Türkiye’de akaryakıt pompalarına yansıyan her zam, yalnızca araç sahiplerinin bütçesini sarsmakla kalmıyor; ülkenin damarlarında akan ticaretin ve taşımacılığın hızını doğrudan yavaşlatıyor. Küresel piyasalarda brent petrol fiyatlarının tırmanması, uluslararası krizlerin ve enerji politikalarının bir sonucu olarak karşımıza çıkarken, bu durumun yerel pazardaki yansıması son derece yıkıcı oluyor. Nakliye sektörü, enerjiyi motorunun tek yakıtı olarak kullanırken, bu küresel dalgalanmalar karşısında adeta savunmasız bir konuma sürükleniyor.
Ancak meseleyi yalnızca pompa fiyatlarıyla sınırlı tutmak, sektörün yaşadığı derin krizin mahiyetini eksik okumak demektir. Lojistik ve nakliye sektörünün bugün karşı karşıya olduğu asıl çıkmaz, yakıt maliyetlerinin ötesinde, ekonominin genelinde hissedilen çok katmanlı bir maliyet sarmalından kaynaklanmaktadır. Döviz kurlarındaki yukarı yönlü hareketlilik, ithalata bağımlı olan yedek parça, lastik, bakım ve araç yatırım maliyetlerini doğrudan yukarı çekmektedir. Doların her tırmanışı, garajlardaki bakım masraflarını katlayarak nakliyecinin omzundaki yükü daha da ağırlaştırmaktadır.
Bu maliyet kalemlerindeki kontrolsüz artış, enflasyonist baskıyla birleştiğinde sektörün dengesini tamamen altüst etmektedir. Nakliye esnafı ve işletmeleri, artan giderleri taşıma tarifelerine yansıtmak zorunda kalmakta, ancak bu durum tüketici cephesinde hayat pahalılığını körükleyen yeni bir zincirleme reaksiyon başlatmaktadır. Bir yanda enflasyonun getirdiği genel hayat pahalılığı, diğer yanda ise düşen alım gücüyle birlikte azalan yük hacmi bulunmaktadır. Sektör, gelirleri erirken giderleri katlanan bir kısır döngünün içine hapsolmaktadır.
İşin en acı ve düşündürücü yanı ise lojistik sektörünün bu tablonun hem mağduru hem de istemeden de olsa taşıyıcısı konumunda bulunmasıdır. Taşınan her bir kolinin, her bir çuvalın veya her bir konteynerin navlun bedeli artmakta; bu artış reyonlardaki etiket fiyatlarına doğrudan yansımaktadır. Vatandaş markette gıda veya temel tüketim mallarına fazladan ödeme yaparken, bu durumun arkasında yatan asıl sebebin lojistik maliyetlerindeki patlama olduğu çoğu zaman göz ardı edilmektedir. Oysa nakliye, ekonominin gizli kahramanı olmaktan çıkıp adeta pahalılığın günah keçisi haline getirilmektedir.
Sektörün içinden çıkılmaz hale gelen bir diğer boyutu da "boş kilometre" mesafelerinin ve artan sefer maliyetlerinin yarattığı verimsizliktir. Giderlerin bu denli yüksek olduğu bir iklimde, taşımacılar dönüş yükü bulamadıklarında karşılaştıkları ekonomik zarar katlanarak artmaktadır. Birçok küçük ölçekli nakliyeci, artan sigorta, MTV, muayene ve otoyol geçiş ücretleri karşısında kâr etmeyi bırakın, masraflarını bile çıkaramaz duruma gelmiştir. Kontak kapatma eşiğine gelen bu emektar kesim, Türkiye’nin tedarik zincirinin omurgasının ne kadar kırılgan olduğunu gözler önüne sermektedir.
Bütün bu olumsuzluklar silsilesi, lojistik sektörünü geleceği öngörülemez, yatırımların durma noktasına geldiği ve nitelikli eleman yetişmeyen bir alan haline getirmektedir. Genç nesiller veya yeni girişimciler, bu kadar yüksek risk ve düşük marj içeren bir sektörde tutunmanın zorluğunu gördükçe meslekten uzaklaşmaktadır. Kayıt dışı taşımacılığın artması ise kurallara uyan, vergisini veren kurumsal firmaların rekabet gücünü kırmakta, piyasada adeta bir kaos ortamı yaratmaktadır. Çözüm bekleyen bu yapısal sorunlar, günü kurtarma politikalarıyla çözülemeyecek kadar derinleşmiştir.
Türkiye’de lojistik ve nakliye sektörü, brent petrolün gölgesinde ve döviz kurunun kıskacında hayatta kalma mücadelesi vermektedir. Akaryakıttan yedek parçaya, vergilerden finansman maliyetlerine kadar her kalemde yaşanan bu patlama, sadece nakliyecinin değil, tüm ülkenin refahını tehdit eden bir çıkmazdır. Ticaretin damarlarındaki bu tıkanıklık açılmadığı ve sektöre yönelik kalıcı, koruyucu adımlar atılmadığı sürece, ne enflasyonla mücadelede kalıcı bir başarı elde edilebilir ne de ekonomik istikrardan söz edilebilir. Gelin görün ki, bu çarkın dönmesini sağlayan nakliyecinin sesi, her geçen gün yükselen masraf dağlarının arasında sessizce kaybolup gitmektedir.