Ahalinin Hikayesi

Erol Sunat

28-12-2024 10:28

Uzun uzun zaman önce memleketin birinin bir zamanlar en güzel, en işlek, birçok yolun kesiştiği, ahalisi en mutlu şehirlerinden birinin güngörmüş, halden anlayan, herkesi dinleyen, geceleri aç uyuyan var mı diye haneleri dolaşan Beyi bir sabaha karşı vermiş son nefesini. Ahali üç gün yas tutmuş. Memleketin Sultanı, Beyin cenazesinde bulunmak için gelmiş. Şehrin meydanına toplamış ahaliyi. Güzel şehrin ahalisi demiş, ben ikinci bir babamı kaybettim. Elim bu şehrin üzerinde olacak. Beyimizin en büyük oğlu, elçi olarak uzak bir diyardaydı. Onu çağırttım. Yeni beyiniz o olacak. Ahaliden yaşlı bir adam, Sultanım demiş işinize karışmak istemeyiz, yalnız, biz elçiyi bilmeyiz onu şehirde kimse bilmez tanımaz. Arada bir geldiğinde de de ahali ile alakadar olmaz, ağalarla Beylerle oturup kalkardı. Bir fakirin kapısını çaldığını, bir dertlinin derdini çözdüğünü görmedik.

Yanlış anlamazsanız biz Beyimizin en küçük oğlunu münasip görürdük. Beyimizin ortanca oğlunun da Beylikle bir alakası yoktur. Kervanıyla diyar diyar gezer. Ahali yüzünü senede bir ya görür ya görmez. Yanız en küçük oğul, rahmetli Beyimizle her an birlikteydi. Şehirdeki her haneyi bilir. Kimin ne derdi var haberdardır. Sultan o zaman demiş, küçük kardeşi ağabeyine danışman yapalım. Elçi memlekete çok mühim hizmetler etti. Takdirimizi ve sevgimizi kazandı.

Ahalinin sözcüsü olan adam ve ahali bir anda meydanı boşaltmışlar. Sultanın yanındakiler, Sultanım bu size yapılmış bir başkaldırıdır. İsyana girer dedilerse de Sultan ahaliyi anlamayan, ahalinin ruhunu anlamayan Sultanda olamaz, Bey de demiş.

Ahali Beylerini kaybetti. Acıları büyük. Siz bana beyin üç oğlunu da bulup getirin. On gün kadar sonra üç kardeş Sultanın huzuruna gelmişler. Sultan, Beyimin oğulları demiş. Şu andan itibaren her biriniz benim oğlum sayılırsınız. Elçi olan ağabeyiniz Beyliği kabul ederse söz de onundur, hak da. Elçi, Sultanım demiş münasip görürseniz bir süre de olsa Beylik yapmak isterim. Sultan ortanca kardeşe dönmüş, senin demiş Bey olmak gibi bir talebin var mıdır? Ortanca kardeş yoktur Sultanım demiş. Ben kervanımla ticaret yapmayı dilerim. Eğer izniniz olursa payitahtın kervanında görevli olup, ağabeyim gibi sizin emrinizde olarak hayatımı sürdürmek isterim.

Sultan, en küçük kardeş demiş, sen Bey olmak istemez miydin? Küçük kardeş, Ağabeyim, Bey olmayı kabul etmişken, ona yardımcı olmak benim vazifemdir demiş susmuş. Sultan, ortanca kardeş demiş seni Payitahtın kervanına Kervancı başı olarak görevlendirdim. Birkaç güne kadar yola çıkacaksın. Elçi, bundan böyle o şehrin Beyi sensin. Küçük kardeşinde danışmanın. Dilerim Babanızı aratmazsınız.

Ortanca kardeş, kervanın başında çıkmış yola. Onun ardından, Elçi ve küçük kardeşi de şehirlerine doğru yola çıkmışlar. Bir çeşme başında mola verdiklerinde, Elçi, bak kardeşim demiş, senin danışmanlığının benim nazarımda bir ehemmiyeti yok. İşime karışmayacaksın. Müdahale etmeyeceksin. Şunu şöyle yap böyle yap diye gelmeyeceksin. Aldığım kararlara muhalefet etmeyeceksin. Ben orada öyle bir Beylik yapacağım ki, edindiğim tecrübelerle Vezir olacağım. Yerime de oğlumu bırakacağım. Beylik sana kalır diye umut da etme. Aklından dahi geçirme. Danışman diye sana Bey konağında bir oda vereyim. Benden ne kadar uzak olursan o kadar iyi.

Küçük kardeş, ağabeyim demiş, aramızda yirmi yaş kadar var. Sen benim örnek aldığım bir adamdın. Amma babamızın yaklaşımı bu değil. Elçi, sen demiş şehre dönünce gör. Babam ahali ne derse onu yapan bir Beydi. Şimdi ben emredeceğim, ahali yapacak. Ben çok diyar gezdim. Kafamda değişik bir sistem var. Bana ayak uydurabilirsen seninle anlaşırız. Uyduramazsan, sende var babam gibi ahalinin içinde yaşa.  Şehre geldiklerinde, yeni Bey toplamış ahaliyi meydana.

Ey ahali demiş. Bundan böyle şu derdim var, bu derdim var diyen bana gelmesin. Danışman kardeşime başka bir görev vereceğim için ona da gelmeyesiniz. Konağımın kahyası var. Ne derdiniz var, ona geleceksiniz. Ahaliden yaşlı bir kadın. Bey oğlum demiş, senin bu Kâhya dediğin adam, benim yeğenim olur. Kimseyi dinlemez. Kimsenin işini yapmaz. Sana da ulaştırmaz.  Bunu bulmak için çok mu aradın?

Bey, kâhya demiş, özellikle bu kadın ne derse desin dinleyemeyesin, kapımdan içeri de girmeyecek. Sen kimsin ki kadın, benim seçimimi hafife alırsın. Yaşlı olmasan elli değnek cezası verirdim sana. Ahalinin içinden gençten biri ileriye çıkmış. Bey oğlu demiş, rahmetli baban, deden zamanından kalma değnek cezasını kaldırmıştı. Bizim şehrimizin zindanında tek bir insan neden yoktur bilir misin? Bilmem demiş Bey, her şeyin bir ilki vardır demişler. Kâhya, çağır muhafızları, atın bunu zindana. Bir Beyle nasıl konuşacağını bilmeyenin yeri zindandır.

Ahaliden yaşlı bir adam çıkmış ön tarafa. Dur Bey oğlu demiş. o zaman şu meydanda kaç kişi var, hepimizi zindana at. Yüreğin yetiyorsa, gücün yetiyorsa. Sen ahaliyi nasıl hiç mesabesinde görürsün? Bey isen, Bey gibi davran! Bey, yakalayın şu ihtiyarı demiş. Elli değnek vurun. Ölürse de atın ölüsünü meydana. Ahali çekmiş kılıcını, muhafızlara. Aynı ihtiyar, muhafızlar demiş, sizler bu memleketin bu şehrin evlatlarısınız. Kılıçlarınıza davranırsanız, kardeş kanı dökülür. Ahalinin dilinden, ahalinin halinden anlamayan bir Beye hizmet etmek, onun emirlerini yerine getirmek Beyimizin ruhunu incitir.  Muhafızlar, kılıçlarını kınlarına sokmuşlar, Beyin şaşkın bakışları altında çekip gitmişler.

Bey kızmış, kardeşini odasına hapsetmiş. Ona meydan okuyan, elebaşı olarak gördüğü insanları konağında öldürtmüş, cesetlerini de şehrin meydanına attırmış. Konaktaki muhafızlar gece yarısı, küçük kardeşi konaktan kaçırmışlar.

Ertesi gün öğleye doğru, küçük kardeş, yanına ahaliyi almış, Bey konağının etrafını çevirmiş. Bey, çıkmış konağın çatısına. Bütün bunlar demiş, Bey olmak isteyen en küçük kardeşimin işleri. Bu durumu Sultanımıza bildirdim. Bana bak küçük kardeş, senin Bey olma ihtimalin o kadar zayıf ki, önce benim evlatlarım var, sonra Kervana giden ortanca ağabeyin ve onun çocukları, sana sıra gelinceye kadar sabah olur. Diyelim ki ben öldüm. Sen sanıyor musun ki Sultan seni Bey yapacak. Ahali kim? Ahali neci oluyor? Ahali ne karışır kimin Bey olup olamayacağına?  Bir de toplanıp gelmişsiniz. İsyan cezası ağırdır. Hem senin benimle çarpışacak hünerin var mı küçük kardeş? Sen bana kalırsa kılıç tutmasını dahi bilmezsin.

Ahali konağın kapısını kırmış girmiş içeri. Önce Kahya’yı yakalamışlar. Öyle dövmüşler ki, öldü diye Bey konağının avlusuna atmışlar. Yakalamışlar Beyi, teslim etmişler küçük kardeşe. Küçük kardeş, atmış ağabeyini zindana.

Beyin taraftarları, küçük kardeşin taraftarları derken ortalık fena karışmış. Mesele Sultana ulaşmış. Sultan bir sabah muhafızlarıyla birlikte şehre girmiş, zindandaki beyi çıkartmış. Ahaliyi toplamış meydana. Olan bitenden haberim vardır demiş. Çok ötelerden beridir ne istediğinizi bilirim. Lakin kardeş kavgasının olması da hoşuma gitmez. Bu Beyi tekrar Elçi olarak bir diyara göndereceğim. Yerine de kardeşi değil, genç oğlu Bey olacak, yanına da amcasını danışman yapıyorum. Yalnız bir şartla. Bey danışmandan habersiz hareket etmeyecek. Ahali bu karardan hoşnut olmasa da Sultan buyruğudur diye kabullenmişler.

Genç Bey, Sultan şehirden ayrıldıktan sonra, bir ay kadar ahaliye öyle iyi davranmış ki, ahaliden bazıları, Beyim demişler, senin danışmana ne ihtiyacın var, genç yaşına rağmen bizi anlarsın, dinlersin, gönlümüzü alırsın, ne derdimiz olsa yetişirsin. İşte biz böyle bir Bey isterdik, sonunda muradımıza erdik. Danışman olan küçük kardeşin yanında benzer kelamlar edilmeye başlanınca, küçük kardeş, bir gece almış ailesini sessiz sedasız terk etmiş şehri. Genç Bey, kendine gelmeye başlayan kâhyayı çağırtmış. Kâhya demiş bugünden sonra sana ihtiyacım çok fazla. Amca küstü gitti. Planımız güzel işledi. Demir tavında dövülür diyordun ya…şimdi her şey tavına geldi.

Ahali birkaç isyan teşebbüsünde bulunmuş, ancak, ahalinin içine sızan Beyin ve kâhyanın adamları isyan başlamadan önüne geçmişler. İsyancıların bir kısmı zindana atılmış, bir kısmı kaybolmuş, onlardan bir daha haber alınamamış. Oldukça karanlık, sisli ve puslu bir gecede, Bey konağına girenler Beyi ve Kâhyayı birer çuvalın içine koymuşlar, ardından şehrin yüksek surlarından aşağıya atmışlar. Aynı saatlerde Elçiye, elçilik görevinin sona erdiği Payitahta geri dönmesi iletilmiş. Şehirde Bey taraftarı olanların her biri yakalanıp, şehrin dışına çıkarılmış.

Anlatırlar ki; en küçük kardeş, elinde şehrin yeni Beyi olduğunu belgeleyen bir fermanla şehre geri dönmüş. Ellerinden malı mülkü akçesi alınanlara mallarını mülklerini ve akçelerini geri vermiş. Yeni Bey, ahaliyi meydana toplamış. Haksızlıklara ölümüne karşı koydunuz demiş. Bundan böyle, danışmanlarımı sizin içinizden seçeceğim. Karşılıklı istişarede bulunmadıktan sonra hiçbir şekilde karar almayacağım dedikten sonra, kadınlardan ve erkeklerden oluşan danışmanlar seçmiş. Şehir o eski güzel ve özlenen günlerine geri döndüğü gibi, Sultan, Beyi ve şehrini her gittiği yerde anlatmış. Sonra da gel demiş bunu memleketimin her köşesinde, her bucağında yaygın hale getir. Beyi kendine Vezir yapmış, Beyin oğlunu da şehre Bey. Ahalinin hikayesi de memleketin her köşesinde anlatılır, yaşanır ve yaşatılır olmuş.

Şehir şehire, ahali ahaliye, Bey beye, Bey oğulları Bey oğullarına, Sultan Sultana, Elçi Elçiye, diyar diyara, zindan zindana, kâhya kâhyaya, meydan meydana, muhafız muhafıza, ihtiyar ihtiyara, konak konağa benzer…

Bir kıssadır anlatılan. Her kıssadan bir hisse alına denmiştir. Bu hikâyede, anlatılanlarla bir benzerlik var ise, tamamen tesadüften ibarettir. Ne kimse gönül koya ne de alınganlık göstere…

Sürçü lisan eylediysek affola…

Bir daha ki sefere daha güzel bir hikâye anlatırız inşallah…

DİĞER YAZILARI Türk Yeter Ki Sağ Olsun 01-01-1970 03:00 Hâlimiz Hâl Değil 01-01-1970 03:00 Pazara Pazara Çoktan Geldik Nazara 01-01-1970 03:00 Bir Ömür Ah Ettik Vah Ettik 01-01-1970 03:00 Her Kale Yıkılır “Bilmem” Kalesi Yıkılmaz 01-01-1970 03:00 Hayırlı Bayramlar 01-01-1970 03:00 Vefa Uzaklarda Kalan Bir His 01-01-1970 03:00 Karman Çorman 01-01-1970 03:00 Dağın Zirvesine Çıkmasına Çıkılır da 01-01-1970 03:00 Türk’ün Türk’ten Başka Dostu Yoktur 01-01-1970 03:00 Gönül Yoksa, Hoşgörü Yoksa İşin İçinde 01-01-1970 03:00 Neyi Arıyorsan O’sun Sen 01-01-1970 03:00 Mevlâna, Aşk, Pervane 01-01-1970 03:00 Hazandı, Hüzündü, Dündü, Bugündü 01-01-1970 03:00 Beysiz Şehrin Hikayesi 01-01-1970 03:00 Beddua Ananın Hikayesi 01-01-1970 03:00 Yoksul Adamın Siyaseti Olmaz 01-01-1970 03:00 Elbet bir gün barışacağız 01-01-1970 03:00 Herkesin Aşkı Değer Verdiği Şeye Göre Ölçülür 01-01-1970 03:00 Emekli ne desin? 01-01-1970 03:00 Türk olmak 01-01-1970 03:00 Bayram Hürmetine 01-01-1970 03:00 Hekim Kızının Hikayesi 01-01-1970 03:00 Sevgi ve Barışa Yürümek 01-01-1970 03:00 Saltanat Hikayesi 01-01-1970 03:00 Uğursuzun Hikayesi 01-01-1970 03:00 Dün Bugün Yarın 01-01-1970 03:00 Neşeli Şarkılar Sarmıyor Beni 01-01-1970 03:00 Bak başının çaresine 01-01-1970 03:00 Keşmekeşin Hikayesi 01-01-1970 03:00 Başı Pare ,Pare Dumanlı Dağlar 01-01-1970 03:00 Aşk Üstüne 01-01-1970 03:00 Olmaz Olmaz Deme Hikayesi 01-01-1970 03:00 Bu ülke, tarihte Türk'tü bugün de Türk'tür” 01-01-1970 03:00 Düşe Kalka… 01-01-1970 03:00 Türkçenin Payitahtı 01-01-1970 03:00 Yıl Edebiyatsız Olmaz 01-01-1970 03:00 Emekliler Ve Asgari Ücretliler Olmasa 01-01-1970 03:00 Mevlânâ’nın Gecesi 01-01-1970 03:00 Bırakın Kendinizi Hoşgörüye 01-01-1970 03:00 Muhabbet ola 01-01-1970 03:00 Yıl Biterken 01-01-1970 03:00 Felek Vurmuşun Hikayesi 01-01-1970 03:00 Yazan Kalem Siyah 01-01-1970 03:00 Yol Gözüktünün Hikayesi 01-01-1970 03:00 “Ben Yoruldum Hayat” 01-01-1970 03:00 Kemankeş Kızın Hikayesi 01-01-1970 03:00 Bir Zamanlar Tertemizdi Okullarımız 01-01-1970 03:00 Kara Vicdanlı 01-01-1970 03:00 Hiç Yarı Yolda Bırakıldınız Mı? 01-01-1970 03:00 Hani Çocuklar Bizim Geleceğimizdi? 01-01-1970 03:00 Ayakta Durmak Buysa Eğer 01-01-1970 03:00 Derinlerde Kaybolmak 01-01-1970 03:00 Meydanlar Er Meydanıdır 01-01-1970 03:00 Mızrak ve Çuval Meselesi 01-01-1970 03:00 Konya Şeker Efsanesi 01-01-1970 03:00 Darmaduman 01-01-1970 03:00 Dağ fare doğurmak zorunda mı? 01-01-1970 03:00 Kötü Gün Dostunuz Var Mı? 01-01-1970 03:00 Uçurumun Kenarı 01-01-1970 03:00 Dayının Hikayesi 01-01-1970 03:00 Müdür 01-01-1970 03:00 Kıyamet mi Koptu? 01-01-1970 03:00 Biz Bizden Gidemeyiz 01-01-1970 03:00 Yaşadığımız Her Güzel Gün Bayram Olsun 01-01-1970 03:00 ALPASLAN TÜRKEŞ 01-01-1970 03:00 Ramazan Hürmetine 01-01-1970 03:00 İhsan Ceylan 01-01-1970 03:00 Göl Şehrinin Hikayesi 01-01-1970 03:00 Söz, Etme Dedi Ses, Dinlemedi 01-01-1970 03:00 Bey Kızının Hikayesi 01-01-1970 03:00 Vakit Vuslat Vaktidir 01-01-1970 03:00 Seyit Küçükbezirci 01-01-1970 03:00 Öğretmenim” Kelimesiyle Geçen Bir Ömür 01-01-1970 03:00 Buram Buram Konya Kokma 01-01-1970 03:00 KASIMPATI 01-01-1970 03:00 Daha Nice Yüzyıllar Gör Türkiyem 01-01-1970 03:00 Yine Ortadoğu, yine kan, yine gözyaş 01-01-1970 03:00 Sultanlar Tepesinden Sultanlar Şehrine! 01-01-1970 03:00 Bu Benim Meselem, Derin Meselem” 01-01-1970 03:00 Bu Şehirde Kaç Zeki Oğuz Daha Kaldı? 01-01-1970 03:00 Makam Mahur Hava Eyyamı Bahur! 01-01-1970 03:00 BAYRAM GELDİ HOŞ GELDİ! 01-01-1970 03:00 Öfke hikayesi 01-01-1970 03:00 Dilinle Söylediğini, Kalbinle de Söyle 01-01-1970 03:00 Kara Odun Ateşe Eş Oldu Aydınlık Geldi!” 01-01-1970 03:00 Doğruluk Sözde Değil Özde Olur!’ 01-01-1970 03:00 Kalemin Su, Kâğıdın Rüzgâr İse... 01-01-1970 03:00 Söküklerini Dik Sözlerinin 01-01-1970 03:00 Bazen... 01-01-1970 03:00 Hak Kapısından Ayrılmayan Türk, Var Olduğu Müddetçe Vatansız Kalmaz 01-01-1970 03:00 Kıskançlık Yapanın Gönlüne Karanlıklar Çöker 01-01-1970 03:00 Dertlinin Derdini Dinlemek! 01-01-1970 03:00 Eden Kendisine Eder!.. 01-01-1970 03:00 AYNA 01-01-1970 03:00 Diline Hâkim Olmak 01-01-1970 03:00 Ramazan Hikayesi -2 01-01-1970 03:00 Ramazan Hikayesi 01-01-1970 03:00 Adı Güzel, Kendi Güzel Muhammed 01-01-1970 03:00 Fani Dünya Hoştur Amma... 01-01-1970 03:00 SON CEMRE 01-01-1970 03:00 SÖZ! 01-01-1970 03:00 YILBAŞI DEMEK 01-01-1970 03:00 ŞEB-İ ARUS 01-01-1970 03:00 Aşçı Dede Kimin Dedesi? 01-01-1970 03:00 Benim Derdim Dermanım Bilen Yok! 01-01-1970 03:00 Ecdada Vefa! 01-01-1970 03:00 Yüreğe Gömülmek! 01-01-1970 03:00