Hamd ve şükür, İslam inancında Allah’a duyulan minnettarlığın ve O’nun yüceliğini kabul etmenin en temel iki ifadesidir. Her ikisi de kulluk bilincinin ve nimete karşı teşekkür etmenin göstergesi olsa da, aralarında ince anlam farklılıkları bulunur. Ulemanın ve dil bilimcilerin ortak görüşü, “Hamd olsun” ifadesinin, manevi kapsamının genişliği nedeniyle “Şükürler olsun”dan daha üstün olduğudur. Bu üstünlüğün en önemli sebebi hamd kelimesinin kapsayıcılığıdır. Hamd (özellikle "Elhamdülillah"), sadece Allah’ın verdiği maddi ve manevi nimetlere karşı bir teşekkürden ibaret değildir; aynı zamanda O’nun zatına, bütün kemal sıfatlarına ve mutlak yüceliğine karşı yapılan bir övgüdür. Kişi, kendisine bir nimet ulaşmasa bile, Allah’ın varlığına, birliğine ve kusursuzluğuna hamd edebilir. Bu yönüyle hamd, kulu nimete bağlılıktan çıkarıp doğrudan nimetin kaynağı olan Mün'im'e (nimet verene) yönlendirir. Öte yandan şükür, daha çok nimete karşı ortaya konan bir minnettarlık eylemidir. Tanım olarak, bir iyiliğe veya lütfa karşılık yapılan teşekkürdür. Şükür, hamd gibi sözle ifade edilebildiği gibi, nimeti veriliş amacına uygun kullanarak fiilen de yerine getirilir. Örneğin, göz nimetine şükür, harama bakmamaktır; ilim nimetine şükür ise onu insanlığın faydasına kullanmaktır. Bu durumda şükür, nimeti algılamayı ve ona göre davranmayı gerektirir, dolayısıyla insana ulaşmış bir nimeti şart koşar.
Hamdin geniş manası, Kur'an-ı Kerim'in başlangıcında kendini gösterir. Fatiha Suresi’nin ilk ayeti, "Elhamdülillâhi Rabbil âlemîn" (Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur) buyurarak, ibadete ve kulluğa başlamadan önce Allah’ın tüm sıfatlarıyla övülmesi gerektiğini bildirir. Bu ifade, sadece alınan bir nimete değil, bütün âlemlerin var edilişine ve idaresine duyulan mutlak bir kabul ve saygının ifadesidir. Bu nedenle her şükür bir hamdi içerirken, her hamd bir şükrü içermeyebilir. Ayrıca Hamd, müminin her türlü durumda Allah’a olan teslimiyetini de simgeler. Peygamber Efendimiz’in (s.a.s.), hoşa giden bir şey gördüğünde "Elhamdülillahi’llezî bi ni’metihî tetimmü’s-sâlihât" (Hamdolsun O Allah’a ki, O’nun nimetiyle bütün iyi işler tamamlanır) derken; hoşlanmadığı bir durumla karşılaştığında ise "Elhamdülillâhi alâ külli hâl" (Her hâlükârda Allah’a hamdolsun) demesi, hamdin yalnızca nimet değil, imtihan anındaki teslimiyetin de en yüce ifadesi olduğunu gösterir. Bu, şükrün dar kapsamını aşan, kulluğun en olgun halidir.
Bu izahlar ışığında, "Hamd olsun" ifadesinin neden daha eftal kabul edildiği açıkça anlaşılmaktadır. O, yalnızca bir teşekkürden ibaret olmayıp, Allah’ı bütün sıfatlarıyla övme, O’nun yüceliğini itiraf etme ve O’na tam bir teslimiyet gösterme anlamlarını bünyesinde barındırır. Bu derin manasıyla hamd, kulu Allah’a en üst düzeyde bağlayan, şükür manasını da doğal olarak içine alan bir ibadet şeklidir. Gerek "Hamd olsun" gerekse "Şükürler olsun" ifadeleri, müminin dilinde Allah’a karşı minnettarlığını dile getiren çok değerli ifadelerdir. Ancak manevi muhtevasının genişliği, her hali ve tüm sıfatları kapsaması nedeniyle "Hamd olsun" demek, genel kabule göre daha faziletli ve daha kapsamlı bir övgü biçimidir. Her durumda Allah’a hamdetmek, kulluk mertebelerinin en üstünlerindendir.
Hasan Yayla
Sessiz Çoğunluk
Ahmet Turan (Gazeteci-Yazar)
Hz Mevlana Gel Diyor
İmdat Yayla
KGTÜ'nün Sırrı: Çiftçiye Dokunan Eğitim Modeli
Dr. Cemil Paslı
Okyanus mu, Kuyu mu?
Ömer Kacar (Eğitim Gücü Sen İlçe Temsilcisi)
Makamların Gölgesindeki Çaresizlik ve Duruşun Kıymeti
Özkan Buyrucu
Cumhuriyetin Sanayi Hamlesi ve Atatürk
Erol Sunat
Hazandı, Hüzündü, Dündü, Bugündü
Gülay Çetkin (Eğitim Gücü Sen. Denizli Temsilcisi)
Eğitimde Yeni Yönetim Şekli; İdare Edemeyeni İdare Et
Beyza Bandırma Kelek (Eğitim Koçu)
Balkanlar’da Kalan Türk’ün Ahı
İlayda Mangal (Psikolojik Danışman)
Konya’nın ilk Türkiye’nin ikinci Rehberlik ve Psikolojik Danışma Merkezi olan KUZEY YILDIZI’NDA Biz Ne Yapıyoruz?