Anadolu’nun kalbinde yer alan Konya, yıllardır sadece tahıl ambarı oluşuyla değil; devasa sanayi bölgeleri, yüksek ihracat potansiyeli ve dökümden otomotive, tarım makinelerinden gıdaya kadar uzanan geniş üretim yelpazesiyle ülkenin en önemli üretim üslerinden biri konumunda. Üretim kapasitesi her geçen gün artan, fabrikaları aralıksız çalışan bu güzel şehir, imal ettiği kaliteli ürünleri dünyanın dört bir yanına ulaştırmak için yoğun bir gayret gösteriyor. Ancak üretmek kadar, üretileni pazara ve limanlara zamanında, ekonomik bir şekilde ulaştırabilmek de hayati bir önem taşıyor.
İşte tam bu noktada Konya, stratejik coğrafi konumunun sunduğu fırsatların yanında ciddi bir lojistik sınavıyla karşı karşıya kalıyor. Yollarımız açık, ulaşım ağlarımız gelişiyor, tırlarımız kontak açıp yola koyuluyor; fakat nakliyecinin ve sanayicinin sırtına binen maliyet yükü her geçen gün daha da ağırlaşıyor. Akaryakıt fiyatlarındaki dalgalanmalar, yedek parça ve bakım giderleri, otoban ile köprü geçiş ücretleri derken nakliye maliyetleri bir ürünün nihai fiyatını doğrudan etkileyen ana kalemlerden biri hâline geliyor.
Lojistikteki bu maliyet baskısı sadece nakliyeci esnafımızı veya filo sahiplerimizi ilgilendiren tek taraflı bir mesele kesinlikle değil. Navlun fiyatları arttıkça, Konya’da üretilen bir malın Mersin Limanı’na veya İstanbul’a ulaşım maliyeti yükseliyor; bu durum da küresel pazarda rekabet eden ihracatçımızın elini zorlaştırıyor. Rakip ülkeler lojistik avantajlarıyla fiyat kırarken, bizim üreticimiz yüksek taşıma maliyetleri yüzünden kâr marjından feragat etmek ya da pazar kaybetme riskiyle yüzleşmek zorunda kalıyor.
Sektörün sahada yaşadığı bir diğer büyük sıkıntı ise "boş kilometre" sorunu. Konya’dan yükünü alıp limanlara veya büyük şehirlere taşıyan tırlarımız, dönüşte aynı yoğunlukta yük bulmakta zorlanabiliyor. Boş dönen her kilometre, doğrudan bir milli servet kaybı ve ekstra maliyet demek. Karayolu taşımacılığına olan bu bağımlılık ve verimsizlik hem nakliyecinin belini büküyor hem de lojistik zincirindeki aksamaları beraberinde getiriyor.
Oysa Konya gibi sanayisi kabına sığmayan bir şehrin lojistik sınavını başarıyla geçebilmesi için demiryolu taşımacılığının ve kombine taşımacılık modellerinin çok daha etkin kullanılması şart. KONYARAY ve lojistik merkez projelerinin tamamlanarak sanayi bölgeleriyle liman bağlantılarının kesintisiz hâle getirilmesi, taşımacılıktaki maliyetleri önemli ölçüde düşürecektir. Raylı sistemlerin yük taşımacılığındaki payı arttıkça hem karayolu üzerindeki yük hafifleyecek hem de navlun giderleri makul seviyelere çekilecektir.
Maliyetlerin yönetilebilmesi adına nakliye sektörüne sağlanacak destekler, akaryakıt ve vergi düzenlemelerinde lojistik sektörüne yönelik esneklikler de bu süreçte can suyu niteliğindedir. Nakliyeciyi yalnız bırakmak, aslında üreticiyi ve tüketiciyi doğrudan olumsuz etkilemektedir. Lojistik altyapıyı modernize ederken filo yönetiminde dijitalleşmeyi sağlamak, rotaları optimize etmek ve nakliyecilerin iş birliği ağlarını güçlendirmek da kaçınılmaz bir gereklilik olarak karşımızda duruyor.
Konya’nın üretimdeki başarısını koruması ve hedeflerine ulaşması, lojistik hattının ne kadar güçlü ve ekonomik işlediğiyle doğrudan ilintilidir. "Yollar açık" deyip geçmeden, yollardaki maliyet yükünü hafifletecek adımları el birliğiyle atmak zorundayız. Çarkların kesintisiz dönmesi, emeğin değer bulması ve Konya ürünlerinin dünya pazarlarında güçlü bir şekilde yer alması, lojistik sınavından alacağımız başarılı sonuçlara bağlıdır.