Toplumsal hiyerarşinin ve unvanların bireysel kimliğin önüne geçtiği modern dünyada, insanın en temel erdemlerinden biri olan "dinleme" eylemi giderek değer kaybetmektedir. Oysa bir insanın sahip olduğu makam, mevki veya maddi güç ne kadar yüksek olursa olsun, karşısındakini bir birey olarak kabul edip ona kulak vermesi, medeni bir toplumun en sarsılmaz yapı taşıdır.
Hiyerarşik basamaklar yükseldikçe, bireylerde çevrelerine karşı bir tür "duyma eşiği" oluşabilmektedir. Kişi, bulunduğu konumun verdiği güçle sadece kendi sesine hayran kalmaya başladığında, aslında çevresiyle olan hakiki bağını koparmış olur. Gerçek bir lider veya erdemli bir insan, oturduğu koltuğun geçiciliğinin farkında olan ve muhatabının sosyal statüsüne bakmaksızın ona insani bir değer atfeden kişidir. Dinlemek, sadece sessiz kalmak değil, karşıdakine "Sen varsın ve fikirlerin benim için kıymetli" mesajını vermektir.
İletişim, özü itibarıyla çift taraflı bir akıştır ve bu akışın sekteye uğraması toplumsal yabancılaşmayı beraberinde getirir. Birini "adam yerine koymak", onu önyargılardan arınmış bir zihinle, sadece bir insan olduğu için muhatap almaktır. Eğer bir makam sahibi, kapısından içeri giren kişiyi sıfatlarından dolayı küçümsüyor veya sözünü yarıda kesiyorsa, aslında kendi kültürel ve ahlaki seviyesini ele veriyor demektir. Bilgelik, en çok konuşmakta değil, en doğru şekilde dinlemekte gizlidir.
Dinleme eylemi, aynı zamanda bir öğrenme ve empati kurma sürecidir. Hayatın her alanında karşılaştığımız her birey, bizim bilmediğimiz bir hikayeye veya sahip olmadığımız bir tecrübeye sahip olabilir. Karşımızdakini ciddiyetle dinlediğimizde, sadece onun sorunlarına çözüm üretmekle kalmaz, kendi dünyamıza da yeni pencereler açarız. Kibirle tıkanmış kulaklar, yeni bilgilere ve farklı bakış açılarına kapalıdır; bu da kişiyi entelektüel ve ruhsal bir duraklamaya sürükler.
Yazılı olmayan toplumsal sözleşmemizde, saygı her zaman karşılıklılık esasına dayanır. Alt kademedeki birinin üst kademedeki birine gösterdiği saygı çoğu zaman bir mecburiyetten kaynaklanabilirken, üsttekini alttakini dinlemesi tamamen bir karakter meselesidir. Mevki ve makamlar, birer kıyafet gibi üzerimize giydiğimiz ve günün sonunda çıkardığımız emanetlerdir. Geriye kalan ise insanlara nasıl davrandığımız, onlara kendilerini ne kadar değerli hissettirdiğimiz ve ne kadar "insan" kalabildiğimizdir.
Günümüzde yaşanan çatışmaların, anlaşmazlıkların ve toplumsal gerginliklerin kökenine indiğimizde, insanların birbirini gerçekten dinlemediğini görürüz. Herkesin sadece anlatmak, haklı çıkmak ve hükmetmek istediği bir ortamda, sessizce karşısındakine odaklanan bir çift göz, en büyük devrimi yapmaktadır. Dinlemek, karşıdakine verilen en büyük hediyedir ve bu hediye, verenin elinde hiçbir şey eksiltmez; aksine onun itibarını ve saygınlığını katbekat artırır.
Hangi statüye sahip olursak olalım, insan olmanın asgari şartı karşımızdakine varlık sahası tanımaktır. Makamlar geçici, insani ilişkiler ise kalıcıdır. Birini can kulağıyla dinlemek, ona gösterilebilecek en yüce saygı biçimidir. Unutulmamalıdır ki, dünyayı daha yaşanılır bir yer kılacak olan şey, yüksek kürsülerden verilen demeçler değil, bir insanın diğerine gösterdiği samimi ve içten ilgidir.
Dr. Cemil Paslı
Müzebzeb
Ahmet Turan (Gazeteci-Yazar)
Hainler Temizlenmeden Olmaz
Hasan Yayla
Yeşil ve Mavi Bir Trakya Şehri
İmdat Yayla
Müslümanların Olmazsa Olmazı Sabır Ve Tefekkür
Erol Sunat
Vefa Uzaklarda Kalan Bir His
Beyza Bandırma Kelek (Eğitim Koçu)
Hocalı Katliamı
İlayda Mangal (Psikolojik Danışman)
6 Şubat: Hatırlamak mı, Tüketmek mi?
Mustafa Kaygusuz (Emekli Emniyet Müdürü)
Bir Derviş Hüseyin Taşkın...
Gülay Çetkin (Eğitim Gücü Sen. Denizli Temsilcisi)
Efsane Vali Recep Yazıcıoğlu Denizli’ye Geri mi Döndü?
Ömer Kacar (Eğitim Gücü Sen İlçe Temsilcisi)
Ebabiller Hâlâ Var