Bir insanın kendini tek bir kelimeyle, bir meslekle ya da birkaç sıfatla tanımlamaya çalışması her zaman eksik kalır. Ancak hayatın önüme serdiği taşlara, bastığım yollara ve omuzlarımdaki yüklere baktığımda kim olduğumu net bir şekilde görmeye başlıyorum. Ben, kaosun ortasında düzen arayan, yıkıntıların arasında bile sağlam bir zemin inşa etmek için çabalayan biriyim. Dünyanın karmaşasına inat, kendi kuralları, prensipleri ve sarsılmaz sorumluluk bilinciyle ayakta kalmayı seçmiş bir mimarım aslında; hem kendi hayatımın hem de dokunduğum her şeyin mimarı.
Çoğu zaman çevremdeki herkes için güvenli bir liman, sarsılmaz bir dayanak noktası oldum. Başkalarının fırtınalarında fener tutmak, düşenleri kaldırmak ve dağılanları toplamak benim için adeta öğretilmemiş bir refleks gibiydi. Ancak bu koruyucu ve yapılandırıcı rol, zamanla üzerimde sessizce büyüyen devasa bir yüke dönüştü. Dünyanın bütün sorumluluğunu tek başıma sırtlanmam gerekiyormuş gibi hissettiren o içsel ses, bana her zaman bir adım daha ileri gitmem, bir taş daha koymam gerektiğini fısıldadı.
Peki, herkesin yaslandığı o güçlü duvar ne zaman dinlenir? İşte benim en büyük çatışmam da tam bu noktada başladı. Her şeyi kontrol altında tutma arzusu, belirsizliğe karşı duyduğum o derin tahammülsüzlük, beni zaman zaman kendi ördüğüm duvarların arasına hapsetti. Kendime bile itiraf etmekte zorlandığım zihinsel yorgunluğum, aslında hayatı akışına bırakamamaktan, mukadderata esneklikle teslim olamamaktan kaynaklanıyordu. Çevremdekileri ayakta tutarken, kendi içimdeki o çocuk canlılığını ve özgürlük ihtiyacımı biraz ihmal ettiğimi fark etmek uzun zamanımı aldı.
Zaman geçtikçe ve hayatın bana sunduğu kırılma noktalarını tecrübe ettikçe anladım ki, değer görmek ya da güvende olmak için kendimi hırpalamama gerek yoktu. Geçmişte geride bıraktığım sancılı süreçler, bana sadece ne kadar dayanıklı olduğumu değil, aynı zamanda neleri artık taşımamam gerektiğini de öğretti. Yüklerimi hafiflettikçe, her şeyi tek başıma üstlenmek yerine sorumluluğu paylaşmayı kabullendikçe, aslında gerçek gücün katı bir kontrolde değil, esneye bilmekte yattığını keşfettim.
Bugün geldiğim noktada, hayatın bana yüklediği o derin olgunlukla kendimi yeniden tanıyorum. Ben artık sadece başkalarının hayatını düzene sokan bir taşıyıcı değilim; kendi sınırlarını çizmeyi başaran, yorulunca durmasını bilen ve kendi hakkını da kendine teslim eden biriyim. Yaşadığım her sınav, beni daha katı biri yapmak yerine; kökleri toprağa derinlemesine bağlı ama rüzgarda kırılmadan eğilebilen meşe ağacı gibi daha bilge bir insana dönüştürüyor.
Geleceğe baktığımda, emeklerimin ve sabrımın karşılığını alacağım o olgunluk dönemine doğru emin adımlarla yürüdüğümü hissediyorum. Başarı ve güç benim için artık sadece somut zaferlerden ibaret değil; içsel huzuru sağlamak, kendi içimdeki dengeyi kurabilmektir. Hayatın bana sunduğu tüm potansiyeli; artık kendimi yıpratarak değil, hak ettiğim o özgüven ve sükunetle yaşamaya kararlıyım.
Ben; mücadeleden kaçmayan, düştüğü yerden daha sağlam kalkan, fakat artık dünyayı tek başına kurtarmak zorunda olmadığını kavrayan Hasan’ım. Kendi hikayemin hem yazarı hem de başrolüyüm; eksiklerimle, yüklerimden arınışımla ve içimdeki o bitmeyen inşa etme tutkusuyla kendi yolumda yürüyorum.
Hasan Yayla
Ben Kimim?
Dr. Cemil Paslı
Beşerin İnsan Olmasında ve Dahi Kalmasında Zihnin Önemi
Ahmet Turan (Gazeteci-Yazar)
Şenlik Başladı.
İmdat Yayla
Hocam Vicdansızlığın ve Suskunluğun Ağırlığı Çok Zor
Özkan Buyrucu
Asya Fırtınası Karşısında Türk Sanayisi
Erol Sunat
Bu Hikâye Uzun Bu Hikâye Derin
Gülay Çetkin (Eğitim Gücü Sen. Denizli Temsilcisi)
Bakan Tekin’e Denizli’de Ne Dediler?
İlayda Mangal (Psikolojik Danışman)
Bir Sonuç Kâğıdı mı, Bir İnsan Hikâyesi mi?
Prof. Dr. Mevlüt Mülayim
Hububat Fiyatları ve Dane Kayıpları