp neler söylemediler neler.

Bir ara İran Şahı benzer kelamlar etmişti…

Bir ara Hafız Esat…

Bir ara Mısırlı General Cemal Abdülnasır.

Bir ara Saddam…

Venizelos’tan bu yana Yunanlılar, yüzyıllar boyunca İngilizler, Fransızlar ve Ruslar…

Onların arkaladığı geriye kim kaldıysa…

Ne zaman Türkleri Orta Asya’ya geri gönderme söylemleri başlasa, bu kelamları sıralayanların bir yerlerden destek aldıkları, sırtlarını bir yerlere dayadıkları er geç ortaya döküldüğü için, demiyoruz ne, neden ve niçin?

İnsanda az biraz Tarih bilgisi olacak…

İnsan az biraz kim ne dedi, kim ne yaptı, sonunda ne oldu diye araştıracak…

Bu coğrafyanın bir de az bilinen bir özelliği daha var.

Anadolu coğrafyası ara ara şöyle bir ayağa kalkar, silkinir, kendine gelir, toparlanır.

Bu arada üzerinde ona ait olmayan her ne varsa, coğrafya üzerinde tutunamaz, barınamaz, duramaz yuvarlanır düşer.

Ondan sonra kolu kanadı mı kırılır? Kafası gözü mü yarılır? Bir daha iflah mı olmaz?

Daha kim bilir neler olur da en doğrusunu hakikatleri açık seçik bilen ve gözler önüne seren Tarih bilir…

Bu coğrafya üzerinde kurulu devletlerin yıkıldı yıkılacak görünümlerine rağmen, son raddeye kadar vatan toprağını ölümüne savundu.

Bir dönemlerin hasta adamı Selçukluydu. Moğol Noyanlarının Selçuklu Sultanlarını etkisiz hale getirmek için yapmadıklarını bırakmadıkları o yıllarda dahi, Selçuklu bundan böyle iflah olmaz denildiği anlarda dahi yeni bir devletin kurulmasına imkân sağladı.

Türk Milletiyle uğraşanlar, Türk Milletinin devlet kuran vasfını unutuyorlar. Hem de her defasında. Devletsiz millet olmaz diyen bir millet Türk Milleti. Tarih boyunca devletsiz kalmanın acılarını çekmiş bir millet.

Osmanlıya da hasta adam demişlerdi…

Türk milleti enkazların arasından yeni filizlenen fidanlara, çiçek açan dallara ve budaklara sahip olarak istisnai bir Millet olduğunu ortaya koydu.

Selçuklu tarih sahnesinden giderken, Ertuğrul ve Osman Bey çıktı ortaya…

Osmanlı giderken Gazi Mustafa Kemal Paşa geçti Türk Milletinin başına. Toparlayıcı ve birleştirici özelliklere sahip olan bu insanlar Anadolu coğrafyasında destan yazdılar.

Biz bu coğrafyaya kalmak için geldik, niye gidelim?

Maddi manevi fethettiğimiz bu coğrafyaya Türklük mührünü vurduğumuz Miryokefalon’u da hatırlamak istemez o gitsin diyenler. Kılıçaslanları da bilmezler.

Konya’ya Kılıçaslanlar şehri dendiğini de…

Ankara’ya umutların şehri diye seslenildiğini de…

Bir türlü millet olamamış, devlet kuramamış, himaye ve destek almadan ayakta durma şansları olmayanların bunu anlaması elbette kolay değildir. Biz devleti olan, tarih boyunca nice devletler kuran bir Milletiz.  Türk Milletiyiz.

Türk Milletini Anadolu’dan göndermeye kalkanların izinden gidenleri çok gördü bu coğrafya ve Türk Milleti.

Şaşırtıcı bir şey değil.

Avrupa bin yıldır binlerce yol denedi…

Savaş dedi olmadı…

Sefer düzenledi olmadı…

İttifaklar kurdu olmadı…

Anadolu üzerinde, Rabbimin izniyle Hoca Ahmet Yesevi’nin eli ve duası var.

Mevlânâ’nın, Yunus Emre’nin, Hacı Bektaş’ı Velinin, Hacı Bayramı Velinin, Emir Sultanın duaları var…

Nice isimsiz kahramanların ve şehitlerimizin sevdaları var.

Türk Milletinin Oğuz kolu, Üçok olarak, Bozok olarak, on ikişer boydan toplam yirmi dört boyla birlikte Anadolu coğrafyasını yurt tutup, üzerinde Beylikler ve devletler kurmaya başladıktan sonra, başta Doğu Roma olmak üzere, Türkleri Anadolu’dan çıkarmak ve Orta Asya’ya geri göndermek söylemleri başladı.

Bu söylemlerin en ciddisi Haçlı Seferleriyle önem kazandı. Çünkü ilk üç sefer Anadolu üzerinden Kudüs’e doğru devam ediyordu. O yıllarda Türkiye Selçuklu Devleti vardı Anadolu’da.

Kılıçaslanlar vardı. Sultan Mesut vardı. Önünde neredeyse durulması imkânsız Haçlı orduları Anadolu’dan geçerken, Roma, Türklere kaybettiği şehirlerini ve kalelerini geri alma hayalindeydi. Haçlı orduları Anadolu’da çok ağır yaralar aldılar. Anadolu hem Haçlılara hem de umudunu onlara bağlayan Doğu Roma’ya mezar oldu. Roma, Haçlı seferleri sırasında fırsattan istifade ederek bazı şehir ve kalelerini Selçukludan geri almayı başardı. Ancak Selçuklu Kudüs’e kalkan olmakla kalmadı, Avrupa’nın o meşhur ve mağrur Krallarını, İmparatorlarını ve asilzadelerini perişan etti. Her Haçlı seferi öncelikle Türkleri Anadolu’dan çıkarmak, geldiği Orta Asya’ya geri göndermekle ilgili değişmez bir maddeye sahipti. Bu değişmez madde bugün de mevcut. 

Bu maddeleri savunanların bilmediği, bilmek  istemediği  konu, bizim bu coğrafyadan değil bin yıldır, binlerce yıldır hiç gitmediğimiz.

DİĞER YAZILARI Türk Yeter Ki Sağ Olsun 01-01-1970 03:00 Hâlimiz Hâl Değil 01-01-1970 03:00 Pazara Pazara Çoktan Geldik Nazara 01-01-1970 03:00 Bir Ömür Ah Ettik Vah Ettik 01-01-1970 03:00 Her Kale Yıkılır “Bilmem” Kalesi Yıkılmaz 01-01-1970 03:00 Hayırlı Bayramlar 01-01-1970 03:00 Vefa Uzaklarda Kalan Bir His 01-01-1970 03:00 Karman Çorman 01-01-1970 03:00 Dağın Zirvesine Çıkmasına Çıkılır da 01-01-1970 03:00 Gönül Yoksa, Hoşgörü Yoksa İşin İçinde 01-01-1970 03:00 Neyi Arıyorsan O’sun Sen 01-01-1970 03:00 Mevlâna, Aşk, Pervane 01-01-1970 03:00 Hazandı, Hüzündü, Dündü, Bugündü 01-01-1970 03:00 Beysiz Şehrin Hikayesi 01-01-1970 03:00 Beddua Ananın Hikayesi 01-01-1970 03:00 Yoksul Adamın Siyaseti Olmaz 01-01-1970 03:00 Elbet bir gün barışacağız 01-01-1970 03:00 Herkesin Aşkı Değer Verdiği Şeye Göre Ölçülür 01-01-1970 03:00 Emekli ne desin? 01-01-1970 03:00 Türk olmak 01-01-1970 03:00 Bayram Hürmetine 01-01-1970 03:00 Hekim Kızının Hikayesi 01-01-1970 03:00 Sevgi ve Barışa Yürümek 01-01-1970 03:00 Saltanat Hikayesi 01-01-1970 03:00 Uğursuzun Hikayesi 01-01-1970 03:00 Dün Bugün Yarın 01-01-1970 03:00 Neşeli Şarkılar Sarmıyor Beni 01-01-1970 03:00 Bak başının çaresine 01-01-1970 03:00 Keşmekeşin Hikayesi 01-01-1970 03:00 Başı Pare ,Pare Dumanlı Dağlar 01-01-1970 03:00 Aşk Üstüne 01-01-1970 03:00 Olmaz Olmaz Deme Hikayesi 01-01-1970 03:00 Bu ülke, tarihte Türk'tü bugün de Türk'tür” 01-01-1970 03:00 Düşe Kalka… 01-01-1970 03:00 Türkçenin Payitahtı 01-01-1970 03:00 Yıl Edebiyatsız Olmaz 01-01-1970 03:00 Ahalinin Hikayesi 01-01-1970 03:00 Emekliler Ve Asgari Ücretliler Olmasa 01-01-1970 03:00 Mevlânâ’nın Gecesi 01-01-1970 03:00 Bırakın Kendinizi Hoşgörüye 01-01-1970 03:00 Muhabbet ola 01-01-1970 03:00 Yıl Biterken 01-01-1970 03:00 Felek Vurmuşun Hikayesi 01-01-1970 03:00 Yazan Kalem Siyah 01-01-1970 03:00 Yol Gözüktünün Hikayesi 01-01-1970 03:00 “Ben Yoruldum Hayat” 01-01-1970 03:00 Kemankeş Kızın Hikayesi 01-01-1970 03:00 Bir Zamanlar Tertemizdi Okullarımız 01-01-1970 03:00 Kara Vicdanlı 01-01-1970 03:00 Hiç Yarı Yolda Bırakıldınız Mı? 01-01-1970 03:00 Hani Çocuklar Bizim Geleceğimizdi? 01-01-1970 03:00 Ayakta Durmak Buysa Eğer 01-01-1970 03:00 Derinlerde Kaybolmak 01-01-1970 03:00 Meydanlar Er Meydanıdır 01-01-1970 03:00 Mızrak ve Çuval Meselesi 01-01-1970 03:00 Konya Şeker Efsanesi 01-01-1970 03:00 Darmaduman 01-01-1970 03:00 Dağ fare doğurmak zorunda mı? 01-01-1970 03:00 Kötü Gün Dostunuz Var Mı? 01-01-1970 03:00 Uçurumun Kenarı 01-01-1970 03:00 Dayının Hikayesi 01-01-1970 03:00 Müdür 01-01-1970 03:00 Kıyamet mi Koptu? 01-01-1970 03:00 Biz Bizden Gidemeyiz 01-01-1970 03:00 Yaşadığımız Her Güzel Gün Bayram Olsun 01-01-1970 03:00 ALPASLAN TÜRKEŞ 01-01-1970 03:00 Ramazan Hürmetine 01-01-1970 03:00 İhsan Ceylan 01-01-1970 03:00 Göl Şehrinin Hikayesi 01-01-1970 03:00 Söz, Etme Dedi Ses, Dinlemedi 01-01-1970 03:00 Bey Kızının Hikayesi 01-01-1970 03:00 Vakit Vuslat Vaktidir 01-01-1970 03:00 Seyit Küçükbezirci 01-01-1970 03:00 Öğretmenim” Kelimesiyle Geçen Bir Ömür 01-01-1970 03:00 Buram Buram Konya Kokma 01-01-1970 03:00 KASIMPATI 01-01-1970 03:00 Daha Nice Yüzyıllar Gör Türkiyem 01-01-1970 03:00 Yine Ortadoğu, yine kan, yine gözyaş 01-01-1970 03:00 Sultanlar Tepesinden Sultanlar Şehrine! 01-01-1970 03:00 Bu Benim Meselem, Derin Meselem” 01-01-1970 03:00 Bu Şehirde Kaç Zeki Oğuz Daha Kaldı? 01-01-1970 03:00 Makam Mahur Hava Eyyamı Bahur! 01-01-1970 03:00 BAYRAM GELDİ HOŞ GELDİ! 01-01-1970 03:00 Öfke hikayesi 01-01-1970 03:00 Dilinle Söylediğini, Kalbinle de Söyle 01-01-1970 03:00 Kara Odun Ateşe Eş Oldu Aydınlık Geldi!” 01-01-1970 03:00 Doğruluk Sözde Değil Özde Olur!’ 01-01-1970 03:00 Kalemin Su, Kâğıdın Rüzgâr İse... 01-01-1970 03:00 Söküklerini Dik Sözlerinin 01-01-1970 03:00 Bazen... 01-01-1970 03:00 Hak Kapısından Ayrılmayan Türk, Var Olduğu Müddetçe Vatansız Kalmaz 01-01-1970 03:00 Kıskançlık Yapanın Gönlüne Karanlıklar Çöker 01-01-1970 03:00 Dertlinin Derdini Dinlemek! 01-01-1970 03:00 Eden Kendisine Eder!.. 01-01-1970 03:00 AYNA 01-01-1970 03:00 Diline Hâkim Olmak 01-01-1970 03:00 Ramazan Hikayesi -2 01-01-1970 03:00 Ramazan Hikayesi 01-01-1970 03:00 Adı Güzel, Kendi Güzel Muhammed 01-01-1970 03:00 Fani Dünya Hoştur Amma... 01-01-1970 03:00 SON CEMRE 01-01-1970 03:00 SÖZ! 01-01-1970 03:00 YILBAŞI DEMEK 01-01-1970 03:00 ŞEB-İ ARUS 01-01-1970 03:00 Aşçı Dede Kimin Dedesi? 01-01-1970 03:00 Benim Derdim Dermanım Bilen Yok! 01-01-1970 03:00 Ecdada Vefa! 01-01-1970 03:00 Yüreğe Gömülmek! 01-01-1970 03:00