Dağın Zirvesine Çıkmasına Çıkılır da

Erol Sunat

09-02-2026 10:06

Zirveye birlik ve beraberlik içinde, hakiki ve samimi gönül seferberlikleriyle çıkılabileceğini dinleye dinleye bugünlere geldik.

Kaç yıl geçti?

Yetmişli yıllardan beri onar onar sayın…

Üstüne de “saymadım kaç yıl oldu…” diye bir sitem cümlesi ekleyin…

Zirveye hep beraber çıkma fikrinden, daha yola çıkılmadan dağın eteklerinde vazgeçildiğini bir çoğumuz çok sonraları anladı.

Dağın zirvesine çıkıldı çıkılmasına da…

İdealler, zirveye dair hayaller kendini dağın zirvesine çıkarmaktan başka bir sevdası olmayanlar tarafından dağın eteklerinde bir kenara bırakılmıştı.

Zirveye kendilerini taşıyanlar, yollarda bellerde, dağın eteklerinde neleri ve kimleri unutmadılar ki diye neler anlatılmadı neler…

O hikâye de geriye dönüp bakıldığında ömürlerinin rüzgâr gibi geçip gittiğini gördü insanlar.

Hem de buruk bir biçimde…

Kimi yakasına küstü…

Kimi yatağına kırgın ırmakların akışına bıraktı kendini…

Kimi bağrıma taş bastım, yolumu ayırdım dedi…

Kimi biz ayrılamayız dedi…

Kimi bağırdı çağırdı, kapıları çarptı…

Kimi ben bildiğimden şaşmam dedi…

Herkes kendince bir şeyler söyledi.

Dağın zirvesine çıkmasına çıkılır da…

Bugüne kadar olan oldu…

Ölen öldü…

Güller sümbüller soldu…

Dönen döndü…

Yolun karşısından yürümeye başlayanlar çoğaldı…

Gemileri yakanlar yaktı…

Kopanlar, koparılanlar, koparılmayı bekleyenler, kapıyı pencereyi açtı…

Kaleden kaleye şahin uçuranlar uçurdu…. Köprülerin altından çok sular aktı…

Sel köprüleri de yıktı geçti…

Cümle güzel söz, kem söz, eğri söz, doğru söz yankılandı memleketin dört yanında dört bucağında…

Sonra üzerlerine çok vazifeymiş gibi aralara girenler çıkıp geldiler meydana…

Meğer ne kadar da çok seviyorlarmış her birimizi…

Bu aralara girme meselesi keşke, ortalığı karıştırmak için değil de barıştırmak için olsaydı…

Her araya giren ayrılık ateşlerini harlamak için yanında bir de körük getirmişti.

Ayrılıklar, kavgalar, atışmalar öyle bir körüklendi ki… Sonunda kaç parçaya bölündüklerini o toz duman içinde ilk önce kimse anlayamadı.

O dumanlar ve sisler dağıldıktan sonra, bir de görüldü ki, herkes bir yakaya dağılmış…

Öte yakalı, beri yakalı, karşı yakalı olmuş insanlar…

Zirve masalları çoğaldı. Dağ başını duman aldı…

Anlayan anladı. O parça bölük bölünenler, hâlâ anlayamadılar.

Olan ne mi?

Herkes kendince zirveye çıkma hevesinde.

“Birlikten kuvvet doğar”” Bir elin nesi var, iki elin sesi var” diyen büyüklerimizi adeta defterden silmiş gibiyiz.

Herkes birbirine kapıları kapatmış…

Gel, gelmiyor…Konuşalım, konuşmuyor…Bir düşün, düşünmüyor…

Dağ ulu bir dağ…Yalçın bir dağ…Başı pare pare dumanlı bir dağ…

Zirveyi yazın bile gören yok…Çıkan var elbet…Her daim de oldu.

Zirveye çıkmadan yanında olması gerekeni, gönlünde taşınması gerekeni dağın eteklerinde unutanlar olmadı mı?

Zirve geleceksen gel amma, kendini getir, yanında müştemilat babından ne varsa, tırmanmadan bana doğru gelmeden bırak da gel. Ardına takılan olursa, onları da bir şekilde yolda bırak, yor, şaşırt, bozuş, terk et öyle gel diyen bir zirve…

Zirveye çıkma niyetinde olanın kafasında dolaşan tilkilerin kuyrukları birbirine değmemeye başladığı an ne yol tanır ne sis tanır ne duman…

Biz geldik, hep beraber geldik, zirveye çıkılırsa böyle çıkılır, dağların dilinden anlayan, yolda bilir iz de…

Kaybolmaz…Savrulmaz…Düşmez…Geride dostunu, arkadaşını bırakmaz…

Zirvenin pes dediği, olurda bu kadarı olmaz dediği anlar ve zamanlar da olmaz değil.

Nadir haller, nadir zamanlar diye anlatır böyle durumları zirve…

İşin aslı, zirveye çıkanların hayallerini, düşüncelerini, hedeflerini değil, kendilerini zirveye çıkarttığı gerçeği ise zirvenin, tırmanışa geçen herkesten istediği yegâne şeydir.

Zirve, zirve yolcusuna der ki;

Neyin var, neyin yok, yanında kim var kim yok hepsini bırak gel…

Tek gel…Yalnız gel…Bana gel…

Kalbinde bana ait olmayan ne varsa onları en başta bırakmazsan, zirveyi göremezsin…

Sana ağırlık olur hem kendini hem onları taşıyamazsın.

Tutunduğun kayalar, kaya çıkıntıları taşımaz seni…

Kim düğümledi bizi? Kim bizi bize hasım etti?

Zirve düğüm…Zirveye yürüyenler düğüm…Kafalarında her ne varsa çözülmesin diye düğümlenmiş bir kördüğüm…

Yürekler düğüm…Sözler düğüm…Gözler düğüm…Eller düğüm…Ayaklar düğüm…Çözmeye kimsenin niyeti yok…Mesele koyun kurt meselesi değil…

Meseleyi karıştıran, suyu bulandıran, aralara nifakları sokan, bir araya gelinmesine mâni olmayı başaran düğüm çözücü olarak da hemen yanı başlarında.

Düğüm çözmeye hiç niyeti olmayan bir düğüm çözücü…

Çözer mi düğümü?

Düğüm atan ya kendi ya da kendi gibi birileri…

Düğüm-düğüm bağlananlar nasıl yürüyecek zirveye?

Ayaklarında ve ellerindeki düğümlerle mi?

Bu coğrafyanın düğümünü ilk kez İskender çözmüş der efsaneler. Sonra Sultan Alpaslan, sonra Kılıçaslanlar, sonra Fatih ve en son Gazi Mustafa Kemal Paşa…

Bir düğüm çözen çıkar gelir mi gelir…

Gün gelir; Düğümler çözülür zirveler çözülür buzlar çözülür diller çözülür…

Zirveye doğru giden yol, duygusallığı hiçbir zaman kaldırmadı. Duygusallık dağın eteğine gelirken lazımdı. Dağın eteğine gelindi mesele bitti. Zirve ne kadar reklam yaparsa yapsın insanlar arasında ne dostluk bıraktı ne arkadaşlık ne de ideal…

Zirveye koşan, zirve aşkına, unuttuğunu unuttu, bıraktığını bıraktı…

Ne hatır dinledi ne gönül…

Kırılan kırıldı, gücenen gücendi bunu senden beklemezdik dendi…

Zirveye yürüyen hani vefa diyenlere cevap bile vermedi…

Zirveye varmakta kolay değildi…

Orada kalmak da…

Kalmayı sürdürebilmekte…

Zirve bu…

Ayağın takılır… Ayağın kayar… Sarsıntı olur… Tutunduğun taş kırılır, yarılır, yuvarlanır.

İşin içinde zirveden paldır küldür düşmek yere çakılmak da yok mu?

Zirveye varamadan düşenlerin hesabını kimse tutmaz çünkü…

Zirveye yürüyen, birdenbire kendini zirveye doğru tırmanışa geçerken bulan ne yapar?

Zirvenin eteklerinde bırakmaya başlar yanındaki ağırlıkları…

Unuttum der…

Dağ havası başımı döndürdü der…

Dengem kayboldu der…

Mazeret ve gerekçe arayan için, neler bulunmaz ki…

Kimi bu işi kırmadan dökmeden yapmaya çalışır, kimi bıçak gibi keser atar.

Zirveye vardıktan sonra düşünürüm diye de kendince yeni mazeretler icat eder.

Zirveye çıkan, aslında kendi ideallerini değil, kendini zirveye çıkarmıştır.

Zirveye çıkanın, çıktığı zirve sonrasında, yeni hedefleri, yeni idealleri, yeni yol arkadaşları, yeni sırdaşları, yeni dostları olur.

Su akar mecrasını bulur…

Dağın eteğinde kalanlara ise sadece bir el sallar zirveye çıkan…

Eski günlerin hatırına belli belirsiz öylesine…

DİĞER YAZILARI Türk Yeter Ki Sağ Olsun 01-01-1970 03:00 Hâlimiz Hâl Değil 01-01-1970 03:00 Pazara Pazara Çoktan Geldik Nazara 01-01-1970 03:00 Bir Ömür Ah Ettik Vah Ettik 01-01-1970 03:00 Her Kale Yıkılır “Bilmem” Kalesi Yıkılmaz 01-01-1970 03:00 Hayırlı Bayramlar 01-01-1970 03:00 Vefa Uzaklarda Kalan Bir His 01-01-1970 03:00 Karman Çorman 01-01-1970 03:00 Türk’ün Türk’ten Başka Dostu Yoktur 01-01-1970 03:00 Gönül Yoksa, Hoşgörü Yoksa İşin İçinde 01-01-1970 03:00 Neyi Arıyorsan O’sun Sen 01-01-1970 03:00 Mevlâna, Aşk, Pervane 01-01-1970 03:00 Hazandı, Hüzündü, Dündü, Bugündü 01-01-1970 03:00 Beysiz Şehrin Hikayesi 01-01-1970 03:00 Beddua Ananın Hikayesi 01-01-1970 03:00 Yoksul Adamın Siyaseti Olmaz 01-01-1970 03:00 Elbet bir gün barışacağız 01-01-1970 03:00 Herkesin Aşkı Değer Verdiği Şeye Göre Ölçülür 01-01-1970 03:00 Emekli ne desin? 01-01-1970 03:00 Türk olmak 01-01-1970 03:00 Bayram Hürmetine 01-01-1970 03:00 Hekim Kızının Hikayesi 01-01-1970 03:00 Sevgi ve Barışa Yürümek 01-01-1970 03:00 Saltanat Hikayesi 01-01-1970 03:00 Uğursuzun Hikayesi 01-01-1970 03:00 Dün Bugün Yarın 01-01-1970 03:00 Neşeli Şarkılar Sarmıyor Beni 01-01-1970 03:00 Bak başının çaresine 01-01-1970 03:00 Keşmekeşin Hikayesi 01-01-1970 03:00 Başı Pare ,Pare Dumanlı Dağlar 01-01-1970 03:00 Aşk Üstüne 01-01-1970 03:00 Olmaz Olmaz Deme Hikayesi 01-01-1970 03:00 Bu ülke, tarihte Türk'tü bugün de Türk'tür” 01-01-1970 03:00 Düşe Kalka… 01-01-1970 03:00 Türkçenin Payitahtı 01-01-1970 03:00 Yıl Edebiyatsız Olmaz 01-01-1970 03:00 Ahalinin Hikayesi 01-01-1970 03:00 Emekliler Ve Asgari Ücretliler Olmasa 01-01-1970 03:00 Mevlânâ’nın Gecesi 01-01-1970 03:00 Bırakın Kendinizi Hoşgörüye 01-01-1970 03:00 Muhabbet ola 01-01-1970 03:00 Yıl Biterken 01-01-1970 03:00 Felek Vurmuşun Hikayesi 01-01-1970 03:00 Yazan Kalem Siyah 01-01-1970 03:00 Yol Gözüktünün Hikayesi 01-01-1970 03:00 “Ben Yoruldum Hayat” 01-01-1970 03:00 Kemankeş Kızın Hikayesi 01-01-1970 03:00 Bir Zamanlar Tertemizdi Okullarımız 01-01-1970 03:00 Kara Vicdanlı 01-01-1970 03:00 Hiç Yarı Yolda Bırakıldınız Mı? 01-01-1970 03:00 Hani Çocuklar Bizim Geleceğimizdi? 01-01-1970 03:00 Ayakta Durmak Buysa Eğer 01-01-1970 03:00 Derinlerde Kaybolmak 01-01-1970 03:00 Meydanlar Er Meydanıdır 01-01-1970 03:00 Mızrak ve Çuval Meselesi 01-01-1970 03:00 Konya Şeker Efsanesi 01-01-1970 03:00 Darmaduman 01-01-1970 03:00 Dağ fare doğurmak zorunda mı? 01-01-1970 03:00 Kötü Gün Dostunuz Var Mı? 01-01-1970 03:00 Uçurumun Kenarı 01-01-1970 03:00 Dayının Hikayesi 01-01-1970 03:00 Müdür 01-01-1970 03:00 Kıyamet mi Koptu? 01-01-1970 03:00 Biz Bizden Gidemeyiz 01-01-1970 03:00 Yaşadığımız Her Güzel Gün Bayram Olsun 01-01-1970 03:00 ALPASLAN TÜRKEŞ 01-01-1970 03:00 Ramazan Hürmetine 01-01-1970 03:00 İhsan Ceylan 01-01-1970 03:00 Göl Şehrinin Hikayesi 01-01-1970 03:00 Söz, Etme Dedi Ses, Dinlemedi 01-01-1970 03:00 Bey Kızının Hikayesi 01-01-1970 03:00 Vakit Vuslat Vaktidir 01-01-1970 03:00 Seyit Küçükbezirci 01-01-1970 03:00 Öğretmenim” Kelimesiyle Geçen Bir Ömür 01-01-1970 03:00 Buram Buram Konya Kokma 01-01-1970 03:00 KASIMPATI 01-01-1970 03:00 Daha Nice Yüzyıllar Gör Türkiyem 01-01-1970 03:00 Yine Ortadoğu, yine kan, yine gözyaş 01-01-1970 03:00 Sultanlar Tepesinden Sultanlar Şehrine! 01-01-1970 03:00 Bu Benim Meselem, Derin Meselem” 01-01-1970 03:00 Bu Şehirde Kaç Zeki Oğuz Daha Kaldı? 01-01-1970 03:00 Makam Mahur Hava Eyyamı Bahur! 01-01-1970 03:00 BAYRAM GELDİ HOŞ GELDİ! 01-01-1970 03:00 Öfke hikayesi 01-01-1970 03:00 Dilinle Söylediğini, Kalbinle de Söyle 01-01-1970 03:00 Kara Odun Ateşe Eş Oldu Aydınlık Geldi!” 01-01-1970 03:00 Doğruluk Sözde Değil Özde Olur!’ 01-01-1970 03:00 Kalemin Su, Kâğıdın Rüzgâr İse... 01-01-1970 03:00 Söküklerini Dik Sözlerinin 01-01-1970 03:00 Bazen... 01-01-1970 03:00 Hak Kapısından Ayrılmayan Türk, Var Olduğu Müddetçe Vatansız Kalmaz 01-01-1970 03:00 Kıskançlık Yapanın Gönlüne Karanlıklar Çöker 01-01-1970 03:00 Dertlinin Derdini Dinlemek! 01-01-1970 03:00 Eden Kendisine Eder!.. 01-01-1970 03:00 AYNA 01-01-1970 03:00 Diline Hâkim Olmak 01-01-1970 03:00 Ramazan Hikayesi -2 01-01-1970 03:00 Ramazan Hikayesi 01-01-1970 03:00 Adı Güzel, Kendi Güzel Muhammed 01-01-1970 03:00 Fani Dünya Hoştur Amma... 01-01-1970 03:00 SON CEMRE 01-01-1970 03:00 SÖZ! 01-01-1970 03:00 YILBAŞI DEMEK 01-01-1970 03:00 ŞEB-İ ARUS 01-01-1970 03:00 Aşçı Dede Kimin Dedesi? 01-01-1970 03:00 Benim Derdim Dermanım Bilen Yok! 01-01-1970 03:00 Ecdada Vefa! 01-01-1970 03:00 Yüreğe Gömülmek! 01-01-1970 03:00