Gönül Yoksa, Hoşgörü Yoksa İşin İçinde

Erol Sunat

18-01-2026 15:47

Hoşgörü gibi mihenk taşımız vardı…

Kimin sabır sınırı kısa, kim sabırlıymış gibi davranıyor, kim hoşgörü de yapmacık davranış yolunu seçmiş, hoşgörünün şaşmaz mihenk taşına yakalanırdı.

Sahtekarda ortaya çıkardı…

Göz boyayanda…

Goygoycu da…

Gerçek hoşgörü sahibi de…

Biz ki hoşgörümüzle tanınırdık…

Duruşumuz bir başkaydı.

Bakış açımız kimselere benzemezdi.

Ne oldu bize?

Neler diyoruz neler yapıyoruz birbirimize, üstelik kardeşim, arkadaşım, dostum dediklerimize…

Hani, içten pazarlıklı olmak bizim huyumuz değildi?

Hani yalan bizden ırak olsun diyorduk…

Oldu mu?

Keşke olsaydı…

Yalan geldi kuruldu baş köşeye…

Yalandan kim ölmüş dediler…

Ne gönül yapmaya gelenleri ne de hoşgörüyle adım atanları dinlemediler…

Ferasetimiz parmakla gösterilirdi…

Vicdanlıydık…

Vicdan sahibiydik…

Merhametliydik…

Yunus gibi, “Yaratılanı severim Yaradan’dan ötürü…” yaklaşımıyla ifadesini bulan güzel hasletlere sahiptik.

Sevgi dolu kalplere sahiptik…

Kalp kırmazdık…

Bilirdik ki, Yunus’un, “Bir kez gönül kırdın ise, bu kıldığın namaz değil… sözü bizi perişan edecek, ciğerimiz yanacak, uykumuz haram olacak, o kırdığımız kalpten helallik dilemeden işimiz gücümüz rast gitmeyecek…

Selamsız hiç kimse geçmezdi o eski sokaklardan.

Geçen oldu mu ya dalgınlığından ya kendi boyunu aşan bir derdinden sıkıntısından olurdu.

Yanlışını, hatasını hatırlandığında geri döner, yarım elma gönül alma mukabilinden herkesin gönlünü alırdı.

O sokaklarda bir zamanlar böyle güzel insanlar dolaşırdı…

Düsturumuz edepti…

Adaptı…

Usuldü…

Erkândı…

Nizamdı…

İntizamdı…

Usulü erkânınca davranmaktı…

İnsanları sevmek, hoş tutmaktı…

Böyle olduğunda…

Ne incinen olurdu ne inciten…

Ne kıran olurdu ne kırılan…

Ne üzen olurdu ne üzülen…

Ne küsen olurdu ne küsülen…

Hoşgörü denen o güzellik yola düşmüş yollara sular serpe serpe geliyor derlerdi…

Hoşgörü denen o niyetler güzeli, o niyetlerin en halisi, en içteni, en temizi dokunduysa bir yere her yer güllük gülistanlık olur.

Söz tutulur…

Naz geçer…

Hatır gönül aliyyülâlâ olur…

Gönül istedi mi, ta…Fizan’a kadar gönül köprüsü kurulur.

Bu kadar mı zordu kalbi ve dili bir olmak…

Dil ayrı telden, gönül ayrı telden çalmaya başladığında ya tel kopuyor ya mızrap kırılıyor…

Saza bir isteksizlik çöktüğünde, karmakarışık bir hal hâkim olduğunda akort bozuluyor.

Sonrası…

Ne şarkının tadı tuzu kalıyor ne türkünün.

Gönül yoksa hoşgörü yoksa işin içinde…

Akortsuzluk belli ediyor kendini her yerde, her köşede…

İşte o zaman şair alıyor eline kalemi…

Gül hazin sümbül perişan diye başlıyor yazmaya…

Yazdığı hakikatin ta kendisi…

Solan bir bahçede bülbüllere yer kalmadıysa, gül solmaya, sümbül saçını başını yolmaya başladıysa, yangın var demektir.

Acele gönül ve hoşgörü devreye girmeli diyenlere kulak vermelidir.

Bir rüzgâr çıkıp, kırıyorsa ağaçların dalını budağını, rüzgâr kırdı dalımı feryatlarını kimse görmüyorsa, kırılan benim dalım değil nasıl olsa, kırılan dal, dalı kırılan ağaç düşünsün deniyorsa ne yapsın ağaç ne yapsın kırılan dal, ne yapsın bağ, bahçe?

Feryadımı duymadı mı kimse, görmediler mi halimi, perişanlığımı diyenlerin neşteridir gönül, neşteridir hoşgörü.

Yunus ne diyordu sekiz asır ötelerden, “Gönüller yapmaya geldim…”

Gönüller yapmaya gelenlerin en önde gelenlerinden biriydi.

Virane, yıkık, enkaz haline gelmiş kalplerin imdadına ilk koşanlardandı.

Cümle gönül yarasını sarmaya aşkla koştu. Onu dinleyenler, onun sözleriyle şiirleriyle teselli olanlar, kendilerine geldiler, toparlandılar.

Moğol istilası Anadolu’yu gök ekinleri biçer gibi biçmiş, taş üstünde taş, gövde üzerinde baş, kırılmadık kol kanat bırakmamıştı. İnsanlar ya ölmüş ya esir pazarlarında satılmış ya mal ve paralarına çökülmüş, baş kaldıranlar parça parça edilmiş, köylere varıncaya kadar inim inim inleyen bir Anadolu coğrafyasıydı bu vahşetten geriye kalan. Moğol acımasızlığının, Anadolu Selçuklu diyarında açtığı yaraları her nedense tam olarak anlatmaz tarihçiler. Vicdansız ve merhametsiz Moğol Noyanlarının iktidar, altın ve akçe hırsları, İlhanlı devletinin hoyrat ve hoşgörüsüz davranışı harabeye döndürmüştü Anadolu’yu.

Anadolu bu istilanın acılarını asırlarca çekti.

Bin yıldır işgaldi, istilaydı, entrikaydı, tuzaktı, kuyu kazmaktı, ayak oyunlarıydı, baş kaldırıydı, isyandı görmediği hiçbir şey kalmadı Anadolu’nun…

Her defasında gönül yapanlar, hoşgörüyü kendine mihenk taşı edinenler ayağa kaldırdılar Anadolu’yu…

Yunusun sözleri şifa oldu. Şiirleri ezberlendi. Gönüllere sular serpti.

Çünkü o gönüller yapmaya gelmişti.

Bugün en büyük handikabımız gönüller yapmak için adım atamamak…

Oysa ne diyordu Yunus “Ben gelmedim davi için/ Benim işim sevi için / Gönüller dost evi için / Gönüller yapmaya geldim.”

O gönül alan, gönül yapmaya gelen gönül yok, o efkâr dağıtan hoşgörü görünürde yok.

Neredeler?

Nerelerdeler?

Bir yerlerde mi saklılar?

Onlar olmadan hiçbir şey eskisi gibi olmuyor…

Onlar yoksa bilin ki, tevatürler ve rivayetler cirit atıyor demektir sokaklarda, caddelerde, köşe başlarında ve meydanlarda…

DİĞER YAZILARI Türk Yeter Ki Sağ Olsun 01-01-1970 03:00 Hâlimiz Hâl Değil 01-01-1970 03:00 Pazara Pazara Çoktan Geldik Nazara 01-01-1970 03:00 Bir Ömür Ah Ettik Vah Ettik 01-01-1970 03:00 Her Kale Yıkılır “Bilmem” Kalesi Yıkılmaz 01-01-1970 03:00 Hayırlı Bayramlar 01-01-1970 03:00 Vefa Uzaklarda Kalan Bir His 01-01-1970 03:00 Karman Çorman 01-01-1970 03:00 Dağın Zirvesine Çıkmasına Çıkılır da 01-01-1970 03:00 Türk’ün Türk’ten Başka Dostu Yoktur 01-01-1970 03:00 Neyi Arıyorsan O’sun Sen 01-01-1970 03:00 Mevlâna, Aşk, Pervane 01-01-1970 03:00 Hazandı, Hüzündü, Dündü, Bugündü 01-01-1970 03:00 Beysiz Şehrin Hikayesi 01-01-1970 03:00 Beddua Ananın Hikayesi 01-01-1970 03:00 Yoksul Adamın Siyaseti Olmaz 01-01-1970 03:00 Elbet bir gün barışacağız 01-01-1970 03:00 Herkesin Aşkı Değer Verdiği Şeye Göre Ölçülür 01-01-1970 03:00 Emekli ne desin? 01-01-1970 03:00 Türk olmak 01-01-1970 03:00 Bayram Hürmetine 01-01-1970 03:00 Hekim Kızının Hikayesi 01-01-1970 03:00 Sevgi ve Barışa Yürümek 01-01-1970 03:00 Saltanat Hikayesi 01-01-1970 03:00 Uğursuzun Hikayesi 01-01-1970 03:00 Dün Bugün Yarın 01-01-1970 03:00 Neşeli Şarkılar Sarmıyor Beni 01-01-1970 03:00 Bak başının çaresine 01-01-1970 03:00 Keşmekeşin Hikayesi 01-01-1970 03:00 Başı Pare ,Pare Dumanlı Dağlar 01-01-1970 03:00 Aşk Üstüne 01-01-1970 03:00 Olmaz Olmaz Deme Hikayesi 01-01-1970 03:00 Bu ülke, tarihte Türk'tü bugün de Türk'tür” 01-01-1970 03:00 Düşe Kalka… 01-01-1970 03:00 Türkçenin Payitahtı 01-01-1970 03:00 Yıl Edebiyatsız Olmaz 01-01-1970 03:00 Ahalinin Hikayesi 01-01-1970 03:00 Emekliler Ve Asgari Ücretliler Olmasa 01-01-1970 03:00 Mevlânâ’nın Gecesi 01-01-1970 03:00 Bırakın Kendinizi Hoşgörüye 01-01-1970 03:00 Muhabbet ola 01-01-1970 03:00 Yıl Biterken 01-01-1970 03:00 Felek Vurmuşun Hikayesi 01-01-1970 03:00 Yazan Kalem Siyah 01-01-1970 03:00 Yol Gözüktünün Hikayesi 01-01-1970 03:00 “Ben Yoruldum Hayat” 01-01-1970 03:00 Kemankeş Kızın Hikayesi 01-01-1970 03:00 Bir Zamanlar Tertemizdi Okullarımız 01-01-1970 03:00 Kara Vicdanlı 01-01-1970 03:00 Hiç Yarı Yolda Bırakıldınız Mı? 01-01-1970 03:00 Hani Çocuklar Bizim Geleceğimizdi? 01-01-1970 03:00 Ayakta Durmak Buysa Eğer 01-01-1970 03:00 Derinlerde Kaybolmak 01-01-1970 03:00 Meydanlar Er Meydanıdır 01-01-1970 03:00 Mızrak ve Çuval Meselesi 01-01-1970 03:00 Konya Şeker Efsanesi 01-01-1970 03:00 Darmaduman 01-01-1970 03:00 Dağ fare doğurmak zorunda mı? 01-01-1970 03:00 Kötü Gün Dostunuz Var Mı? 01-01-1970 03:00 Uçurumun Kenarı 01-01-1970 03:00 Dayının Hikayesi 01-01-1970 03:00 Müdür 01-01-1970 03:00 Kıyamet mi Koptu? 01-01-1970 03:00 Biz Bizden Gidemeyiz 01-01-1970 03:00 Yaşadığımız Her Güzel Gün Bayram Olsun 01-01-1970 03:00 ALPASLAN TÜRKEŞ 01-01-1970 03:00 Ramazan Hürmetine 01-01-1970 03:00 İhsan Ceylan 01-01-1970 03:00 Göl Şehrinin Hikayesi 01-01-1970 03:00 Söz, Etme Dedi Ses, Dinlemedi 01-01-1970 03:00 Bey Kızının Hikayesi 01-01-1970 03:00 Vakit Vuslat Vaktidir 01-01-1970 03:00 Seyit Küçükbezirci 01-01-1970 03:00 Öğretmenim” Kelimesiyle Geçen Bir Ömür 01-01-1970 03:00 Buram Buram Konya Kokma 01-01-1970 03:00 KASIMPATI 01-01-1970 03:00 Daha Nice Yüzyıllar Gör Türkiyem 01-01-1970 03:00 Yine Ortadoğu, yine kan, yine gözyaş 01-01-1970 03:00 Sultanlar Tepesinden Sultanlar Şehrine! 01-01-1970 03:00 Bu Benim Meselem, Derin Meselem” 01-01-1970 03:00 Bu Şehirde Kaç Zeki Oğuz Daha Kaldı? 01-01-1970 03:00 Makam Mahur Hava Eyyamı Bahur! 01-01-1970 03:00 BAYRAM GELDİ HOŞ GELDİ! 01-01-1970 03:00 Öfke hikayesi 01-01-1970 03:00 Dilinle Söylediğini, Kalbinle de Söyle 01-01-1970 03:00 Kara Odun Ateşe Eş Oldu Aydınlık Geldi!” 01-01-1970 03:00 Doğruluk Sözde Değil Özde Olur!’ 01-01-1970 03:00 Kalemin Su, Kâğıdın Rüzgâr İse... 01-01-1970 03:00 Söküklerini Dik Sözlerinin 01-01-1970 03:00 Bazen... 01-01-1970 03:00 Hak Kapısından Ayrılmayan Türk, Var Olduğu Müddetçe Vatansız Kalmaz 01-01-1970 03:00 Kıskançlık Yapanın Gönlüne Karanlıklar Çöker 01-01-1970 03:00 Dertlinin Derdini Dinlemek! 01-01-1970 03:00 Eden Kendisine Eder!.. 01-01-1970 03:00 AYNA 01-01-1970 03:00 Diline Hâkim Olmak 01-01-1970 03:00 Ramazan Hikayesi -2 01-01-1970 03:00 Ramazan Hikayesi 01-01-1970 03:00 Adı Güzel, Kendi Güzel Muhammed 01-01-1970 03:00 Fani Dünya Hoştur Amma... 01-01-1970 03:00 SON CEMRE 01-01-1970 03:00 SÖZ! 01-01-1970 03:00 YILBAŞI DEMEK 01-01-1970 03:00 ŞEB-İ ARUS 01-01-1970 03:00 Aşçı Dede Kimin Dedesi? 01-01-1970 03:00 Benim Derdim Dermanım Bilen Yok! 01-01-1970 03:00 Ecdada Vefa! 01-01-1970 03:00 Yüreğe Gömülmek! 01-01-1970 03:00