Zaman, insanoğlunun en kadim yoldaşı, aynı zamanda en amansız düşmanıdır. Doğumla başlayan bu serüven, her bir saniyenin bir daha geri gelmeyecek şekilde akıp gitmesiyle şekillenir. Özdemir Asaf'ın "Hayatta en değerli olan zamandır; kime hediye ettiğine dikkat et," cümlesi, bu akışın sadece fiziksel bir olgu olmadığını, aynı zamanda derin bir seçim ve sorumluluk meselesi olduğunu vurgular. Zamanı bir nehre benzetirsek, bizler bu nehrin kenarında duranlar değil, bizzat nehrin kendisiyiz. Her bir damla, bir nefese, bir anıya, bir yaşanmışlığa dönüşür. Bu damlaları kiminle paylaştığımız, nehrimizin yönünü ve nihayetinde denize ulaşma şeklimizi belirler. Zaman, tıpkı bir heykeltıraşın mermeri yontması gibi, bizi şekillendirir. Ancak bu yontma işleminin sonunda ortaya çıkacak eserin kimin eseri olacağı, bizim zamanımızı kime adadığımızla doğrudan ilişkilidir.
Yalnızlık, zamanın en büyük sınavlarından biridir. Tek başına akıp giden bir su damlası gibi, bir süre sonra buharlaşmaya mahkumdur. Ancak paylaşılan zaman, o damlanın bir okyanusa dönüşme potansiyelidir. Bir anıyı paylaşmak, sadece o anı tekrar canlandırmak değil, aynı zamanda o ana bir ruh ve anlam katmaktır. Zaman, bir ayna gibidir. Karşısına kimin geçtiğine bağlı olarak farklı yansımalar sunar. Bize ilham veren, bizi besleyen, bizi büyüten insanlarla paylaşılan zaman, o aynadan yansıyan en güzel surettir. Aksine, bizi tüketen, enerjimizi emen, bizi küçülten insanlarla paylaşılan zaman ise aynanın çatlamasına, suretimizin bozulmasına neden olur.
Zaman, modern dünyanın en geçerli para birimidir. Ancak bu para birimi, diğerlerinden farklı olarak, bir kez harcandığında geri kazanılamaz. Her bir saniyenin bir yatırım olduğunu düşünürsek, bu yatırımın getirisini doğru analiz etmek gerekir. Zamanımızı, bizi daha iyi bir insan yapacak, bize yeni kapılar açacak, bizi aydınlatacak bilgiye ve tecrübeye harcamak en verimli yatırımdır. Aksi takdirde, bizi körleştirecek ve köreltecek boş işlere harcanan zaman, sermayenin erimesine, iflasa yol açar. Bu yatırımın en karlı getirisi ise, bize değer veren ve bizim de değer verdiğimiz insanlarla kurulan bağlardır. Bu bağlar, zamanın geri dönüşü olmayan doğasına meydan okuyarak, ölümsüz anılara ve miraslara dönüşür.
Sanat, zamanın somutlaştırılmış halidir. Bir ressamın tuvaline vurduğu her bir fırça darbesi, bir yazarın kaleme aldığı her bir cümle, bir bestecinin notalara döktüğü her bir ses, aslında zamana meydan okumadır. Sanat, zamanın akışına bir set çekerek, o anı ölümsüzleştirir. Ancak burada önemli olan, bu sanat eserinin hangi niyetle ve kimin için yaratıldığıdır. Bencilce, sadece kendi egomuzu tatmin etmek için harcanan zaman, ortaya çıkan eserin de ruhsuz ve anlamsız olmasına neden olur. Tam tersine, insanlığa, sevgiye, umuda adanmış bir zaman, ortaya ölümsüz eserler çıkarır. Bu eserler, zamanın tiranlığına karşı duran birer direniş sembolüdür.
Zaman, sevginin en somut kanıtıdır. Birine zaman ayırmak, ona "sen benim için değerlisin" demenin en samimi yoludur. Sevgi, sözlerden çok eylemlerle kanıtlanır. Bu eylemlerin en büyüğü de zamanı paylaşmaktır. Sevdiklerimize ayırdığımız zaman, onlar için kurduğumuz bir sığınaktır. Bu sığınakta, hayatın fırtınalarından uzak, huzurlu ve güvende hissederler. Bu sığınak, aynı zamanda bizim de ruhumuzu dinlendirdiğimiz bir cennettir. Zamanın hediye edilmesi, sadece bir anın paylaşılması değil, aynı zamanda bir yaşamın paylaşılmasıdır.
Ölüm, zamanın mutlak sonudur. Bu son, her ne kadar korkutucu olsa da, aslında bize yaşadığımız her bir anın ne kadar değerli olduğunu hatırlatır. Zamanı, sonsuz bir kaynağa sahipmişiz gibi harcamak, bu gerçeği görmezden gelmektir. Ancak ölümün varlığını kabul etmek, her bir anı daha bilinçli ve anlamlı yaşamamızı sağlar. Bu bilinçle, zamanımızı kime hediye ettiğimize daha dikkatli yaklaşırız. Sevdiklerimizle geçirdiğimiz her bir an, ölüme karşı kazanılmış bir zaferdir.
Sonuç olarak, zaman, bir anahtardır. Bu anahtar, hayatın kapısını açar ve bize anlamın yolunu gösterir. Bu anahtarı kiminle paylaştığımız, hangi kapıları açtığımızı belirler. Eğer anahtarı, bizi seven, bize değer veren ve bizim de sevdiğimiz insanlara hediye edersek, hayatın kapıları bize mutluluk, huzur ve anlam sunar. Aksi takdirde, bu anahtarın yanlış ellere geçmesi, hayatın kapılarının karanlık ve anlamsız bir dünyaya açılmasına neden olur. Bu nedenle, zamanın hayatın kendisi olduğunu unutmamalı ve bu en değerli hediyeyi kime verdiğimize son derece dikkat etmeliyiz.
Dr. Cemil Paslı
Müzebzeb
Ahmet Turan (Gazeteci-Yazar)
Hainler Temizlenmeden Olmaz
Hasan Yayla
Yeşil ve Mavi Bir Trakya Şehri
İmdat Yayla
Müslümanların Olmazsa Olmazı Sabır Ve Tefekkür
Erol Sunat
Vefa Uzaklarda Kalan Bir His
Beyza Bandırma Kelek (Eğitim Koçu)
Hocalı Katliamı
İlayda Mangal (Psikolojik Danışman)
6 Şubat: Hatırlamak mı, Tüketmek mi?
Mustafa Kaygusuz (Emekli Emniyet Müdürü)
Bir Derviş Hüseyin Taşkın...
Gülay Çetkin (Eğitim Gücü Sen. Denizli Temsilcisi)
Efsane Vali Recep Yazıcıoğlu Denizli’ye Geri mi Döndü?
Ömer Kacar (Eğitim Gücü Sen İlçe Temsilcisi)
Ebabiller Hâlâ Var