Gazetecilik, en yalın tanımıyla, birilerinin yayınlanmasını istemediği gelişmeleri gün yüzüne çıkarma sanatıdır. Ancak günümüzde "gerçek ve doğru haber" kavramı, her zamankinden daha ulaşılabilir olmasına rağmen, kitlesel bir kaçışın da öznesi haline gelmiş durumdadır. Yazılı ve görsel basının sunduğu yalın gerçeklik, modern insanın inşa ettiği konfor alanlarını tehdit eden bir güce dönüştüğü için, toplumun bir kesimi bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde hakikatten uzaklaşmayı tercih etmektedir.
Bu kaçışın temelinde yatan en güçlü dinamik, psikolojik savunma mekanizmalarıdır. Doğru haber, genellikle beraberinde bir sorumluluk ve yüzleşme getirir. Ekonomik kriz, çevre felaketleri veya toplumsal adaletsizlikler üzerine yapılan nesnel bir haber, okuru mevcut huzurundan kopararak onu düşünmeye ve aksiyon almaya zorlar. Zihinsel bir yük taşımak istemeyen birey, gerçeklerin ağırlığı altında ezilmek yerine, kendi dünya görüşünü destekleyen "yankı odalarına" sığınarak basından kaçar.
Teknolojinin sunduğu algoritma düzeni, bu kaçış sürecini hızlandıran teknik bir etkendir. İnsanlar, sadece duymak istediklerini söyleyen mecralara yöneldiğinde, gerçek basın "rahatsız edici bir gürültü" olarak algılanmaya başlar. Tarafsız habercilik, ideolojik bir kalıba sığmadığı için her iki kutbun da saldırısına uğrar. Bu durum, bireyin kendi doğrularını sarsacak her türlü veriyi "yanlış" veya "taraflı" olarak yaftalayıp gerçek basınla bağını koparmasına neden olur.
Ekonomik ve siyasi çıkarların gölgesinde kalan medya okuryazarlığı eksikliği, gerçeklerden kaçışın bir diğer önemli sebebidir. Gerçek haber, karmaşıktır; analiz gerektirir ve çoğu zaman siyah-beyaz kadar net değildir. Oysa manipülatif içerikler, bireye sindirilmesi kolay, duyguları sömüren ve hızlı tüketilen bir "gerçeklik simülasyonu" sunar. Derinlikli bir makaleyi okumak yerine, sloganlaşmış bir başlığın peşinden gitmek, modern insanın sabırsız doğasına daha uygun gelmektedir.
Bir diğer açıdan bakıldığında, doğrudan ve gerçek haberden kaçanların en büyük korkusu statüko kaybıdır. Güç sahipleri veya mevcut sistemden fayda sağlayanlar, gerçeklerin şeffaf bir şekilde sergilenmesini kendi çıkarlarına yönelik bir tehdit olarak görürler. Yazılı basının arşiv gücü ve görsel basının kanıt niteliği, yalan üzerine kurulu düzenleri sarsacak niteliktedir. Bu nedenle, sistematik bir şekilde basının itibarsızlaştırılması, kitlelerin gerçek haberden soğumasına yol açar.
Bu kaçışın bir ayağı da güven bunalımıdır. Geçmişte yaşanan etik ihlaller, toplumun basınla olan güven ilişkisini zedelemiştir. Ancak burada ironik olan durum; toplumun, güvenmediği "ana akım" yerine, hiçbir denetimi olmayan kontrolsüz dijital dezenformasyon kaynaklarına yönelmesidir. Gerçek haberin soğukluğu, sahte haberin sıcak ve teselli edici yalanlarına feda edilmektedir.
Gerçek haberden kaçış, aslında toplumun kendi aynasına bakmaktan çekinmesidir. Gazetecilik, tüm baskılara ve kaçışlara rağmen, gerçeği olduğu gibi aktarma onurunu korumak zorundadır. Toplumun yeniden hakikatle barışması, ancak bireylerin "bilme cesaretini" tekrar kazanması ve medyanın etik ilkelerden taviz vermeyen duruşuyla mümkün olacaktır. Gerçekten kaçanlar er ya da geç onunla yüzleşmek zorunda kalacaklardır; çünkü hayat, yalanlar üzerine uzun süre inşa edilemez.
Yazımın sonunda, başta Annem Ayten Yayla, Babam İmdat Yayla olmak üzere tüm "Basın Emekçilerinin" 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü kutlu olsun.
Ömer Kacar (Eğitim Gücü Sen İlçe Temsilcisi)
Ebabiller Hâlâ Var
Beyza Bandırma Kelek (Eğitim Koçu)
Bayrağa Uzanan Niyet
Hasan Yayla
İçindeki Anka’yı Uyandır
Ahmet Turan (Gazeteci-Yazar)
Terör Sorunu
Dr. Cemil Paslı
“Kalite” Anlaşılmak İçin “Zaman ve Sabra” İhtiyaç Duyar
İmdat Yayla
Hayat Bir Aynadır Siz Ona Gülümserseniz, O da Size Gülümser
Erol Sunat
Gönül Yoksa, Hoşgörü Yoksa İşin İçinde
Ali Sait Öge (Gazeteci-Yazar)
Ben Mesleğimi Özledim…
Özkan Buyrucu
Cumhuriyetin Sanayi Hamlesi ve Atatürk
Gülay Çetkin (Eğitim Gücü Sen. Denizli Temsilcisi)
Eğitimde Yeni Yönetim Şekli; İdare Edemeyeni İdare Et