Bir Ömür Ah Ettik Vah Ettik

Erol Sunat

25-04-2026 15:02

Ah etmek, vah etmek dilimizden düşmez. Ahlar ve vahlar arasında nasıl geçip gittiği belli olmayan bir ömür bizimkisi.

Bir ömür ah ettik, vah ettik…

Ne ettiysek kendimize ettik. “Kendim ettim kendim buldum” dedik, ne varsa sırtımıza yüklendik. İyi mi ettik, kötü mü ettik diye çok sorguladık amma, kendi kendimize yazık ettiğimizi çok ama çok sonraları keşfettik…

Giden gitti, geçen geçti; dönmeye mecal yok, hal yok. Bu hayatın bundan böyle çekilir bir tarafı yok… Kimine göre cefasına da sefasına da eyvallah amma…

Dünyanın ezası, cefası, derdi tasası hemen yanı başımızda demekten kendimizi alamadığımız günler, aylar ve yıllar geçirmişlerdeniz.

Hayatımız biraz böyle ne yazık ki… Ömür denen süreç bir şekilde geçip gidiyor.

Bir bakmışsınız akşam olmuş… Bir bakmışsınız ay bitmiş… Bir bakmışsınız koca bir sene ardına bakmadan gitmiş…

Öyle ya da böyle, acısıyla tatlısıyla geçip giden bir ömür.

İçinde ne arasanız var.

“Açma yaramı” derler ya…

Neticede “az yaşa çok yaşa, akıbet gelir başa” denen çizgiye gelir insan…

Gelir gelmesine de…

Ne o çizgiye geldiğini kabullenir ne de o çizgiyi zorladığını…

“Bir oh diyemedim” diyen dostlarımız var… Hayatı oldukça fırtınalı ve üzücü olaylarla geçmiş olanlar var. “Hayat sana güzel” diyenlerimiz var… “Bana hayat deme” diyenler var… Zorluk derecesi oldukça yüksek hayatların içinden çıkıp gelenler var.

Kimini anlamaya çalıştık… Kimini görmezden geldik. Kimini dinliyor gibi yaptık; aslında hiç dinlemedik, dinler göründük.

El uzatacakken elimizi uzatmadık, yardım etmemiz gerekirken kapımızı açmadık, telefonlara çıkmadık; varken yok dedik, dedirttik.

Nice sonra duyulan pişmanlıklar arasına ekledik…

Kimimizin dolaşmadığı yer kalmadı…

Kimimiz üç tarafı denizlerle çevrili ülkemizde denizi görmedi.

 

Kimi köyünden en fazla ilçesine kadar gitti.

Nice sonra açıldı yollar… Açıldı ufuklar… Hayat dedik ya…

Hayatımızın gayesini, hedefini ve hayalini bir eve ve bir arabaya bağladık.

Oysa neler vaat edilmişti bize, özellikle son 50-60 senede…

Ev anahtarına vurulduk, araba anahtarına da…

Hayallerimiz toprağa gömüldü. Temel atıldı. Temel atıldığıyla kaldı.

Kooperatifler, holdingler ömrümüzü yedi…

Saçlarımız ağardı.

Üzerimize hiç bilmediğimiz hastalıklar çöktü. Eskiden verem olurdu insanlar; şimdi kanser oldular, ülser oldular, kalpleri tekledi, tansiyonları fırladı, stres salladı, şeker komalık etti…

Adamı birinden biri alıp gitmeye niyetlendi…

Hayallerimiz bile bizden önce gördü toprağı…

O devrin insanlarını aldatanlara edilen beddualar memlekette kaç tur attı bilen de yok, sayan da… Evimiz olsa arabamız olmadı… Arabası olanın evi… Çoğumuz hiçbirini göremeden çekti gitti bu hayattan…

Kaleden kaleye şahinler uçtu. Laflar askıda kaldı. “Laf dumandır uçar gider” kelamı resmiyet kazandı. Verilen sözler yalan oldu, insanların hayatları zehroldu. İnsanlar gece gündüz düşünmekten kahroldu, ümitleri hayalleri yok oldu.

Ömür törpüsü denen en olmayacak işler açıldı insanların başına. Ne elde kaldı ne avuçta. Bizim insanımız hiçbir şeye kolayca sahip olmadı. Ev alıncaya kadar, harcını borcunu ödeyinceye kadar, iyi kötü bir araba sahibi oluncaya kadar; anasından emdiği süt burnundan geldi.

“Yaşamak mı bu?” diye yankılanan feryadı hep bu yüzden…

“Ah ile vah ile geçti bu ömrüm, yaşadım mı öldüm mü anlayamadım” diye bir şarkı vardı ya hani…

Şarkının dizeleri her birimizden bir parça sanki. Kim mırıldansa; “Beni anlatıyor, benden bahsediyor” diyebilir.

Yaşadık mı, öldük mü anlayamadığımız seneler geçirdik.

Vefayı ve vefasızlığı dolu dolu yaşadık.

Dost ne, arkadaş kim, hısım akraba kime derler, herkes komşu olabilir mi gibi sorular sürekli çevremizde fır döndü.

İyi günlerimizde kimler yoktu ki etrafımızda…

Ya tökezlemeye başladığımızda…

Ya dibe vurduğumuzda…

Uçurumun dibinde kolumuz kanadımız kırık, el uzatacak birilerini dört gözle beklediğimiz o anları nasıl unutabiliriz?

Memuriyet hayatı yaşayanlar sürgünleri yaşadılar defalarca… Cezalar yağdı, tenzili rütbe gönderilmeler vakayıadiye hükmündeydi…

Gittikleri yerde rahat huzur yüzü gösterilmeyenlerdi her biri.

Artık kimin eline ne geçtiyse…

“Ah o günler, ah o günler” denilen günlerdi o günler.

“Mazi kalbimde yaradır” sözünün revaçta olduğu günler yaşadık.

Dost aradık bulamadık…

Arkadaş dediklerimiz yarı yolda bıraktı.

Hısım akraba; “Benim öyle bir akrabam yok” diye kapattı kapısını bacasını…

Komşu; “Tanımam etmem, selam vermem” dedi; selamı sabahı daha o gün kesti…

Neydi o günler öyle dedik her birimiz…

12 Eylül öncesi ve sonrası diye bölündü anlatımlar.

Tam otuz sene sonra da hayatımıza Pandemi denen bir illet çöktü.

Pandemi, iliklerimize kadar dondurdu. Ölüm kol gezdi sokaklarımızda, hanelerimizde.

En sevdiklerimiz bir yaprak dökümü misali kopup gittiler bu hayattan.

Öyle bir sınandık ki…

Bu sınanmadan geçebilen var mı, yok mu bilen yok…

12 Eylül de öyleydi aslında…

O sınanma da derin bir sınanmaydı.

Çarpışan tarafların çarpışmasına adeta bir meteor düştü. Pandeminin kendisi ayrı bir meteordu. Yaşlı, genç, kadın, kız, çocuk demeden nice ocakları söndürdü.

Otuz yıl arayla iki büyük olay yaşadık aslında.

İlki gençlik yıllarımıza denk geldi… Buruk, hazin, hüzün dolu günler, çileler, bekleyişler, dört duvar, ağıtlar, feryatlar, ahlar, intizarlar yıllarca sürdü.

Ah ile vah ile geçen ömürlerin ilk perdesiydi bu perde…

Ziyan zebil olan bir gençliğin içe gömülü, içine atılan acı hatıralarıyla dolu; “fırtınalı” lafının az geleceği, hatta hiç yetmeyeceği bir süreçti.

Ölümle biteni vardı, ölümden beter olanı, anlatılamayanı, yazılamayanı…

Virüsün gücü de bize yetti.

Sadece manen yıkmadı, madden de yerden yere vurdu insanları…

Ölen öldü…

Kalanlar enflasyon denen bir baş belasıyla yüzleştiler.

Belki virüs değildi amma, aldı insanımızı önce yerden yere çarptı.

Dibin dibine iki seksen uzattı…

Doğrulan doğruldu, doğrulamayan bir daha hiç kalkamadı.

Bazılarımızı uçurumdan aşağıya savurdu. Uçurumun dibini bulan yattı kaldı. Savrulanlardan bazılarını uçurum kenarındaki dallar, çıkıntılar kurtardı.

Kimimizi bataklığa attı. Bataklığın girdaplarında kaybolanlar oldu, kendisine uzanan yardım elini yakalayıp kurtulanlar da.

“Bize neler oldu?” diye sorup duruyoruz ya hani…

Neler olmadı ki…

Gerçi “beterin beteri var” demişler.

Halimize şükürler olsun…

Anlayacağınız bizim kuşaktan sağ olanların, ayakta kalanların yaşları yetmiş küsur; “Ağabey” dediklerimiz ise seksen oldular, bir miktarda aştılar.

Kaleden kaleye şahin uçuranlar, gemilerini havada karada yüzdürenler, “Benim takam batmaz” diyenler, “Kim gelirse gelsin benim her tarafta hâlâ bağlantılarım kuvvetli” diyenler dünde vardı, bugün de varlar, yarın da olacaklar.

Ah ve vah; size kaldı, bize kaldı, yaza sarktı, güze baktı… Kafayı hep mi bize taktı?

Yorum sizin efendim…

DİĞER YAZILARI Pazara Pazara Çoktan Geldik Nazara 01-01-1970 03:00 Her Kale Yıkılır “Bilmem” Kalesi Yıkılmaz 01-01-1970 03:00 Hayırlı Bayramlar 01-01-1970 03:00 Vefa Uzaklarda Kalan Bir His 01-01-1970 03:00 Karman Çorman 01-01-1970 03:00 Dağın Zirvesine Çıkmasına Çıkılır da 01-01-1970 03:00 Türk’ün Türk’ten Başka Dostu Yoktur 01-01-1970 03:00 Gönül Yoksa, Hoşgörü Yoksa İşin İçinde 01-01-1970 03:00 Neyi Arıyorsan O’sun Sen 01-01-1970 03:00 Mevlâna, Aşk, Pervane 01-01-1970 03:00 Hazandı, Hüzündü, Dündü, Bugündü 01-01-1970 03:00 Beysiz Şehrin Hikayesi 01-01-1970 03:00 Beddua Ananın Hikayesi 01-01-1970 03:00 Yoksul Adamın Siyaseti Olmaz 01-01-1970 03:00 Elbet bir gün barışacağız 01-01-1970 03:00 Herkesin Aşkı Değer Verdiği Şeye Göre Ölçülür 01-01-1970 03:00 Emekli ne desin? 01-01-1970 03:00 Türk olmak 01-01-1970 03:00 Bayram Hürmetine 01-01-1970 03:00 Hekim Kızının Hikayesi 01-01-1970 03:00 Sevgi ve Barışa Yürümek 01-01-1970 03:00 Saltanat Hikayesi 01-01-1970 03:00 Uğursuzun Hikayesi 01-01-1970 03:00 Dün Bugün Yarın 01-01-1970 03:00 Neşeli Şarkılar Sarmıyor Beni 01-01-1970 03:00 Bak başının çaresine 01-01-1970 03:00 Keşmekeşin Hikayesi 01-01-1970 03:00 Başı Pare ,Pare Dumanlı Dağlar 01-01-1970 03:00 Aşk Üstüne 01-01-1970 03:00 Olmaz Olmaz Deme Hikayesi 01-01-1970 03:00 Bu ülke, tarihte Türk'tü bugün de Türk'tür” 01-01-1970 03:00 Düşe Kalka… 01-01-1970 03:00 Türkçenin Payitahtı 01-01-1970 03:00 Yıl Edebiyatsız Olmaz 01-01-1970 03:00 Ahalinin Hikayesi 01-01-1970 03:00 Emekliler Ve Asgari Ücretliler Olmasa 01-01-1970 03:00 Mevlânâ’nın Gecesi 01-01-1970 03:00 Bırakın Kendinizi Hoşgörüye 01-01-1970 03:00 Muhabbet ola 01-01-1970 03:00 Yıl Biterken 01-01-1970 03:00 Felek Vurmuşun Hikayesi 01-01-1970 03:00 Yazan Kalem Siyah 01-01-1970 03:00 Yol Gözüktünün Hikayesi 01-01-1970 03:00 “Ben Yoruldum Hayat” 01-01-1970 03:00 Kemankeş Kızın Hikayesi 01-01-1970 03:00 Bir Zamanlar Tertemizdi Okullarımız 01-01-1970 03:00 Kara Vicdanlı 01-01-1970 03:00 Hiç Yarı Yolda Bırakıldınız Mı? 01-01-1970 03:00 Hani Çocuklar Bizim Geleceğimizdi? 01-01-1970 03:00 Ayakta Durmak Buysa Eğer 01-01-1970 03:00 Derinlerde Kaybolmak 01-01-1970 03:00 Meydanlar Er Meydanıdır 01-01-1970 03:00 Mızrak ve Çuval Meselesi 01-01-1970 03:00 Konya Şeker Efsanesi 01-01-1970 03:00 Darmaduman 01-01-1970 03:00 Dağ fare doğurmak zorunda mı? 01-01-1970 03:00 Kötü Gün Dostunuz Var Mı? 01-01-1970 03:00 Uçurumun Kenarı 01-01-1970 03:00 Dayının Hikayesi 01-01-1970 03:00 Müdür 01-01-1970 03:00 Kıyamet mi Koptu? 01-01-1970 03:00 Biz Bizden Gidemeyiz 01-01-1970 03:00 Yaşadığımız Her Güzel Gün Bayram Olsun 01-01-1970 03:00 ALPASLAN TÜRKEŞ 01-01-1970 03:00 Ramazan Hürmetine 01-01-1970 03:00 İhsan Ceylan 01-01-1970 03:00 Göl Şehrinin Hikayesi 01-01-1970 03:00 Söz, Etme Dedi Ses, Dinlemedi 01-01-1970 03:00 Bey Kızının Hikayesi 01-01-1970 03:00 Vakit Vuslat Vaktidir 01-01-1970 03:00 Seyit Küçükbezirci 01-01-1970 03:00 Öğretmenim” Kelimesiyle Geçen Bir Ömür 01-01-1970 03:00 Buram Buram Konya Kokma 01-01-1970 03:00 KASIMPATI 01-01-1970 03:00 Daha Nice Yüzyıllar Gör Türkiyem 01-01-1970 03:00 Yine Ortadoğu, yine kan, yine gözyaş 01-01-1970 03:00 Sultanlar Tepesinden Sultanlar Şehrine! 01-01-1970 03:00 Bu Benim Meselem, Derin Meselem” 01-01-1970 03:00 Bu Şehirde Kaç Zeki Oğuz Daha Kaldı? 01-01-1970 03:00 Makam Mahur Hava Eyyamı Bahur! 01-01-1970 03:00 BAYRAM GELDİ HOŞ GELDİ! 01-01-1970 03:00 Öfke hikayesi 01-01-1970 03:00 Dilinle Söylediğini, Kalbinle de Söyle 01-01-1970 03:00 Kara Odun Ateşe Eş Oldu Aydınlık Geldi!” 01-01-1970 03:00 Doğruluk Sözde Değil Özde Olur!’ 01-01-1970 03:00 Kalemin Su, Kâğıdın Rüzgâr İse... 01-01-1970 03:00 Söküklerini Dik Sözlerinin 01-01-1970 03:00 Bazen... 01-01-1970 03:00 Hak Kapısından Ayrılmayan Türk, Var Olduğu Müddetçe Vatansız Kalmaz 01-01-1970 03:00 Kıskançlık Yapanın Gönlüne Karanlıklar Çöker 01-01-1970 03:00 Dertlinin Derdini Dinlemek! 01-01-1970 03:00 Eden Kendisine Eder!.. 01-01-1970 03:00 AYNA 01-01-1970 03:00 Diline Hâkim Olmak 01-01-1970 03:00 Ramazan Hikayesi -2 01-01-1970 03:00 Ramazan Hikayesi 01-01-1970 03:00 Adı Güzel, Kendi Güzel Muhammed 01-01-1970 03:00 Fani Dünya Hoştur Amma... 01-01-1970 03:00 SON CEMRE 01-01-1970 03:00 SÖZ! 01-01-1970 03:00 YILBAŞI DEMEK 01-01-1970 03:00 ŞEB-İ ARUS 01-01-1970 03:00 Aşçı Dede Kimin Dedesi? 01-01-1970 03:00 Benim Derdim Dermanım Bilen Yok! 01-01-1970 03:00 Ecdada Vefa! 01-01-1970 03:00 Yüreğe Gömülmek! 01-01-1970 03:00