https://www.ureticihaber.com/files/uploads/user/e653ca0b5ac63eb4e7649bf5513038de-82dfc3bf7d790607546a.jpg
Erol Sunat

Karman Çorman

26-02-2026 01:46 917 kez okundu.

Rahmetli Erkin Koray, “Gün ola harman ola” şarkısında diyor ki;

“Gün ola harman ola… / Sabır ola sarman ola…”

“Karman ola çorman ola… / Derman ola ferman ola…”

Bu şarkıda bahse konu olan “karman çorman” tabiri; çok karışık ve düzensiz, karmakarışık demek…

Altüst olma hali demek…

Karman çorman içinde olduğumuz, bulunduğumuz hal gibi…

Fena karışık…

Âşığın, “Boz bulanık sele döndüm, düzen tutmaz tele döndüm” dediği gibi bir karışıklığın anlatılmaz yaşanır hali…

Derman ola denmiş amma…

O derman muallakta…

Kim ola?

Kim gele?

Kim bile?

Kim ağlaya kim güle?

Sonra ferman ola var…

Olsa ferman, karman çorman ne varsa silecek kaldıracak ortadan…

Ferman yok…

Harman yok…

Toy yok, düğün yok…

“Ellerim böyle boş, boş mu kalacaktı…” diye bir şarkı duydunuz mu hiç?

Duyamazsınız… Şarkıların da hali ahvali karman çorman çünkü…

Kafamız karman çorman…

Baş ağrımız geçmez, takıntımız bitmez…

Konuşulanlar karman çorman…

Onca güzel laf biliriz demeyiz, vara yoğa küfrederiz…

Anlatılanlar karman çorman…

Masal biliriz, hikâye biliriz; tevatürden, dedikodudan vazgeçemeyiz…

Hayat karman çorman…

“Hayat harcadın beni” şarkısını söyleyenler, “Ağlama değmez hayat” diyenler atmışlar kendilerini sokaklara; o sokak senin bu sokak benim dolaşmadalar…

Çözüm adına her ne varsa karman çorman…

Çözüm bekleyen o kadar çok şey var ki, çözüm çözümsüzlükten yollarda kaldı, bekleyenler derinlere daldı…

Söylentiler karman çorman…

Bize o kadar çok söz verildi ki, o kadar çok şey söylendi ki; “kader böyle imiş ne söylesem boş” diyenlere döndük…

Değil bir ayı, bir haftayı bile nasıl çıkaracağını bilmeyen cebimiz cüzdanımız karman çorman…

Biz sadece feleğe küsmedik; pazara küstük, çarşıya küstük, uzaklardan bakakaldığımız her ne varsa küstük, gönül koyduk…

Dilimiz karman çorman…

Engerek yılanı yanımızda masum kalmış; hakaret, sataşma, nefret olup kapımızı çalmış…

Kalbimiz karman çorman…

Hani şair “Ne sevdiğin belli ne sevmediğin” demiş ya, darmaduman olmuş haberi yok…

Halimiz karman çorman…

Feleğimiz şaşmış, dert başımızdan aşmış, efkârımız sel misali taşmış…

Karman çorman kavramının bir başka anlamı da altüst olmak…

Altüst olan ne yapar?

Nereye koşar?

Nereye sapar?

Atar kendini bir çıkmaz sokağa…

Çarpar hiç bilmediği bir duvara…

Bir bakarsınız kafa gözden olur…

Kaş yarılır, göz berelenir.

Kol kanat kırılır…

Düşen düştüğü yerde kalır gider.

Kalk diyen olmaz…

Dayan diyen olmaz…

Yettim, yetiştim diyen olmaz…

Tut elimi diyen olmaz…

Belli ki bu feryatları bir duyan olmaz…

“İp üstünde kaderimiz / Yürüyoruz hep çaresiz” demiş rahmetli Erkin Koray…

Çaresiz yürümek, olabilecek yürüyüşlerin anlatılması en zor olanı.

Nasıl anlatacaksınız çaresizliği?

Yazıya dökülmesi zor…

Dile gelmesi daha da zor…

Hele bir de görüp de duyup da bakıp da anlamayanlar, anlamak istemeyenler varsa…

Güvendiğiniz dağlara hiç beklemediğiniz bir anda kar yağması ne demektir bilir misiniz?

Ne bilsin o anları yaşamayanlar?

Ne bilsin tenceresi boş olmakla tanışık olmayanlar, ne bilsin mutfağı çaresizliğe tek bir gün bile bürünmemiş olanlar…

Ne bilsinler, nereden bilsinler?

Çaresizliğe çare bulmak…

Çare olmak…

Çözümlemek denen açmazın etrafında nafile turlar atmak gibi…

Çare, çare aratır havalarda…

Çare onulmaz bir yâre…

Çare kendine bile faydası olmayan bir biçare…

Gerisi, “kim düşürdü beni dara” denen, bir kucak dolusu eyvah…

Bir yanda aç kalkılan sofralar…

Bir yanda doymak bilmeyenlerin kalkamadığı, kalkmayı uzattıkça uzattığı, sağında solunda neler olup bittiğine aldırmadığı sofralar…

Ne diyorlar?

Kıyamet kopacak mı?

Ne zaman kopar?

Kıyametin akıbetini sormaya gerek var mı?

Kıyamet çoktan kopmuş…

Bazılarımıza göre tuz kokmuş…

Kimi “bırakın kopsun kıyamet” derken…

Kimi, kıyamet falan kopmaz iddiasında…

Kıyameti koparırım diye bas bas bağıranlar,

Kıyamet üstüne neler demediler neler…

“Biri yer biri bakar kıyamet ondan kopar” diyen atalarımızı bari Ramazan’da hatırlayabilseydik.

En azından “ben ne yapıyorum” der miydik?

İftar sofraları noktasında ifrata kaçan yaklaşımlardan kendimizi kurtarmak gibi bir düşüncemiz var mı?

Ramazan sadece iftardan mı ibaret?

Fakirin ekmek alamadığı, alacak para bulamadığı, ayakta duramadığı o günlerdeyiz.

Üstelik Ramazan ayındayız…

Dağınık, karmaşık, karmakarışık özetle karman çorman bir hal üzereyiz…

Ne diyordu hocalarımız?

Ramazan ayında durumunuz elveriyorsa, fakir ve yoksul olan bir oruçluyu doyurun.

Allah rızası için, bir oruçlunun karnını doyurmanın güzelliğini yaşayın…

Biz ne yapıyoruz?

Ne yaptığımız meydanda…

Bazı konularda yanlış yapılıyor denildiği an, hemen elimizi taşın altına koymaya niyetleniveririz.

“Elimi taşın altına koymaya hazırım” benzeri kelamlar havalarda uçuşur.

Durun, durun…

İşler daha da karman çorman olmadan, bırakın işin edebiyat faslını…

Elinizi taşın altına koymayın…

İşin içine böyle bir muhabbet girdi mi, mesele bir sonraki Ramazan’a kadar ötelenebiliyor.

Siz en iyisi mi?

Elinizi cebinize atın…

Atın ki…

Yüzü gülsün fakirin fukaranın, garibin gurebanın…

Bazılarının eli titriyormuş diye anlatanlar var…

İyi hoş da…

Ramazan’da cebinizde akrebin ne işi var?

On bir ay ceplerden eksilmeyen akrep, ha bir ay da fazla mesai yapmasın; tatile gitsin, izin yapsın mesela…

Neler Söylendi?

DİĞER YAZILARI Pazara Pazara Çoktan Geldik Nazara Bir Ömür Ah Ettik Vah Ettik Her Kale Yıkılır “Bilmem” Kalesi Yıkılmaz Hayırlı Bayramlar Vefa Uzaklarda Kalan Bir His Dağın Zirvesine Çıkmasına Çıkılır da Türk’ün Türk’ten Başka Dostu Yoktur Gönül Yoksa, Hoşgörü Yoksa İşin İçinde Neyi Arıyorsan O’sun Sen Mevlâna, Aşk, Pervane Hazandı, Hüzündü, Dündü, Bugündü Beysiz Şehrin Hikayesi Beddua Ananın Hikayesi Yoksul Adamın Siyaseti Olmaz Elbet bir gün barışacağız Herkesin Aşkı Değer Verdiği Şeye Göre Ölçülür Emekli ne desin? Türk olmak Bayram Hürmetine Hekim Kızının Hikayesi Sevgi ve Barışa Yürümek Saltanat Hikayesi Uğursuzun Hikayesi Dün Bugün Yarın Neşeli Şarkılar Sarmıyor Beni Bak başının çaresine Keşmekeşin Hikayesi Başı Pare ,Pare Dumanlı Dağlar Aşk Üstüne Olmaz Olmaz Deme Hikayesi Bu ülke, tarihte Türk'tü bugün de Türk'tür” Düşe Kalka… Türkçenin Payitahtı Yıl Edebiyatsız Olmaz Ahalinin Hikayesi Emekliler Ve Asgari Ücretliler Olmasa Mevlânâ’nın Gecesi Bırakın Kendinizi Hoşgörüye Muhabbet ola Yıl Biterken Felek Vurmuşun Hikayesi Yazan Kalem Siyah Yol Gözüktünün Hikayesi “Ben Yoruldum Hayat” Kemankeş Kızın Hikayesi Bir Zamanlar Tertemizdi Okullarımız Kara Vicdanlı Hiç Yarı Yolda Bırakıldınız Mı? Hani Çocuklar Bizim Geleceğimizdi? Ayakta Durmak Buysa Eğer Derinlerde Kaybolmak Meydanlar Er Meydanıdır Mızrak ve Çuval Meselesi Konya Şeker Efsanesi Darmaduman Dağ fare doğurmak zorunda mı? Kötü Gün Dostunuz Var Mı? Uçurumun Kenarı Dayının Hikayesi Müdür Kıyamet mi Koptu? Biz Bizden Gidemeyiz Yaşadığımız Her Güzel Gün Bayram Olsun ALPASLAN TÜRKEŞ Ramazan Hürmetine İhsan Ceylan Göl Şehrinin Hikayesi Söz, Etme Dedi Ses, Dinlemedi Bey Kızının Hikayesi Vakit Vuslat Vaktidir Seyit Küçükbezirci Öğretmenim” Kelimesiyle Geçen Bir Ömür Buram Buram Konya Kokma KASIMPATI Daha Nice Yüzyıllar Gör Türkiyem Yine Ortadoğu, yine kan, yine gözyaş Sultanlar Tepesinden Sultanlar Şehrine! Bu Benim Meselem, Derin Meselem” Bu Şehirde Kaç Zeki Oğuz Daha Kaldı? Makam Mahur Hava Eyyamı Bahur! BAYRAM GELDİ HOŞ GELDİ! Öfke hikayesi Dilinle Söylediğini, Kalbinle de Söyle Kara Odun Ateşe Eş Oldu Aydınlık Geldi!” Doğruluk Sözde Değil Özde Olur!’ Kalemin Su, Kâğıdın Rüzgâr İse... Söküklerini Dik Sözlerinin Bazen... Hak Kapısından Ayrılmayan Türk, Var Olduğu Müddetçe Vatansız Kalmaz Kıskançlık Yapanın Gönlüne Karanlıklar Çöker Dertlinin Derdini Dinlemek! Eden Kendisine Eder!.. AYNA Diline Hâkim Olmak Ramazan Hikayesi -2 Ramazan Hikayesi Adı Güzel, Kendi Güzel Muhammed Fani Dünya Hoştur Amma... SON CEMRE SÖZ! YILBAŞI DEMEK ŞEB-İ ARUS Aşçı Dede Kimin Dedesi? Benim Derdim Dermanım Bilen Yok! Ecdada Vefa! Yüreğe Gömülmek!