Kötü Gün Dostunuz Var Mı?

Erol Sunat

01-07-2024 11:31

Adam madden tıkanıp kalmıştı. Attı kendini evden dışarı. Sağa sola, eşe-dosta borçluydu. Aldığı emekli maaşı giderlerini karşılamıyordu. Çevresi iyi gün dostlarıyla kuşatılmıştı. Darda kaldığında oldukça acı bir şekilde gördü dostun ne anlama geldiğini.

İyi günlerde kendisini kapılarda karşılayanlar, kendilerinden para istediğinde, bambaşka insanlar olup çıkmışlardı. Kötü gün dostu o kadar azdı ki. Adam işte o günlerde anladı, hakiki dostlarının kimler olduğunu. Yaşadıklarına, yaşadığı şehrin sokakları şahitti. Bir de Allah.

Dostum arkadaşım dediklerinin birkaçı hariç verdikleri cüzi rakamları üç gün sonra geri istiyorlar, acil para lazım oldu diye de sudan sebepler icat ediyorlardı.

Kimi nasihat çekiyor, kimi kaç lira lazım diye manalı-manalı soruyor, düşünüyor, veremez diye düşünüp, birkaç gün sonra yine uğra veya bir ara yardımcı olmaya çalışayım diyerek başından savmaya çalışıyordu. En iyi dostlarım diye düşündükleri, maddi sıkıntıya düştüğünde değişivermişlerdi.

O sabah, birkaç yere uğradı. Derdini anlattı. Yardım istedikleri öyle bir acındılar ki, adam kendini attı sokaklara. Gözleri doldu. Cebinde ekmek alacak parası yoktu.

Eski bir dostu vardı. Çıktı gitti onun bürosuna.

Bekleme tarafında oturdu. Oradakilerle yarenlik etti etmesine amma, hali hal değildi. Nihayet dostunun odasındakiler gitmişti. Dostu senin halin iyi değil dedi, anlat ne oldu? Adam bir çırpıda anlattı durumunu. Dostu, üzüldüğün bu mu dedi, kolay, hallederiz. Hiçbir yere ayrılmıyorsun. Zaten öğlen oldu. Sen dışarıda otur. Çayını kahveni getirsinler. Yemeğimizi de yiyelim. O zamana kadar senin işi hallederiz.

Adam rahatladı. Dostunun yanında çalışanlarla oturdular çayları kahveleri içtiler, yemeklerini de yediler. İkindi vaktine doğru. Dostu kapıdan seslendi. Adam içeri girince dostu, bak ağabey dedi, sen bana zamanında öyle bir iyilik yaptın ki, beni iflasın eşiğinden kurtardın. Bu kapı sana her zaman açık. Paraya sıkıştığında bir başka yere gitme. Az çok ben sana yardımcı olurum.

Eline ne zaman para geçti. O zaman öde. Al şu parayı, yetmez dersen az daha vereyim. Adam çıktı dostunun bürosundan. Hani kuş gibi rahatladım derler ya. Aynen öyle rahatlamıştı. Ertesi gün çarşı içinde, borç aldığı dostum dediği adam aradı. Arkadaş dedi, ne oldu bizim para, üç gün dediydin dört gün oldu. Adam geliyorum dedi. Ona olan borcunu ödeyince, yüzünde güller açtı o dost dediğinin. Aldığını zamanında öde, ne zaman para lazım oldu, alo de yeter demeyi de ihmal etmedi. Adam bir daha, “alo de yeter” diyenden tek bir kuruş borç istemedi.

Kötü gün dostunuz var mı? Kaç tane? Kaç kişi?

Her şeyin maddiyatla tartıldığı bir dünyada insanı eskiten, kahreden, sağa sola savrulmasına neden olan bir zaman dilimi içerisinde yaşıyoruz.

Dost gibi dost, akraba gibi akraba, arkadaş gibi arkadaş, kardeş gibi kardeş kaldı mı?

Var olana ne mutlu…

Aşık Veysel, yıllar öncesinde vurmuş sazın teline, demiş ki, “Dost dost diye nicesine sarıldım /Benim sadık yârim kara topraktır / Beyhude dolandım boşa yoruldum / Benim sadık yârim kara topraktır”.

Hz. Mevlânâ, “Dost, acı söyleyen değil, acıyı tatlı söyleyebilendir.” demiş yüzyıllar ötesinden.

Acıyı tatlı söyleyen kaç dostunuz var?

Sizi rahatlatan, yüzünüzü güldüren, bir bakışta halinizi anlayan, siz demeden derdinizi, müşkülünüzü çözen kaç kişi var? Bir mi? İki mi? Hiç mi?

Ya da keşke öyle biri olsaydı, ne iyi olurdu gibi bir şeyler mi söylemek isterdiniz…

Lafa, benden duymuş gibi olma amma, dost acı söyler diye başlayan iyi gün dostları ise aramadığınız kadar.

Öyle bir girdabın içindeyiz ki…Bunalmışız…

Hayat denen cendere çökmüş boğazımıza…Borç denen yiğidin kamçısı, zebella gibi dikilmiş başımıza, vururum ha… Öldürürüm ha…Gebertirim ha…deyip duruyor.

Uçan kuşa borçlu olan ne yapar? Bir çıkış noktası aramaz mı?

Telefonlara çıkmayan biz…Yolunu değiştiren biz, varken yok diyen yine biz…

Bu dünyada hiç kimseye bir hayrımız, bir iyiliğimiz dokunmayacak mı?

Kefenin cebi yok. Dünya malı dünyada kalıyor. İyi olmaktan, kapımızı çalandan, derdime derman ol diyenden kaçan kaçana…

Arkasından hayır dua edilen, iyi diye anılan, hayırla yad edilen bir insan olmaktan vaz mı geçtik. Bir zamanlar kötü gün dostları, yaptıkları iyilikleri anmazlardı, anlatmazlardı. Allah bilsin yeter derlerdi.

Ya şimdi, Allah’ın bilmesi kimseye yetmiyor. İstiyorlar ki, duymayan kalmasın, manşetlere çıksın, ekranlarda yer alsın, paylaşılsın beğeni ve yorum yağsın.

Dünya boş değil elbet…Boş değil amma…

Mahalle arkadaşına, seni bir yerden gözüm ısırıyor, lakin nereden çıkaramadım diyebiliyor.

Bir zamanlar, en yakın arkadaşım dediklerine, seninle tanışmadık, tanışalım diye elini uzatabiliyor…

Çünkü yeni çevresi, yeni tanıdıkları bir üst ligden, bir üst sınıftan…Geçmiş geçmişte kalmış. Hatırlanmasından, hatırlatılmasından rahatsız oluyor.

Bir zamanlar yumuşak huylu diye, mütevazi diye bildiğiniz o insanı tanıyamıyorsunuz.

Bakıyorsunuz ki, bir haller olmuş o adama…Baba diyor yanındakiler. Şuraya şu kadar yardım etti, falan yere şu kadar diye de anlatıyorlar.

Havalara girmiş…Uçmuş…Ayakları yerden kesilmiş…Ben diye başlıyor, ben diye bitiriyor her şeyi…

Böyle biri kötü gün dostu olabilir mi?

Bugün yaşadığımız sıkıntı tamda bu nokta…Kendini beğenmişlik çizgisi en üst perdede…

Kötü gün dostu dediğimiz o insanlarla toplumumuz nefes alırdı.

O insanlardan bildiğimiz yaşadığımız o eski mahallelerimizde ve sokaklarımızda mutlaka birkaç tane bulunurdu.

Ya şimdi?

O eski mahalle ve sokaklarımızı kentsel dönüşümlere kurban ettik. Nostalji babından bazı sokak isimleri yaşatılsa da ne o sokaklar var, ne o komşular, ne de o kötü gün dostları.

En az on katlı beton yığını gulyabaniler var o eski sokaklarda. Asansörde sevgisiz, suratsız, selam vermeyi acizlik zanneden anlayışlar geliştirmiş yeni kentliler, yeni kentsel dönüşüm komşularıyla aynı sitelerdesiniz.

Biri ölse, üç gün sonra haberi oluyor sitedekilerin. Hasta olsanız ambulans çağıracak kimse yok. Bayramda kapınızın zilini çalacak çocuklar dahi kayıp.

Kötü gün dostları birdenbire ortaya çıkan insanlardır. Hızır gibi imdadıma yetişti dediğimiz haller o hallerdir. Biz o eski sokaklarımızı dozerle yıkıp geçerken, kültürümüzü, tarihimizi, geleneklerimizi, insani ilişkilerimizi de dümdüz ettik.

Şimdi tepe-tepe gömdüğümüz o kötü gün dostlarını arıyoruz…

Ne sesleri var ne de onlardan kalan bir iz…

DİĞER YAZILARI Türk Yeter Ki Sağ Olsun 01-01-1970 03:00 Hâlimiz Hâl Değil 01-01-1970 03:00 Pazara Pazara Çoktan Geldik Nazara 01-01-1970 03:00 Bir Ömür Ah Ettik Vah Ettik 01-01-1970 03:00 Her Kale Yıkılır “Bilmem” Kalesi Yıkılmaz 01-01-1970 03:00 Hayırlı Bayramlar 01-01-1970 03:00 Vefa Uzaklarda Kalan Bir His 01-01-1970 03:00 Karman Çorman 01-01-1970 03:00 Dağın Zirvesine Çıkmasına Çıkılır da 01-01-1970 03:00 Türk’ün Türk’ten Başka Dostu Yoktur 01-01-1970 03:00 Gönül Yoksa, Hoşgörü Yoksa İşin İçinde 01-01-1970 03:00 Neyi Arıyorsan O’sun Sen 01-01-1970 03:00 Mevlâna, Aşk, Pervane 01-01-1970 03:00 Hazandı, Hüzündü, Dündü, Bugündü 01-01-1970 03:00 Beysiz Şehrin Hikayesi 01-01-1970 03:00 Beddua Ananın Hikayesi 01-01-1970 03:00 Yoksul Adamın Siyaseti Olmaz 01-01-1970 03:00 Elbet bir gün barışacağız 01-01-1970 03:00 Herkesin Aşkı Değer Verdiği Şeye Göre Ölçülür 01-01-1970 03:00 Emekli ne desin? 01-01-1970 03:00 Türk olmak 01-01-1970 03:00 Bayram Hürmetine 01-01-1970 03:00 Hekim Kızının Hikayesi 01-01-1970 03:00 Sevgi ve Barışa Yürümek 01-01-1970 03:00 Saltanat Hikayesi 01-01-1970 03:00 Uğursuzun Hikayesi 01-01-1970 03:00 Dün Bugün Yarın 01-01-1970 03:00 Neşeli Şarkılar Sarmıyor Beni 01-01-1970 03:00 Bak başının çaresine 01-01-1970 03:00 Keşmekeşin Hikayesi 01-01-1970 03:00 Başı Pare ,Pare Dumanlı Dağlar 01-01-1970 03:00 Aşk Üstüne 01-01-1970 03:00 Olmaz Olmaz Deme Hikayesi 01-01-1970 03:00 Bu ülke, tarihte Türk'tü bugün de Türk'tür” 01-01-1970 03:00 Düşe Kalka… 01-01-1970 03:00 Türkçenin Payitahtı 01-01-1970 03:00 Yıl Edebiyatsız Olmaz 01-01-1970 03:00 Ahalinin Hikayesi 01-01-1970 03:00 Emekliler Ve Asgari Ücretliler Olmasa 01-01-1970 03:00 Mevlânâ’nın Gecesi 01-01-1970 03:00 Bırakın Kendinizi Hoşgörüye 01-01-1970 03:00 Muhabbet ola 01-01-1970 03:00 Yıl Biterken 01-01-1970 03:00 Felek Vurmuşun Hikayesi 01-01-1970 03:00 Yazan Kalem Siyah 01-01-1970 03:00 Yol Gözüktünün Hikayesi 01-01-1970 03:00 “Ben Yoruldum Hayat” 01-01-1970 03:00 Kemankeş Kızın Hikayesi 01-01-1970 03:00 Bir Zamanlar Tertemizdi Okullarımız 01-01-1970 03:00 Kara Vicdanlı 01-01-1970 03:00 Hiç Yarı Yolda Bırakıldınız Mı? 01-01-1970 03:00 Hani Çocuklar Bizim Geleceğimizdi? 01-01-1970 03:00 Ayakta Durmak Buysa Eğer 01-01-1970 03:00 Derinlerde Kaybolmak 01-01-1970 03:00 Meydanlar Er Meydanıdır 01-01-1970 03:00 Mızrak ve Çuval Meselesi 01-01-1970 03:00 Konya Şeker Efsanesi 01-01-1970 03:00 Darmaduman 01-01-1970 03:00 Dağ fare doğurmak zorunda mı? 01-01-1970 03:00 Uçurumun Kenarı 01-01-1970 03:00 Dayının Hikayesi 01-01-1970 03:00 Müdür 01-01-1970 03:00 Kıyamet mi Koptu? 01-01-1970 03:00 Biz Bizden Gidemeyiz 01-01-1970 03:00 Yaşadığımız Her Güzel Gün Bayram Olsun 01-01-1970 03:00 ALPASLAN TÜRKEŞ 01-01-1970 03:00 Ramazan Hürmetine 01-01-1970 03:00 İhsan Ceylan 01-01-1970 03:00 Göl Şehrinin Hikayesi 01-01-1970 03:00 Söz, Etme Dedi Ses, Dinlemedi 01-01-1970 03:00 Bey Kızının Hikayesi 01-01-1970 03:00 Vakit Vuslat Vaktidir 01-01-1970 03:00 Seyit Küçükbezirci 01-01-1970 03:00 Öğretmenim” Kelimesiyle Geçen Bir Ömür 01-01-1970 03:00 Buram Buram Konya Kokma 01-01-1970 03:00 KASIMPATI 01-01-1970 03:00 Daha Nice Yüzyıllar Gör Türkiyem 01-01-1970 03:00 Yine Ortadoğu, yine kan, yine gözyaş 01-01-1970 03:00 Sultanlar Tepesinden Sultanlar Şehrine! 01-01-1970 03:00 Bu Benim Meselem, Derin Meselem” 01-01-1970 03:00 Bu Şehirde Kaç Zeki Oğuz Daha Kaldı? 01-01-1970 03:00 Makam Mahur Hava Eyyamı Bahur! 01-01-1970 03:00 BAYRAM GELDİ HOŞ GELDİ! 01-01-1970 03:00 Öfke hikayesi 01-01-1970 03:00 Dilinle Söylediğini, Kalbinle de Söyle 01-01-1970 03:00 Kara Odun Ateşe Eş Oldu Aydınlık Geldi!” 01-01-1970 03:00 Doğruluk Sözde Değil Özde Olur!’ 01-01-1970 03:00 Kalemin Su, Kâğıdın Rüzgâr İse... 01-01-1970 03:00 Söküklerini Dik Sözlerinin 01-01-1970 03:00 Bazen... 01-01-1970 03:00 Hak Kapısından Ayrılmayan Türk, Var Olduğu Müddetçe Vatansız Kalmaz 01-01-1970 03:00 Kıskançlık Yapanın Gönlüne Karanlıklar Çöker 01-01-1970 03:00 Dertlinin Derdini Dinlemek! 01-01-1970 03:00 Eden Kendisine Eder!.. 01-01-1970 03:00 AYNA 01-01-1970 03:00 Diline Hâkim Olmak 01-01-1970 03:00 Ramazan Hikayesi -2 01-01-1970 03:00 Ramazan Hikayesi 01-01-1970 03:00 Adı Güzel, Kendi Güzel Muhammed 01-01-1970 03:00 Fani Dünya Hoştur Amma... 01-01-1970 03:00 SON CEMRE 01-01-1970 03:00 SÖZ! 01-01-1970 03:00 YILBAŞI DEMEK 01-01-1970 03:00 ŞEB-İ ARUS 01-01-1970 03:00 Aşçı Dede Kimin Dedesi? 01-01-1970 03:00 Benim Derdim Dermanım Bilen Yok! 01-01-1970 03:00 Ecdada Vefa! 01-01-1970 03:00 Yüreğe Gömülmek! 01-01-1970 03:00