Toplum yaşamında hemen her gün tanık olduğumuz, zaman zaman da bizzat tecrübe ettiğimiz derin bir haksızlık vardır: Gücünü kuralsızlıktan, kabalıktan veya bencil tavırlardan alan birine kimse dönüp de "Dur, orada kal, haddini bil!" demez. Fakat aynı olayda hakkı yenen, nezaketinden ve iyi niyetinden ödün vermeyen kişiye sıra geldiğinde herkes bir ağızdan aynı cümleyi fısıldar: "Sen büyüklük göster, idare et, alttan al..."
Bu durum, ilk bakışta bir barış sağlama ya da olayı büyütmeme çabası gibi görünse de aslında toplumsal adaletin ve ahlaki dengenin sinsice aşınmasıdır. Sınır tanımayana gösterilen bu sessiz hoşgörü, bir süre sonra o davranışı normelleştirir. Yanlış yapan, yaptığı yanına kâr kaldığı için cesaretlenirken; hakkını nezaketle korumaya çalışan insan, toplumun yüklediği bu "olgunluk" misyonunun altında ezilmeye başlar.
İyi niyetli ve yapıcı insanların omuzlarına yüklenen bu "alttan alma" beklentisi, ne yazık ki dürüstlüğü ve nezaketi bir erdem olmaktan çıkarıp bir zayıflık gibi göstermeye başlar. "Aman tadımız kaçmasın" mantığıyla atılan her geri adım, haksızlığa alan açar. Oysa sınırları çizilmeyen bir iyilik, bir süre sonra karşı taraf için hakka, iyi niyetli insan içinse tükenmişliğe dönüşür.
Sürekli hoşgörü beklenen taraf olmak, insanın içindeki adalet duygusunu ve insanlara olan güvenini zedeler. "Nasıl olsa o anlayışlı, nasıl olsa o sorun çıkarmaz" düşüncesiyle iyinin üzerine yük bindirmek, kolaycılıktır. Çatışmadan kaçınmak uğruna sürekli makul olandan fedakarlık istemek, kötülüğe açık bir davetiye çıkarmaktan farksızdır.
Gerçek bir toplumsal huzur, kötüyü idare etmekle değil; doğruya sahip çıkmak, yanlışa da zamanında ve yerinde dur diyebilmekle sağlanır. Haksızlık karşısında susup, faturayı her seferinde yapıcı olana kesmek, görünürde anlık bir sessizlik sağlasa da dipte büyük bir kırgınlık ve adaletsizlik biriktirir.
Adaletin ve nezaketin egemen olduğu bir yaşam inşa etmek istiyorsak, durmamız gereken yeri doğru belirlemeliyiz. "Haddini bil" dememiz gereken yere gösterdiğimiz cesareti, iyiden beklediğimiz "sabır ve anlayış" kadar güçlü bir şekilde ortaya koyabilmeliyiz. Yanlışa sınır çizmediğimiz sürece, doğrunun nefes alabileceği bir alan bırakamayız.
Nezaketi zayıflık, iyiliği de mecburiyet olarak görmekten vazgeçmeliyiz. Alttan alması gereken kişi, hakkı yenen ve sabreden değil; boundaries (sınırları) aşan ve başkalarının hakkına giren olmalıdır. Dengeyi ancak kötüye dur diyebilme cesaretini gösterip, iyinin üzerindeki o ağır "idare et" baskısını kaldırdığımız gün kurabiliriz.
Haddini Bilmeyene Mühlet, Yapıcı Olana Külfet
Bu yazıdaki görüşler yazarına aittir, ureticihaber.com yayın politikasını yansıtmayabilir. İzinsiz kopyalanamaz, alıntılarda kaynak gösterilmesi zorunludur.