Mevlâna, Aşk, Pervane

Erol Sunat

15-12-2025 09:34

Mevlâna, bütün insanlığı kucaklar, onda fakir, zengin, çocuk, yaşlı, genç ayırımı yoktur. Millet, memleket ayrımı yapmaz. Irklar ve renkler onu hiç ilgilendirmez. O, alemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Peygamberin nurlu yolundan rahmet incileri saçar.

Kur’an ve Peygamberimiz hakkında görüşleri aynen şöyledir;

“Canım bedenimde oldukça, Kur’an’ın kuluyum. Seçilmiş Muhammed’in yolunun toprağıyım. Birisi sözlerimden başka bir söz naklederse, ben o nakledenlerden de bezmişim, o sözlerden de…”

Hoşgörüsü engin, ufku zengindir onun, O gönüllere bakar, gönülleri okur. Gözlere dalar, o gözlerde temizliği, Allah nurunu yakalar.

Yanmaya hazır mumları, kandilleri ateşler, Aşkla yoğurur. Onda sevgiden ve aşktan başka kim ne ararsa, nafile arar.

Rebap ve ney, aşk notası çalar. Onlar aşk güftesini, en içli besteyle sunar da yanar gönüller, yanmak ne kelime tutuşur. Semâ’ya kalkar beden, kendisine bahşedilen makamlara doğru, Rabbine doğru uçar gibi gider, gider, gider…

Mevlâna bu aşk yolculuğunun kılavuzudur. Gönül yolcularının, yolculuklarına Konya’da başlaması ve bu işin Konya’dan başlatılması, düşünenler için akıllar ötesi bir olaydır.

Aşkın kapısında ne ümitsizliğe ne korkuya ne tereddüde yer yoktur. Bu kapı bütün korkuları, endişeleri o anda bitirir. Değilse o kapıya aşk kapısı demezler.

Bu kapı, aşkın Konya Kapısı aslında.

Bu kapı nasıl bir kapı diye, hal bilmeze, yol bilmeze, iz bilmeze değil, yanana, yanan yüreği ile soluğu Konya’da alana, bir anda kendisini Konya’da bulana sormak lazım.

Bülbüle değil, kargaya gülü soruyorsanız sizin aşkla, gülle ne işinizin olduğunu sorarlar!…

Var git işine derler, senin ne aşk diye konuşan bir dilin, ne de aşk adında yürüyeceğin bir yolun var. Sen aşk yoluna gidenlere diken olmak istiyorsun, gül diye tarif ettiğin zakkumdan başka bir şey değil.

Belli ki sen ne gül görmüşsün ne bülbül. Çekil git aşk yolundan. Bu yol bildiğin o süfli yollardan değil. Sen seni değiştirmedikçe, kırk kere yürümeye kalksan, her defasında hiç yürümemiş gibi tekrar yolun başına geri dönersin.

Aşk aç gözlüleri sevmez.

Yetinmesi bilen, kanaat etmesini bilen aslında çok daha fazla bir şeyler koydu heybesine, götürdü gitti ülkesine, ya da memleketine, şehrine, köyüne, evine.

Şunu aldık, bunu verdik, şunu kazandık, aslında az daha kazanabilirdik diyenler var ya, onlar ziyanda olduğunu ne dünde anlamamışlardı, bugünde anlayamadılar zaten.

Susan kazandı, ben ben diye konuşan biz diyemediği için, biz dedirtilmediği için kaybetti.

Konya, bilene bir mihenk taşıdır aslında.

İçindekiler, ayarımız bilinmesin diye, türbenin önünden geçmezler, dışarıdan gelenler yağmurdan kaçar gibi bir gün içinde gelir ve giderler.

Diyar-ı Mevlâna burası.

Mevlâna gibi bir zatı, gerçekten seviyorsak, gerçekten duygularımızda samimiysek gelin bir karar alalım.

Ve diyelim ki; bundan böyle 17 Aralık günlerinde, onun dışında hiçbir şey olmayacak. Onu anacağız, onu hatırlayacağız, onun için gelenleri, onun dışında yapılan hiçbir açılışla ve seremoniyle buluşturmayacağız.

Böyle diyebilir misiniz? Böyle bir karar alabilir misiniz?

Mevlâna, “Ey bülbül! Git de aşkı pervaneden öğren. Kendini alevin içine attı, yandı. Sevgilisi uğruna can verdi, sesi çıkmadı.” diyor.

Kim midir Pervane?

Pervane dünyadaki aşıkların en gözü karasıdır.

Karşılık beklemeyenidir.

Hesap yapmayanıdır.

Üç günlük heveslerin peşinden koşmayanıdır.

İş olsun diye âşık olmaz.

Âşık olmuş desinler diye, ortaya çıkmaz.

Aşkını dillere düşürmez.

Yerlerde süründürmez.

Pervanenin karşılık beklemeden sunduğu sevgiyi sevilen bilmese de, sevginin sahibi bilmektedir ya…

Ateşe koşan pervaneler çok ama çok eski hikayelerde kaldı…

Hatta öyle ki, gerçek miydiler, hiç yaşadılar mı diye sorular dahi soruldu.

O ateşin içinde yanan eriyen…

Ateşe bürünen… Aşka bürünen… Ateş kesilen…

Ve sevgiden aşk kesilen…

O pervaneleri var mı bilen? Var mı hatırlayan? Var mı anan? Var mı o pervanelerin yolunda olan?

Ah Mevlâna ah…seni kimse anlamadı ki…

Ne demiştin sahi;

“Üzgünlere ve mesud olanlara yoldaş oldum / Herkes benim bir arkadaşım olduğunu sandı / Lâkin, hiç kimse içimde biriken sırları araştırmadı / Oysa benim sırrım, şu inleyişlerin çok uzaklarında değildir. / Lâkin nerede o sırlara erecek nuru gören göz ve işiten kulak”

2007 Mevlâna yılında, davetiye bastırmış ve “Mawlana Jalal al Din” diyerek, Mevlâna Celaleddin demekten imtina eylemiştik.

Ne oldu?

Yapılan jestten batı mest mi oldu?

Yoksa, bizim dediğimiz yere nasıl geliyorlar diye bıyık altında gülüp geçti mi?

Batıyı Mevlâna demekten, Mevlâna diye yazmaktan ve konuşmaktan kurtarmak için elimizden geleni yapmıştık.

Şu gün içinde aynı yolda yürümekte bir yanlışlık, bir hata, olumsuz bir davranış görmüyoruz!

Böyle olmalı, böyle olur, işin doğrusu budur demekten de vazgeçenimiz yok!

Batı, Mevlâna Celaleddin diye yazıp, okusaydı ve konuşsaydı ne olurdu?

İstediği zaman dönen, sürçmeyen, bülbül misali şakıyan dilini, döndürseydi, zorlasaydı ya Türkçe konuşmaya…

Kalemi, Mevlâna diye yazmaya çalışsaydı, alışsaydı, literatürlerine Mevlâna diye bir kelime, kavram ve anlam zenginliği girerdi!

Allamelerimiz, çok bilmişlerimiz, ahkam kesicilerimiz, işin içine her zaman olduğu gibi karışanlar, müdahale edenler nasıl göremediler bu inceliği?

Nasıl göremediler de, Mawlana diye başladılar döktürmeye…

Bizi özentiler…

Duruş ve tanıtım zafiyetleri…

Önünü-ardını hesap etmediğimiz, edemediğimiz düşünceler zora sokuyor!

2007 yılı üzerinden tam 18 yıl geçti.

Mawlana yazmaktan vazgeçemedik… İnanın 2107 olsa yine pek bir şey değişmeyecek diye endişe etmekten de kendimizi alamıyoruz.

Mevlâna Türk’tür…Mevlâna’nın atalarının yaşadığı ve kendisinin de dünyaya geldiği Belh kenti, ünlü vatan şairi Namık Kemal’in ifadesiyle “Türkistan-ı kebir” denen bölgenin kadim bir şehridir. Bu şehrin X-XIII yüzyıllar arası etnik yapısı Türk’tür. Konuşulan dil, her ne kadar elit tabaka arasında yaygın olsa da Farsça değil, Doğu Türkçesi diyebileceğimiz Kaşgar Türkçesi, yani Türkçe’nin Hakanî lehçesidir. Mevlâna Ailesi, yine Namık Kemal’in “Türkistan” dediği Anadolu’nun eski bir Türklük merkezi olan Konya’ya gelmişti. Bugün Mevlâna birçok ülke tarafından paylaşılamamaktadır. Farsça yazdı diye İranlılar onu bir İranlı, Beth’te doğdu ve bu yer şimdi Afganistan’da diye onu bir Afganlı, babası Tacikistan’ın Vahş Nehri üzerindeki bir köy olan Vahş da ders verirken orada dünyaya geldi diye onu bir Tacik kabul edenler olmuştur.

Prof. Dr. Nuri Şimşekler, diyor ki, “Bu tartışma yüzyıllar boyunca yapılmadı, son 40-50 yıldır konuşuluyor. Mevlâna dönemin edebi dili olan Farsça ile yazmış. Zaten o dönem Türkçe edebi bir dil olarak fazla rağbet görmüyordu. Kaldı ki az sayıda da olsa Türkçe şiir ve beyitleri vardır.  Mevlâna bir rubaisindeki bu rubai yazma eserlerinin tamamında var ve İran’da yayımlanan matbu rubaileri arasında yer alır, kendisinin Türk olduğunu dile getiriyor. Türk olduğu konusunda şüphemiz yok…”

Prof. Dr. İsmail Yakıt diyor ki, “Mevlana’nın Kaşgar Türkü olduğunu birkaç kez bilimsel tebliğ olarak sundum. Mevlâna Türk’tür. Ailesiyle de Hakani lehçesiyle konuşuyor. Bu, Orta Asya’ya mensup bir lehçedir. Ahmet Yesevi’nin, Kaşgarlı Mahmut’un Türkçesi’dir. Türk olduğunun en büyük delili de oğlu Sultan Veled’dir. Mevlâna ailesi Karaman’a geldikten sonra doğmuştur.  Tüm Anadolu’da Anadolu lehçesi konuşulurken, evlerinde Hakani lehçesiyle beyitler yazıyordu. Zaten Mevlana’nın Farsçası da Anadolu Farsçasıdır. Elit kesiminin dili olduğu için, Selçuklunun resmi dili olduğu için bu dili kullanmıştır”

Mevlana’nın neredeyse tüm yazmalarında bulunan rubaisi şöyle:

“Yabancı bellemeyin beni, ben de bu ildenim, / Sizin vatanınızda kendi yurdumu aramaktayım, / Her ne kadar düşman gibi görünsem de, düşman değilim, / Her ne kadar Farsça söylesem de, aslım Türk’tür benim.”

Mevlâna, aşk ve pervane…

Meselenin özünde sevgi var, hoşgörü var, vefa var, kardeşlik var, birlik var, dostluk var, vuslat var…

Bu güzel hasletler bize Hoca Ahmet Yesevi’den, Mevlâna’dan, Hacı Bektaş’ı Veli’den, Hacı Bayramı Veli’den, Yunus Emre’den emanet…

Bu hasletler cümle ayrılıklara, cümle tefrikalara set çekebilecek kudrette…

Yeter ki, hoş görüden feragat etmeyelim…

Yeter ki, birbirimizi kırmayalım, incitmeyelim…

Kalp kırmayalım…

Türk Milleti olarak birbirimizi bırakmayalım…

Ne diyordu Mevlâna?

“Sevgide güneş gibi ol, dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol, hataları örtmede gece gibi ol, tevazuda toprak gibi ol, öfkede ölü gibi ol, her ne olursan ol ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol.”

DİĞER YAZILARI Türk Yeter Ki Sağ Olsun 01-01-1970 03:00 Hâlimiz Hâl Değil 01-01-1970 03:00 Pazara Pazara Çoktan Geldik Nazara 01-01-1970 03:00 Bir Ömür Ah Ettik Vah Ettik 01-01-1970 03:00 Her Kale Yıkılır “Bilmem” Kalesi Yıkılmaz 01-01-1970 03:00 Hayırlı Bayramlar 01-01-1970 03:00 Vefa Uzaklarda Kalan Bir His 01-01-1970 03:00 Karman Çorman 01-01-1970 03:00 Dağın Zirvesine Çıkmasına Çıkılır da 01-01-1970 03:00 Türk’ün Türk’ten Başka Dostu Yoktur 01-01-1970 03:00 Gönül Yoksa, Hoşgörü Yoksa İşin İçinde 01-01-1970 03:00 Neyi Arıyorsan O’sun Sen 01-01-1970 03:00 Hazandı, Hüzündü, Dündü, Bugündü 01-01-1970 03:00 Beysiz Şehrin Hikayesi 01-01-1970 03:00 Beddua Ananın Hikayesi 01-01-1970 03:00 Yoksul Adamın Siyaseti Olmaz 01-01-1970 03:00 Elbet bir gün barışacağız 01-01-1970 03:00 Herkesin Aşkı Değer Verdiği Şeye Göre Ölçülür 01-01-1970 03:00 Emekli ne desin? 01-01-1970 03:00 Türk olmak 01-01-1970 03:00 Bayram Hürmetine 01-01-1970 03:00 Hekim Kızının Hikayesi 01-01-1970 03:00 Sevgi ve Barışa Yürümek 01-01-1970 03:00 Saltanat Hikayesi 01-01-1970 03:00 Uğursuzun Hikayesi 01-01-1970 03:00 Dün Bugün Yarın 01-01-1970 03:00 Neşeli Şarkılar Sarmıyor Beni 01-01-1970 03:00 Bak başının çaresine 01-01-1970 03:00 Keşmekeşin Hikayesi 01-01-1970 03:00 Başı Pare ,Pare Dumanlı Dağlar 01-01-1970 03:00 Aşk Üstüne 01-01-1970 03:00 Olmaz Olmaz Deme Hikayesi 01-01-1970 03:00 Bu ülke, tarihte Türk'tü bugün de Türk'tür” 01-01-1970 03:00 Düşe Kalka… 01-01-1970 03:00 Türkçenin Payitahtı 01-01-1970 03:00 Yıl Edebiyatsız Olmaz 01-01-1970 03:00 Ahalinin Hikayesi 01-01-1970 03:00 Emekliler Ve Asgari Ücretliler Olmasa 01-01-1970 03:00 Mevlânâ’nın Gecesi 01-01-1970 03:00 Bırakın Kendinizi Hoşgörüye 01-01-1970 03:00 Muhabbet ola 01-01-1970 03:00 Yıl Biterken 01-01-1970 03:00 Felek Vurmuşun Hikayesi 01-01-1970 03:00 Yazan Kalem Siyah 01-01-1970 03:00 Yol Gözüktünün Hikayesi 01-01-1970 03:00 “Ben Yoruldum Hayat” 01-01-1970 03:00 Kemankeş Kızın Hikayesi 01-01-1970 03:00 Bir Zamanlar Tertemizdi Okullarımız 01-01-1970 03:00 Kara Vicdanlı 01-01-1970 03:00 Hiç Yarı Yolda Bırakıldınız Mı? 01-01-1970 03:00 Hani Çocuklar Bizim Geleceğimizdi? 01-01-1970 03:00 Ayakta Durmak Buysa Eğer 01-01-1970 03:00 Derinlerde Kaybolmak 01-01-1970 03:00 Meydanlar Er Meydanıdır 01-01-1970 03:00 Mızrak ve Çuval Meselesi 01-01-1970 03:00 Konya Şeker Efsanesi 01-01-1970 03:00 Darmaduman 01-01-1970 03:00 Dağ fare doğurmak zorunda mı? 01-01-1970 03:00 Kötü Gün Dostunuz Var Mı? 01-01-1970 03:00 Uçurumun Kenarı 01-01-1970 03:00 Dayının Hikayesi 01-01-1970 03:00 Müdür 01-01-1970 03:00 Kıyamet mi Koptu? 01-01-1970 03:00 Biz Bizden Gidemeyiz 01-01-1970 03:00 Yaşadığımız Her Güzel Gün Bayram Olsun 01-01-1970 03:00 ALPASLAN TÜRKEŞ 01-01-1970 03:00 Ramazan Hürmetine 01-01-1970 03:00 İhsan Ceylan 01-01-1970 03:00 Göl Şehrinin Hikayesi 01-01-1970 03:00 Söz, Etme Dedi Ses, Dinlemedi 01-01-1970 03:00 Bey Kızının Hikayesi 01-01-1970 03:00 Vakit Vuslat Vaktidir 01-01-1970 03:00 Seyit Küçükbezirci 01-01-1970 03:00 Öğretmenim” Kelimesiyle Geçen Bir Ömür 01-01-1970 03:00 Buram Buram Konya Kokma 01-01-1970 03:00 KASIMPATI 01-01-1970 03:00 Daha Nice Yüzyıllar Gör Türkiyem 01-01-1970 03:00 Yine Ortadoğu, yine kan, yine gözyaş 01-01-1970 03:00 Sultanlar Tepesinden Sultanlar Şehrine! 01-01-1970 03:00 Bu Benim Meselem, Derin Meselem” 01-01-1970 03:00 Bu Şehirde Kaç Zeki Oğuz Daha Kaldı? 01-01-1970 03:00 Makam Mahur Hava Eyyamı Bahur! 01-01-1970 03:00 BAYRAM GELDİ HOŞ GELDİ! 01-01-1970 03:00 Öfke hikayesi 01-01-1970 03:00 Dilinle Söylediğini, Kalbinle de Söyle 01-01-1970 03:00 Kara Odun Ateşe Eş Oldu Aydınlık Geldi!” 01-01-1970 03:00 Doğruluk Sözde Değil Özde Olur!’ 01-01-1970 03:00 Kalemin Su, Kâğıdın Rüzgâr İse... 01-01-1970 03:00 Söküklerini Dik Sözlerinin 01-01-1970 03:00 Bazen... 01-01-1970 03:00 Hak Kapısından Ayrılmayan Türk, Var Olduğu Müddetçe Vatansız Kalmaz 01-01-1970 03:00 Kıskançlık Yapanın Gönlüne Karanlıklar Çöker 01-01-1970 03:00 Dertlinin Derdini Dinlemek! 01-01-1970 03:00 Eden Kendisine Eder!.. 01-01-1970 03:00 AYNA 01-01-1970 03:00 Diline Hâkim Olmak 01-01-1970 03:00 Ramazan Hikayesi -2 01-01-1970 03:00 Ramazan Hikayesi 01-01-1970 03:00 Adı Güzel, Kendi Güzel Muhammed 01-01-1970 03:00 Fani Dünya Hoştur Amma... 01-01-1970 03:00 SON CEMRE 01-01-1970 03:00 SÖZ! 01-01-1970 03:00 YILBAŞI DEMEK 01-01-1970 03:00 ŞEB-İ ARUS 01-01-1970 03:00 Aşçı Dede Kimin Dedesi? 01-01-1970 03:00 Benim Derdim Dermanım Bilen Yok! 01-01-1970 03:00 Ecdada Vefa! 01-01-1970 03:00 Yüreğe Gömülmek! 01-01-1970 03:00