Şehrin tam kalbinde, yıllardır alışık olduğumuz o heybetli askeri duvarların arkasından devasa bir yük kalkıyor. Konya, uzun zamandır beklediği ve belki de şehir tarihindeki en büyük mekânsal dönüşümlerden birine şahitlik ediyor. Yıllarca gözümüzün önünde duran ama kapısından içeri adım atamadığımız o geniş topraklar, şimdi üzerindeki gri gölgeyi atıp şehre yeniden merhaba demeye hazırlanıyor. Bir kentin tam ortasında böyle devasa bir alanın boşa çıkması, herkesin göğsünü kabartan ama bir yandan da tatlı bir telaşa sebep olan nadir anlardan biridir.
Bu askeri alanlar, aslında yıllar boyunca Konya’nın hızlı ve bazen de kontrolsüz büyümesi karşısında adeta adacıklar halinde korunmış gizli hazinelerdi. Şehir etrafında dikey olarak yükselip grileşirken, bu bölgeler bir bakıma zamanı durdurmuş gibi beklemedeydi. Şimdi ise o tarihi an geldi çattı; kapılar açılıyor ve Konya, tarihinin belki de en kritik şehircilik kararlarından birinin eşiğinde duruyor. Önümüzde duran bu devasa boşluk, şehrin kaderini önümüzdeki yarım asır boyunca baştan yazabilecek kadar büyük bir potansiyel taşıyor.
Tam da bu noktada, hepimizin aklını kurcalayan ve içimizi sızlatan o malum soru beliriyor: Acaba bu muazzam alan, modernleşme adı altında rantın ve betonlaşma tuzağının kurbanı mı olacak? Yüksek binaların, birörnek alışveriş merkezlerinin ya da aşırı yoğun yapılaşmanın soğuk gölgesi burayı da mı saracak? Hepimiz biliyoruz ki, bir kez betona gömülen bir toprağı geri kazanmak imkânsızdır; bu yüzden şehir halkı olarak hepimizin kalbi aynı kaygıyla ve aynı beklentiyle atıyor.
Oysa Konya’mızın beton bloğuna değil, nefes almaya; daha çok bina yükseltmeye değil, gökyüzünü ve yeşili özgürce seyretmeye ihtiyacı var. Bu boşalan devasa alanın, şehrin göbeğinde kesintisiz bir "yeşil kuşak" olarak tasarlanması, Konya’nın kurak iklimine de, bozulan hava kalitesine de şifa olacaktır. Çocukların özgürce koştuğu, yaşlıların ağaç gölgelerinde soluklandığı, binlerce ağacın şehre oksijen pompaladığı dev bir yeşil akciğer, bu topraklara verilebilecek en güzel hediyedir.
Sadece yeşil alan da değil; burası aynı zamanda Konya’nın önümüzdeki 50 yılını rahatlatacak akılcı bir "sosyal lojistik" merkezine dönüşebilir. Afet anlarında toplanılabilecek güvenli alanlardan, gençlerin vakit geçirebileceği kültür ve sanat merkezlerine, bisiklet yollarından sosyal donatılara kadar her şey bu vizyonun bir parçası olmalı. Şehrin ulaşımını tıkamak yerine hafifletecek, insanları bir araya getirecek bir yaşam alanı, Konya’nın gelecekteki toplumsal bağlarını da güçlendirecektir.
Bir şehri gerçekten yaşanabilir kılan şey, yüksek binaların çokluğu değil; içinde yaşayan insanların ne kadar huzurla nefes alabildiğidir. Bugün bu askeri alan için verilecek karar, sadece bugünün Konya’sını ilgilendirmiyor; nesillerin, geleceğin gençlerinin nasıl bir şehirde yaşayacağını da doğrudan belirliyor. Önümüzdeki 50 yılı planlarken günübirlik kazançlara değil, nesiller boyu sürecek huzura ve sürdürülebilirliğe yatırım yapmak zorundayız.
Umuyoruz ki sağduyu ve geleceğe duyulan sorumluluk hissi galip gelir de bu kıymetli topraklar betonlaşma tuzağına düşmekten kurtulur. Konya’nın kalbinden kalkacak olan o askeri yükün yeri, betondan duvarlarla değil; ağaçların fısıltısıyla, çocukların neşeli sesleriyle ve yemyeşil bir gelecekle dolar. Çünkü bu şehir, taşın ve betonun soğukluğunu değil; doğanın, yaşamın ve samimiyetin sıcaklığını fazlasıyla hak ediyor.