Kırklareli, Trakya’nın incisi, yeşille mavinin kucaklaştığı bir diyar. Burası, acele etmeyen, kendi ritminde yaşayan insanların memleketi. Şehrin insanı, toprağın bereketiyle yoğrulmuş, dağların serin rüzgârıyla aklanmış gibidir. Yaşam, burada büyük şehirlerin o boğucu gürültüsünden uzak, daha dingin ve sade akar. İnsanlar birbirini tanır, selamlaşır, dertleşir. Küçük esnafın güler yüzü, mahalle bakkalının samimiyeti bu topraklarda hâlâ yaşıyor.
Yaşam standartı, abartıdan uzak, kendi halinde bir refahı temsil eder. Lüks ve gösteriş yerine, huzur ve güven ön plandadır. Şehrin sakinleri, büyük metropollerin dayattığı tüketim çılgınlığına kapılmak yerine, doğanın ve el emeğinin kıymetini bilir. Bahçede yetiştirilen sebzeler, komşudan alınan taze süt, pazarın bereketli ürünleri bu yaşamın temel taşlarıdır. Evler, genellikle alçak katlı ve bahçelidir, bu da insanlara toprağa dokunma, nefes alma imkânı sunar. Eğitim ve sağlık hizmetleri erişilebilir, sosyal yaşam ise parklarda, meydanlarda ve kahvehanelerde şekillenir.
Doğası, tam anlamıyla bir cennet parçasıdır. Istranca Dağları'nın heybetli duruşu, Longoz Ormanları'nın gizemli atmosferi, Ergene Nehri'nin bereketli kıyıları bu şehrin coğrafi kimliğini oluşturur. İlkbaharda mor ve beyaz renklere bürünen ormanlar, sonbaharda sarının her tonunu sergiler. Kuş sesleri, yaprak hışırtıları ve suyun sesi bu doğanın müziğidir. Kıyıda İğneada’nın eşsiz kumsalı, Karadeniz’in hırçın dalgalarıyla buluşur. Bu doğa, hem bir sığınak hem de bir ilham kaynağıdır.
Şehir, tarihi ve kültürel zenginliğiyle de dikkat çeker. Mimar Sinan’ın eseri Hızırbey Külliyesi, Kırklareli’nin merkezinde bir tarih abidesi gibi yükselir. Taş köprüler, hanlar ve camiler, Osmanlı’nın bu topraklara bıraktığı izlerdir. Şehir merkezindeki o dar, taş döşeli sokaklar, geçmişin fısıltılarını taşır. Her bir köşede, Rumeli’nin kendine has mimarisi ve kültürü hissedilir. Kırklareli, sadece doğal güzellikleriyle değil, aynı zamanda tarihi derinliğiyle de ziyaretçilerini büyüler.
Bu topraklarda, Balkan rüzgârları ve Karadeniz meltemleri birbirine karışır. Kırklareli’nin kendine özgü bir havası, bir karakteri vardır. Ne bozkırın kuraklığına benzer ne de denizin tuzlu serinliğine. İkisinden de bir parça taşır. Bu topraklarda yaşayan insanlar, bu coğrafyanın esintileriyle şekillenmiştir. Onların konuşmasında, ağzında ve yaşam biçiminde, Trakya’nın o hüzünlü neşesi ve mütevazı gururu saklıdır.
Ancak bu dinginlik, bir durağanlık değildir. Kırklareli, hızla değişen dünyaya ayak uydururken, kendi özünden ödün vermemeyi başarmış bir şehirdir. Yeni binalar yükselirken, eski mahalleler de varlığını korur. Üniversite şehri olmasıyla gençlerin dinamizmini de bünyesine katmıştır. Bu, şehrin geleceğe umutla bakmasını sağlayan en önemli unsurlardan biridir. Genç nesiller, atalarının mirasını modern bir vizyonla birleştirerek, Kırklareli'ne yeni bir soluk getirmektedir.
Beton yığınlarından yorulmuş ruhlara bir nefes alma fırsatı sunan, doğasıyla, insanıyla ve tarihiyle bütünlüklü bir yaşam sunan bir şehirdir. Burada hayat, acele etmeden, tadını çıkararak yaşanır. Bir bardak sıcak çay eşliğinde, Kırklareli’nin yeşillikleri içinde oturup, kuş seslerini dinlemek, hayatın o en temel güzelliklerini yeniden hatırlatır. Kırklareli, keşfedilmeyi bekleyen bir şiir gibidir.
Hasan Yayla
Okullarımıza Uzanan El...
İmdat Yayla
ÇİFTÇİ; Herkesi Doyuran Kendi Aç Kalana Denir
Ahmet Turan (Gazeteci-Yazar)
Tarım Fuarı Konya Da Buluşturdu
Dr. Cemil Paslı
Değişim/Eğitim Sabır İster
Beyza Bandırma Kelek (Eğitim Koçu)
Başbuğ’un İzinde Bir Ömür
Gülay Çetkin (Eğitim Gücü Sen. Denizli Temsilcisi)
Özgürlük Vaat Ediyoruz; Aslında Öyle Değil, Çok Kolay
Erol Sunat
Hayırlı Bayramlar
Ali Sait Öge (Gazeteci-Yazar)
Evlerine Gitmediklerimizin Kabirlerine Gittik
İlayda Mangal (Psikolojik Danışman)
Sınırsız Çocukluk, Zor Yetişkinlik
Mustafa Kaygusuz (Emekli Emniyet Müdürü)
Bir Derviş Hüseyin Taşkın...