Üniversite tercih sonuçlarının açıklanmasıyla birlikte milyonlarca genç için yepyeni bir dönem başladı. Hayaller, hedefler ve gelecek planları derken herkes kendi yolunu çizme telaşında. Ancak ekran başında kazanılan bölümleri izlerken insan sormadan edemiyor: Akın akın doldurulan o üniversite amfileri, gerçekten gençlerin geleceğini güvence altına almaya yetiyor mu? Diplomanın tek başına kapıları açtığı o eski günler çok geride kaldı; bugün iş dünyasının gerçekleri ve beklentileri bambaşka bir noktada duruyor.
Özellikle üretim sektörüne ve sanayiye dönüp baktığımızda, uzun zamandır devam eden ciddi bir paradoksla karşılaşıyoruz. Bir yanda "İş bulamıyorum" diyen binlerce üniversite mezunu genç, diğer yanda ise "Çalıştıracak nitelikli eleman bulamıyoruz" diye feryat eden işverenler. Piyasada ciddi bir teknik ve mavi yaka iş gücü açığı yaşanıyor. Masa başı bir iş hayaliyle yürünülen yollar, maalesef ki üretim sahasındaki devasa potansiyelin ve yüksek gelir imkânlarının gözden kaçırılmasına neden oluyor.
İşte tam bu noktada teknik ve meslek liselerinin kritik önemi bir kez daha ortaya çıkıyor. Yıllarca sanki akademiye gidemeyenlerin "zorunlu adresi" gibi görülen bu okullar, aslında ekonominin bel kemiğidir. Erken yaşta eline zanaat alan, tezgahın başında ter döken ve teoriyi pratikle birleştiren gençler, hayata akranlarından çok daha güçlü bir başlangıç yapıyor. Mesleki eğitimi küçümsemek yerine, onu geleceğin en sağlam yatırımı olarak görmek hem gençlerimiz hem de ülke sanayisi için hayati bir zihniyet dönüşümüdür.
Tabii ki çağımız sadece geleneksel ustalıkla sınırlı kalmıyor; üretim sistemleri dijitalleşiyor, makineler akıllanıyor. Bu dönüşümde mesleki sertifikasyon süreçleri altın değerinde bir rol üstleniyor. Alanında uzmanlaşmış, uluslararası geçerliliği olan sertifikalara sahip bir teknik personel, bugün birçok teorik lisans mezunundan çok daha hızlı iş bulabiliyor ve yüksek gelir elde edebiliyor. Diploma önemli bir altyapı sunabilir ama günümüz iş dünyasında geçerli olan tek para birimi var: Uygulanabilir beceri.
Sektörün bugün "mavi yaka" olarak adlandırdığı iş gücü de artık eski kalıplara sığmıyor. "Altın yaka" veya "teknik yaka" diyebileceğimiz bu yeni nesil çalışanlar; CNC operatörlüğünden otomasyon uzmanlığına, kaynak teknolojilerinden iklimlendirme sistemlerine kadar yüksek uzmanlık gerektiren alanlarda harikalar yaratıyor. Sanayici, işini bilen, disiplinli ve usta personele adeta gözü gibi bakıyor. Çünkü üretim bantlarının durmaması, çarkların dönmesi tam anlamıyla bu ustalığa bağlı.
Geleceğinizi inşa ederken toplumsal algıların ve el alem baskısının değil, kendi yeteneklerinizin ve piyasa gerçeklerinin sesini dinlemek en doğrusudur. Üniversite okumak elbette çok kıymetli bir deneyimdir; ancak herkes teorisyen olmak zorunda değil. Üretmenin, bir şeyleri inşa etmenin ve emeğiyle değer yaratmanın gururu hiçbir şeyle kıyaslanamaz. Gelecek, sadece diploması olanların değil; mesleğini tutkuyla yapan ve elindeki zanaatı çağın gerekleriyle birleştiren gençlerin olacaktır.
Üniversite tercihlerini yapan tüm gençlerimize çıktıkları bu uzun yolda başarılar diliyorum. Unutmayın ki tercih ettiğiniz okul veya bölüm ne olursa olsun, geleceğinizi belirleyecek olan şey etiketler değil, kendinize kattığınız niteliklerdir. Üretim sahasında, atölyelerde ve teknik alanlarda sizi bekleyen devasa bir dünya var. Yeter ki meslek edinmekten, öğrenmekten ve alıştığımız kalıpların dışına çıkıp kendi yolunuzu çizmekten korkmayın.
Hasan Yayla
Diplomalı İşsizlik Mi, Altın Bilezik Mi?
Beyza Bandırma Kelek (Eğitim Koçu)
30 Ağustos: Bir Milletin Tarihe Yazdığı Son Söz
Ahmet Turan (Gazeteci-Yazar)
İnsanlığa İhanet
Dr. Cemil Paslı
Her İnsan Dünya’ya Doğar mı?
İmdat Yayla
Pancar Üreticisi Son Sözünü Söyledi
Özkan Buyrucu
Asya Fırtınası Karşısında Türk Sanayisi
Erol Sunat
Bu Hikâye Uzun Bu Hikâye Derin
Gülay Çetkin (Eğitim Gücü Sen. Denizli Temsilcisi)
Bakan Tekin’e Denizli’de Ne Dediler?
İlayda Mangal (Psikolojik Danışman)
Bir Sonuç Kâğıdı mı, Bir İnsan Hikâyesi mi?