Anadolu coğrafyasının kalbinde yer alan Konya, kadim medeniyetlere beşiklik etmiş, Selçuklu'nun başkenti olmanın derin izlerini taşıyan bir şehirdir. Milli Mücadele yıllarında, özellikle Bağdat Demiryolu'nun önemli bir kavşak noktası olması nedeniyle hayati bir stratejik konuma sahipti. Bu durum, şehri hem işgal güçlerinin hem de Milli Mücadele'nin merkez üssü Ankara'nın dikkatini çeken bir nokta haline getirdi. İtalyanların kısa süreli ve "yumuşak" olarak nitelenen işgali, diğer bölgelerdeki acımasız işgallerden farklı bir atmosfer yaratsa da, şehirdeki karmaşık siyasi yapı ve İstanbul Hükümeti yanlısı bazı hareketlenmeler, ulusal direnişin örgütlenmesi sürecinde Ankara'nın burada ekstra çaba göstermesini gerektirdi.
Konya'nın Milli Mücadele'ye katılım süreci, bazı zorluklarla ve çalkantılarla şekillendi. Şehirde bir yandan Kuvâ-yı Milliye ve Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti örgütlenirken, diğer yandan İstanbul Hükümeti'nin etkili olduğu çevreler ve çeşitli zararlı cemiyetler (özellikle Tealî-i İslam Cemiyeti) güçlüydü. Bozkır ve Delibaş isyanları gibi Kuvâ-yı Milliye karşıtı ayaklanmaların bu coğrafyada patlak vermesi, Ankara Hükümeti için Konya'daki vaziyetin ne denli hassas olduğunun kanıtıydı. Ancak bu olumsuzluklara rağmen, Konya halkının bir bölümü fedakârlık göstererek cepheye asker, mühimmat ve hububat desteği sağladı; şehir, Batı Cephesi'nin en önemli ikmal merkezlerinden biri haline geldi.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Milli Mücadele'nin başarısı için Konya'nın kilit önemini erkenden fark etmiştir. Şehre yaptığı ilk ziyaret, 3 Ağustos 1920'de, isyan hareketlerinin başlangıç aşamalarına denk gelir. Bu ziyaret, sadece askeri ve siyasi bir denetim değil, aynı zamanda halkla doğrudan iletişim kurma ve onları aydınlatma amacı taşır. Atatürk, Konya'yı sadece lojistik bir merkez olarak değil, aynı zamanda Türk kültürünün ve milli iradenin güçlü bir kaynağı olarak görüyordu. Nitekim bir konuşmasında Konya için, "Asırlardan beri tüten büyük bir nurun ocağıdır. Türk harsının (kültürünün) esaslı membalarından biridir" ifadesini kullanmıştır.
Atatürk'ün Konya ile kurduğu derin bağ, sadece siyasi ve stratejik boyutla sınırlı değildi. Ulu Önder'in, Mevlâna'ya ve onun felsefesine duyduğu büyük hayranlık, şehre olan ilgisini pekiştirmiştir. Atatürk, Mevlâna'yı "çok büyük bir dahi, çağları aşan bir yenilikçi" olarak tanımlamış, tekke ve zaviyelerin kapatılması kararından sonra dahi Mevlâna Dergâhı'nın müze olarak halkın ziyaretine açık kalmasını sağlayarak bu manevi mirasa sahip çıkmıştır. Ayrıca Atatürk'ün manevi kızı Rukiye'nin Konyalı olması da onun bu şehri "hemşerisi" saymasının duygusal bir gerekçesi olarak tarihe not düşülmüştür.
Atatürk, Cumhuriyet'in ilanı sonrası da Konya'yı yakından takip etmiştir. Hayatı boyunca İstanbul ve İzmir'den sonra en çok ziyaret ettiği şehirlerden biri olan Konya'ya toplamda 12 defa gelmiş ve uzun günler geçirmiştir. Bu ziyaretler, sadece protokol gereği değil, gelişen olaylara karşı Türkiye genelini en iyi yansıtan yerlerden biri olarak gördüğü Konya'da halkın nabzını tutmak ve reformların etkilerini gözlemlemek içindi. Her geldiğinde eğitim kurumlarıyla özel olarak ilgilenmesi, onun bu kadim şehrin geleceğine ne denli yatırım yapmak istediğinin bir göstergesidir.
Konya halkının Mustafa Kemal Atatürk'e bakışı, başlangıçtaki karmaşık siyasi atmosferin ardından hızla değişen ve coşkun bir sevgiye dönüşen bir süreci yansıtır. Milli Mücadele'ye tam katılım sağlandıktan ve zafer kazanıldıktan sonra, Konyalılar Büyük Önder'e karşı güven, saygı ve minnettarlık duymuşlardır. 1928'de Konyalıların şükranlarının bir ifadesi olarak, Atatürk'e tahsis edilen evin tapusuna "Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal Paşa'ya Konyalıların hediyesidir" kaydını düşmeleri, bu derin bağın ve sahiplenmenin en somut ve duygusal kanıtıdır. Halkın meydanlardaki coşkulu karşılamaları ve konuşmalarını defalarca alkışlarla kesmeleri, bu karşılıklı sevgi ve güvenin tarih sahnesindeki canlı tezahürleridir.
Konya, Milli Mücadele'nin zorlu ikmal ve direniş cephelerinden biri olmuş, içindeki ayrılıkçı seslere rağmen nihayetinde ulusal kurtuluş safında yerini almıştır. Mustafa Kemal Atatürk ise bu kadim şehri, sadece siyasi ve askeri bir merkez olarak değil, aynı zamanda Türk kültürü ve iradesinin ölümsüz bir kaynağı olarak görmüştür. Konyalıların gösterdiği vefa ve Atatürk'ün bu şehre beslediği derin sevgi, aralarındaki ilişkinin sadece resmiyetten ibaret olmadığını, aksine derin bir ortak miras ve gönül bağı üzerine kurulu olduğunu açıkça göstermektedir.
Hasan Yayla
Sessiz Çoğunluk
Ahmet Turan (Gazeteci-Yazar)
Hz Mevlana Gel Diyor
İmdat Yayla
KGTÜ'nün Sırrı: Çiftçiye Dokunan Eğitim Modeli
Dr. Cemil Paslı
Okyanus mu, Kuyu mu?
Ömer Kacar (Eğitim Gücü Sen İlçe Temsilcisi)
Makamların Gölgesindeki Çaresizlik ve Duruşun Kıymeti
Özkan Buyrucu
Cumhuriyetin Sanayi Hamlesi ve Atatürk
Erol Sunat
Hazandı, Hüzündü, Dündü, Bugündü
Gülay Çetkin (Eğitim Gücü Sen. Denizli Temsilcisi)
Eğitimde Yeni Yönetim Şekli; İdare Edemeyeni İdare Et
Beyza Bandırma Kelek (Eğitim Koçu)
Balkanlar’da Kalan Türk’ün Ahı
İlayda Mangal (Psikolojik Danışman)
Konya’nın ilk Türkiye’nin ikinci Rehberlik ve Psikolojik Danışma Merkezi olan KUZEY YILDIZI’NDA Biz Ne Yapıyoruz?