Kazanmayı birçok şekilde tarif edebiliriz; fakat asıl kazanmak, kaybetmemektir. İnsan bir hususta başarı elde eder, buna kazanmak denebilir. Sonra şımarır ve kaybeder. Aslında gerçek zafer, elde edilen başarıyı ve kişiliği koruyabilmektir.
İnsana bir yetki emanet edilir; belki ülkenin, şehrin, mahallenin, köyün veya bir şirketin yetkisi... Belki de ortamdaki en akıllı kişi değildir; ancak onu münasip görürler, seçerler ve makamla taçlandırırlar. Çevresindekiler ona "kazandın" der. Lakin o kişi makam ve mevkiinin güzelliğine, menfaatperestlerin sözlerine aldanır. Yavaş yavaş kuşatılır, yalnızlaştırılır ve gelecekte kişiliği kaybettirilir.
Makam ele geçtiğinde etrafındaki yalaka takımı ona hep aynı şeyi söyler: "Artık güç sende, söz sende, istediğini yapabilirsin." Birlikte çalışacağı insanları belirlerken ona ufuk açacak kişileri değil, mutlak teslimiyet gösterecek kimseleri seçmesini öğütlerler. Çünkü onlar, makama ve paraya her şeyini teslim edenlerdir. Eleştirileri görmezden gelmeyi, tekliflere ehemmiyet vermemeyi, "Fikirse sende, yetkiyse sende" diyerek fısıldarlar.
Bu süreçte gerçek dostlar çevreden uzaklaştırılır. Yalaka takımının yönlendirme çabaları süslenip önümüze konulur; dostların acı ama doğruyu söyleyeceği gerçeği unutturulmak istenir. Onlar "Boş ver" demeyi öğretirler. Oysa bu, adım adım kaybetmektir.
Benzer bir durum maddiyatta da yaşanır. Adamlar emek harcamadan para kazanmaya başlar; ihalelerden yüklü miktarda nakit elde edilir ve bu para hiç bitmeyecek bir derya gibi görünür. Lakin verilen nimeti iyi değerlendiren, haramı dışlayarak helal binalar kurmaya gayret eden kazanır. Çünkü kaybetmemiştir. Elbette dünya nimetleri bir imtihan olarak her an elimizden gidebilir. Zaten kazanmak, makamın geçici olabileceğini bilmek ve gücü nimette değil, o yerleri var edene bağlamaktır.
Bazen gökyüzü aniden gri bulutlarla kaplanır ve bardaktan boşanırcasına bir yağmur başlar. Tarlasına ektiği ürün için sevinir insan; fakat "Rabbim, bu yağmuru felakete değil, berekete dönüştür" demeyi unutur. Yağmur tarlayı alıp götürür. İşte makam, mevki ve haksız kazanılan para da böyledir. Aniden bastırır, bir sabah uyandığınızda sizi bulur. Hayır yarışında kullanmayı düşünmez, önemsemezsiniz. Çevrenize dadananlar sizi sel gibi sürükler; oradan oraya savrulurken başkalarına da zarar vererek bir yerde durursunuz. Orası, kibir ve gururun bittiği, kaybettiğiniz noktadır.
Geçelim bunları; insana dair verilmeyecek cevap yoktur. Hepimize bir gün sorulacaktır: "Sana emanet edilen bu imkânları sen kazanmak mı sandın?" Oysa kazanmak; emanete ihanet etmemek, nankörlüğü beslememektir. En önemlisi, yola çıkarkenki dostları kaybetmemektir. Bütün kibir ve gururu bırakıp ilk günkü kişiliğimize bürünmek, amacı sadece Allah rızası olanların gönlünü almak gerekir. Çünkü dostları kaybetmek en büyük fukaralıktır. Gerçek dostluklar asla kibri kaldırmaz. Birlikte çıktığımız yolda, ehil olmadığı halde diretenlere karşı "Senin kaybetmene müsaade edemem" diyebilmek ve hakiki yarenlerle yürümeye devam etmek asıl kazançtır.