Her Kale Yıkılır “Bilmem” Kalesi Yıkılmaz

Erol Sunat

20-04-2026 11:31

Kale kaledir dense de yıkılanı var, erişileni var, yalçın dağların, tepelerin üzerine kurulmuş olanları var.

Ayakta kalanları pek az.

Birçoğu enkaz…

Her kale yıkılır denmiş, “bilmem” kalesi yıkılmaz…

Bursa Eğitim Enstitüsünden okul arkadaşım olan Zeki Yılmaz’ın kulakları çınlasın. Söz ondan, ilham ondan…

Meselenin içine mecaz girdi mi, akan sular durur.

Düğün olur oynamayı bilmem, aş pişecek yumurta bile kırmadım aş yapmayı bilmem, süpürmeyi bilmem, yıkamayı bilmem, silmeyi bilmem, hamur yoğurmayı bilmem, bilmem de bilmem…

Ne bilirsin sen?

Onu da bilmem diyecek diyemiyor der insanlar.

Bilmem demek; kendini kenara almak, işi gücü başkalarının üzerine yıkmak, etliye sütlüye karışmamak demek. Bilmem diyenin kalesinin yıkılamayacağı yaklaşımı da bu yüzden söylenir.

Bilmem, kendine göre akıllı geçinmeye kalkanların, kendini gözü açık sananların başvurduğu bir yoldur aslında.

Sanılır ki…

Kaleleri yıkılmaz, bilekleri bükülmez, sözleri geri tepmez, bilmem diyene derman yetmez…

Bilmem diye diye ömür geçer mi?

Ya “ömrübillah bilmem dedi öldü gitti” derler, ya “bilmem dedim, aslında neler neler bilirdim” diye döndü geldi derler.

Bilmem kavramı bayağı bir revaçta.

Bilmem demeye devam etmekse kolay değil, hele ki bu çağda…

“Bilmem” kalesi nice kaledir var mı bilen?

Var mı hakkında bir şeyler söyleyen?

Gerçi Yunus, “Bilmeyen ne bilsin bizi / Bilenlere selam olsun…” dese de;

Bilmem, gel desen gelmem, ağzımı açıp tek kelime söylemem, herkes katıla katıla gülse bir tek ben gülmem, neden mi böyle, bilmem dedim ya bilmem diyenler çevirmiş etrafımızı…

Bilmem var… Bilmem ki var… Bilemem var… Bilmiyorum var… Bilemiyorum var… Bilmem de anlamam da var…

Bilmem deyip bir kenara çekilenler var…

Dahası, “bana dokunmayan yılan” diye başlayan cümlelerin ardına sığınanlar var…

En ihtiyaç duyulduğu anlarda bile ortalarda görünmeyenler var…

Birine bir faydam dokunacak diye ödü kopanlar, kimsenin elinden tutmayanlar var…

Kolundan çeksen “bana mı dedin?” demekten imtina edenler…

Kendinden başkasına selam vermeyenler…

Kendilerini bilmem diye bir zırha bürümüşler…

Bilmem demek kimi korudu ki bugüne kadar?

Bilmem diyen kendini her işin içinden çekip sıyırdı sanıyor.

Akıllılık yaptığını sanıyor.

Bilmem dedikçe yürüdüğü yolun akıl kârı olduğu düşüncesine kapılıyor.

Bilmem diyerek bütün dertlerinden ve şikâyetlerinden kurtulduğunu zannedenler nerede yaşıyorlar acaba?

Hangi dünyada? Hangi âlemde? Hangi gezegen orası?

Merkür mü?

Bilmem diye bilinmedik bir âlem var da biz mi ıskaladık o âlemi?

Bilmem kavramını diline pelesenk edinenler, bilmem köprülerinde bilmem diyenlerle mi buluşuyorlar?

İki bilmem yan yana geldiğinde ne oluyor?

Bilinmeyen mi?

Birkaç bilinmeyenli bir denklem mi?

Matematikle aramız yoksa da matematik dâhisi dostlarımız kapı gibi yanımızdalar.

Bilmem diyene “bilirsin” diyorlar…

Bilirsin de bilmem demek işine geliyor olmalı…

Sonrası inkâr, sonrası “bana iftira atılıyor” yaygaraları falan filan…

Bu dünya…

Bilmem deyip yönünü çevirip gidenlerin, “senin bildiğin kadar benim unuttuğum var” diye böbürlenenlerin var olduğu fani bir dünya…

“Ben yalan bilmem” diyen yalancılar…

Çok bilmişler…

“Benim bilmediğim yoktur, bana kuşun kanadından haber gelir” diyen kendilerini gizem boyasıyla boyayanlar…

Öyle bir bilmem pelerinine sarıyorlar ki kendilerini…

Bilmem kavramı sırlar içinde kendini tatlandırıyor, merak ettiriyor, bir yığın soru da cabası…

Yalancının mumu yatsıya kadar mı, sabahlara kadar mı yanıyor var mı tahmini olan?

O mum gece gündüz yanar da bilende olmaz gören de diyenlere ne demeli?

Bilmem mi? E… herhalde…

Bir ara “ben bilmem abim bilir” gibi söylemler de vardı.

Bilmem diyen, üzerinde ne kadar yük ve ağırlık varsa ya kaldırıp atar ya da birinin üzerine yıkar.

Ya da karşıdan öyle görünür…

Bilmem diyecek ki, ona dokunan da ilişen de olmayacak…

Onu kimse sorgulamayacak…

“Bilmem dedi, madem bilmiyormuş, geç bakalım mevzuyla alakalı olmayanların yanına” denecek…

Sonrası gemisini denizde yüzdürdüğü yetmiyormuş gibi, havada ve karada da yüzdürecek…

Bilmem diyen ne bilir, neyi bilir ki?

Hiç düşünen oldu mu?

“Açmam, açamam söyleyemem derdimi” diye bir şarkı vardı ya hani…

Bilmem, bilemem diyemem ne bildiğimi der gibiler, bilmem diyenler…

Bilmem diyene…

“Sen ne bilirsin?” deseniz ne diyecek?

“Ben bilmem dedim ya…”

Bilmediğimi söyledim ya babında bir şeyler mi?

Bilmem diyenin ruh hali…

Duymam… Görmem… Kısacası hiçbir şeyden haberim yok gibi bir şey…

“Bilmem dedim; bilmediğimi, hiç ama hiçbir şey hakkında bilgi sahibi olmadığımı kimselere anlatamadım” dese inanacak aklınız yatacak mı?

Bu anlatım, bilmem diyenlerin resmen döktürmesi diye düşünmeyecek misiniz?

Ya galiba ya da bir ihtimal…

Bilmem diyen…

Ben oldum olası her şeye alakasız biriyim dese…

Kim kime ne dedi, niye dedi, niçin dedi onları dahi merak etmem dese…

“Azıcık aşım, ağrısız başım” diye de devam etse ne diyeceksiniz?

Sonra cevaplasam gibi bir şey mi?

Ben bilmem diyen varsın desin.

Bilen bildiğini demezse, gördüğünü, duyduğunu, şahit olduğunu söylemezse ne zaman diyecek ne zaman konuşacak?

Ölüm döşeğinde mi?

Varsın, bilmem diyen, bilmem diye dolaşsın köşe bucak…

Hakikat, yarın Hakkın Divanı’nda davacı olacak bilmem diyenden…

Bilmem diyenin karşısına, çıkar gelir bir “Ben bilirim” diyen demişler….

Kim diyordu “ben bilirim” diye…

Rahmetli Barış Manço…

Bilmem diyenin kalesi “bilmem-bilmem” diyerekten yıkılır.

Yıkılmaz diyenler de yok değil…

Aman efendim…

“Geç bunları” diyenleri de duymadınız mı?

Dünyada yıkılmayan kale mi kaldı?

İstanbul bile 29 kez kuşatıldı, sonunda düştü…

Kale bu, bir şekilde düşer; bilmem dese de düşer, bilmem demese de…

Ya içten fethedilir ya savaşsız teslim olur ya da kuşatmadan sonra düşer.

Bilmem diye öne sürülse de bahaneler, yıkılır geçer cümle surlar cümle kaleler…

DİĞER YAZILARI Pazara Pazara Çoktan Geldik Nazara 01-01-1970 03:00 Bir Ömür Ah Ettik Vah Ettik 01-01-1970 03:00 Hayırlı Bayramlar 01-01-1970 03:00 Vefa Uzaklarda Kalan Bir His 01-01-1970 03:00 Karman Çorman 01-01-1970 03:00 Dağın Zirvesine Çıkmasına Çıkılır da 01-01-1970 03:00 Türk’ün Türk’ten Başka Dostu Yoktur 01-01-1970 03:00 Gönül Yoksa, Hoşgörü Yoksa İşin İçinde 01-01-1970 03:00 Neyi Arıyorsan O’sun Sen 01-01-1970 03:00 Mevlâna, Aşk, Pervane 01-01-1970 03:00 Hazandı, Hüzündü, Dündü, Bugündü 01-01-1970 03:00 Beysiz Şehrin Hikayesi 01-01-1970 03:00 Beddua Ananın Hikayesi 01-01-1970 03:00 Yoksul Adamın Siyaseti Olmaz 01-01-1970 03:00 Elbet bir gün barışacağız 01-01-1970 03:00 Herkesin Aşkı Değer Verdiği Şeye Göre Ölçülür 01-01-1970 03:00 Emekli ne desin? 01-01-1970 03:00 Türk olmak 01-01-1970 03:00 Bayram Hürmetine 01-01-1970 03:00 Hekim Kızının Hikayesi 01-01-1970 03:00 Sevgi ve Barışa Yürümek 01-01-1970 03:00 Saltanat Hikayesi 01-01-1970 03:00 Uğursuzun Hikayesi 01-01-1970 03:00 Dün Bugün Yarın 01-01-1970 03:00 Neşeli Şarkılar Sarmıyor Beni 01-01-1970 03:00 Bak başının çaresine 01-01-1970 03:00 Keşmekeşin Hikayesi 01-01-1970 03:00 Başı Pare ,Pare Dumanlı Dağlar 01-01-1970 03:00 Aşk Üstüne 01-01-1970 03:00 Olmaz Olmaz Deme Hikayesi 01-01-1970 03:00 Bu ülke, tarihte Türk'tü bugün de Türk'tür” 01-01-1970 03:00 Düşe Kalka… 01-01-1970 03:00 Türkçenin Payitahtı 01-01-1970 03:00 Yıl Edebiyatsız Olmaz 01-01-1970 03:00 Ahalinin Hikayesi 01-01-1970 03:00 Emekliler Ve Asgari Ücretliler Olmasa 01-01-1970 03:00 Mevlânâ’nın Gecesi 01-01-1970 03:00 Bırakın Kendinizi Hoşgörüye 01-01-1970 03:00 Muhabbet ola 01-01-1970 03:00 Yıl Biterken 01-01-1970 03:00 Felek Vurmuşun Hikayesi 01-01-1970 03:00 Yazan Kalem Siyah 01-01-1970 03:00 Yol Gözüktünün Hikayesi 01-01-1970 03:00 “Ben Yoruldum Hayat” 01-01-1970 03:00 Kemankeş Kızın Hikayesi 01-01-1970 03:00 Bir Zamanlar Tertemizdi Okullarımız 01-01-1970 03:00 Kara Vicdanlı 01-01-1970 03:00 Hiç Yarı Yolda Bırakıldınız Mı? 01-01-1970 03:00 Hani Çocuklar Bizim Geleceğimizdi? 01-01-1970 03:00 Ayakta Durmak Buysa Eğer 01-01-1970 03:00 Derinlerde Kaybolmak 01-01-1970 03:00 Meydanlar Er Meydanıdır 01-01-1970 03:00 Mızrak ve Çuval Meselesi 01-01-1970 03:00 Konya Şeker Efsanesi 01-01-1970 03:00 Darmaduman 01-01-1970 03:00 Dağ fare doğurmak zorunda mı? 01-01-1970 03:00 Kötü Gün Dostunuz Var Mı? 01-01-1970 03:00 Uçurumun Kenarı 01-01-1970 03:00 Dayının Hikayesi 01-01-1970 03:00 Müdür 01-01-1970 03:00 Kıyamet mi Koptu? 01-01-1970 03:00 Biz Bizden Gidemeyiz 01-01-1970 03:00 Yaşadığımız Her Güzel Gün Bayram Olsun 01-01-1970 03:00 ALPASLAN TÜRKEŞ 01-01-1970 03:00 Ramazan Hürmetine 01-01-1970 03:00 İhsan Ceylan 01-01-1970 03:00 Göl Şehrinin Hikayesi 01-01-1970 03:00 Söz, Etme Dedi Ses, Dinlemedi 01-01-1970 03:00 Bey Kızının Hikayesi 01-01-1970 03:00 Vakit Vuslat Vaktidir 01-01-1970 03:00 Seyit Küçükbezirci 01-01-1970 03:00 Öğretmenim” Kelimesiyle Geçen Bir Ömür 01-01-1970 03:00 Buram Buram Konya Kokma 01-01-1970 03:00 KASIMPATI 01-01-1970 03:00 Daha Nice Yüzyıllar Gör Türkiyem 01-01-1970 03:00 Yine Ortadoğu, yine kan, yine gözyaş 01-01-1970 03:00 Sultanlar Tepesinden Sultanlar Şehrine! 01-01-1970 03:00 Bu Benim Meselem, Derin Meselem” 01-01-1970 03:00 Bu Şehirde Kaç Zeki Oğuz Daha Kaldı? 01-01-1970 03:00 Makam Mahur Hava Eyyamı Bahur! 01-01-1970 03:00 BAYRAM GELDİ HOŞ GELDİ! 01-01-1970 03:00 Öfke hikayesi 01-01-1970 03:00 Dilinle Söylediğini, Kalbinle de Söyle 01-01-1970 03:00 Kara Odun Ateşe Eş Oldu Aydınlık Geldi!” 01-01-1970 03:00 Doğruluk Sözde Değil Özde Olur!’ 01-01-1970 03:00 Kalemin Su, Kâğıdın Rüzgâr İse... 01-01-1970 03:00 Söküklerini Dik Sözlerinin 01-01-1970 03:00 Bazen... 01-01-1970 03:00 Hak Kapısından Ayrılmayan Türk, Var Olduğu Müddetçe Vatansız Kalmaz 01-01-1970 03:00 Kıskançlık Yapanın Gönlüne Karanlıklar Çöker 01-01-1970 03:00 Dertlinin Derdini Dinlemek! 01-01-1970 03:00 Eden Kendisine Eder!.. 01-01-1970 03:00 AYNA 01-01-1970 03:00 Diline Hâkim Olmak 01-01-1970 03:00 Ramazan Hikayesi -2 01-01-1970 03:00 Ramazan Hikayesi 01-01-1970 03:00 Adı Güzel, Kendi Güzel Muhammed 01-01-1970 03:00 Fani Dünya Hoştur Amma... 01-01-1970 03:00 SON CEMRE 01-01-1970 03:00 SÖZ! 01-01-1970 03:00 YILBAŞI DEMEK 01-01-1970 03:00 ŞEB-İ ARUS 01-01-1970 03:00 Aşçı Dede Kimin Dedesi? 01-01-1970 03:00 Benim Derdim Dermanım Bilen Yok! 01-01-1970 03:00 Ecdada Vefa! 01-01-1970 03:00 Yüreğe Gömülmek! 01-01-1970 03:00