Kademeli ÖTV artışı düzenlemeleri, piyasaya ilk sürüldüğünde genellikle vergi adaletini sağlamak ya da kamu gelirlerini artırmak amacıyla gündeme geliyor. Kağıt üzerinde belirli matrah veya motor hacmi eşiklerine göre kademelendirilen bu sistem, kulağa oldukça mantıklı gelebiliyor. Ancak uygulama sahaya indiğinde, rakamların soğuk dünyasıyla hayatın ve ticaretin sıcak gerçekleri çatışmaya başlıyor. Hem günlük hayatımızın vazgeçilmezi olan binek araç pazarı hem de ülke ekonomisinin bel kemiği sayılan nakliye sektörü, bu tür sert ve kademeli artışların sebep olduğu dalgalanmaları en derinden hisseden iki ana alan olarak öne çıkıyor.
Binek araç cephesinden baktığımızda, kademeli sistemin en büyük sıkıntısı "eşik etkisi" dediğimiz o keskin vergi basamaklarında yaşanıyor. Aracın çıplak fiyatındaki küçücük bir artış, otomobili bir üst ÖTV dilimine sıçrattığı an, nihai satış fiyatında fahiş bir zıplama meydana geliyor. Bu durum, otomobil üreticilerini ve distribütörlerini adeta bir ip cambazına dönüştürüyor; sırf bir üst vergi dilimine takılmamak için araçların donanımları kırpılıyor veya yapay fiyat sabitlemelerine gidiliyor. Tüketici ise bütçesine uygun düzgün bir aile arabası ararken kendisini bir anda anlaşılması güç bir fiyat kargaşasının ortasında buluyor.
İkinci el binek araç piyasası da bu durumdan nasibini almaktan geri kalmıyor elbette. Sıfır km araçlarda kademeli ÖTV nedeniyle yaşanan erişilebilirlik sıkıntısı, talebi doğrudan ikinci ele yönlendiriyor. Sıfır fiyattaki suni sıçramaları gören ikinci el satıcıları da kendi araçlarının fiyatlarını yukarı doğru güncelleyince, otomobil bir ulaşım aracı olmaktan çıkıp tamamen bir yatırım ve kar kapısına evriliyor. Sonucunda ise ayağını yerden kesecek mütevazı bir araç arayan vatandaş, her geçen gün piyasanın biraz daha uzağında kalıyor.
Konuyu nakliye ve lojistik sektörüne getirdiğimizde ise tablo çok daha hassas bir hal alıyor. Ticari araçlarda veya ticari akaryakıt kullanımında kademeli olarak devreye giren ÖTV artışları, nakliyecinin belini büken en birincil gider kalemi haline geliyor. Lojistik sektörü, kar marjlarının halihazırda son derece dar olduğu, tekerin döndüğü her kilometrenin milimetrik hesaplandığı bir alan. Nakliyeci esnafı, filosunu yenilemek istediğinde ya da her gün depoyu doldururken artan bu vergi yükünü tek başına sırtlayacak bir güce sahip değil.
Nakliye sektöründe maliyetlerin ÖTV kaynaklı olarak tırmanması, ne yazık ki sadece direksiyon başındaki şoförü ya da lojistik firmalarını ilgilendiren lokal bir sorun olarak kalmıyor. Sektör, artan işletme ve araç yatırım maliyetlerini ister istemez taşıdığı yüke, yani navlun fiyatlarına yansıtmak zorunda kalıyor. Tarladaki domatesten fabrikadaki çimentoya, mağazadaki kıyafetten süpermarketteki temel gıdaya kadar her ürün en az bir kez bir kamyonun veya tırın kasasına giriyor. Dolayısıyla nakliye maliyetine binen her vergi zammı, raf fiyatlarına zam olarak yansıyarak doğrudan enflasyon çarkını tetikliyor.
Öte yandan, nakliye sektöründeki bu maliyet baskısı Türkiye'nin lojistik alandaki rekabet gücüne ve araç parkının yaşlanmasına da doğrudan etki ediyor. Yüksek ÖTV basamakları nedeniyle yeni, çevreci ve güvenli ticari araçlara erişemeyen nakliyeci, çareyi yaşlı ve yıpranmış araçları yollarda tutmakta buluyor. Yaşlı araç parkı hem yollardaki can güvenliğini tehlikeye atıyor hem arıza maliyetlerini artırıyor hem de çevreye verilen zararı büyütüyor. Avrupa standartlarında taşımacılık yapmaya çalışan lojistik firmalarımız ise bölgesel rekabette rakiplerinin gerisine düşme riskiyle karşı karşıya kalıyor.
Kademeli ÖTV artışları her ne kadar kısa vadeli kamu geliri hedefleriyle tasarlansa da hem bireysel tüketicinin binek araca ulaşımını zorlaştırıyor hem de nakliye sektörü üzerinden tüm ekonomiye yayılan zincirleme bir pahalılık dalgası yaratıyor. Çözüm; sektörel gerçekleri göz ardı etmeyen, kademeleri uçurumlar oluşturmayacak şekilde yumuşatılmış ve özellikle nakliye gibi stratejik alanlarda üretimi ve taşımacılığı destekleyen daha öngörülebilir, sürdürülebilir bir vergi politikasının hayata geçirilmesinden geçiyor. Ancak bu sayede hem vatandaşın araç alma hayali korunabilir hem de ülke ekonomisinin çarkları sağlıklı bir şekilde dönmeye devam edebilir.
Hasan Yayla
Kademeli ÖTV Artışı
Dr. Cemil Paslı
Anneler…
Ahmet Turan (Gazeteci-Yazar)
Milletin Eseri
Beyza Bandırma Kelek (Eğitim Koçu)
30 Ağustos: Bir Milletin Tarihe Yazdığı Son Söz
İmdat Yayla
Pancar Üreticisi Son Sözünü Söyledi
Özkan Buyrucu
Asya Fırtınası Karşısında Türk Sanayisi
Erol Sunat
Bu Hikâye Uzun Bu Hikâye Derin
Gülay Çetkin (Eğitim Gücü Sen. Denizli Temsilcisi)
Bakan Tekin’e Denizli’de Ne Dediler?
İlayda Mangal (Psikolojik Danışman)
Bir Sonuç Kâğıdı mı, Bir İnsan Hikâyesi mi?