https://www.ureticihaber.com/files/uploads/user/e653ca0b5ac63eb4e7649bf5513038de-82dfc3bf7d790607546a.jpg
Erol Sunat

Fani Dünya Hoştur Amma...

11-03-2023 11:52 5227 kez okundu.

Dün görüştüklerimiz için, yarın başın sağ olsun denilebildiği bir dünyada yaşıyoruz.

Hırsların, kinlerin ve ihtirasların ne denli boş olduğunu bilmem anlayabiliyor muyuz?

İnsanoğlu bir varmış, bir yokmuş misali yaşayıp gidiyor işte...

 “Âvâzeyi bu âleme Davud gibi sal / Bâkî kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş" diyen Divan şairi Baki, dünyadan çekip giderken, geriye “hoş bir seda” bırakmanın faziletini anlatmak ister bu mısralarda...

“Her birinize bir süre verilmiştir. Bu süre sonunda   bana döndürüleceksiniz” diye buyuran Rabbimiz, dünyadan ayrılacağımız anı ve zamanı biz kullarına bildirmemiştir.

 Sırası gelen gidiyor. Ne bir dakika önce ne bir dakika sonra, yani tam zamanında...

“Fani dünya hoştur amma, akıbeti mevt olmasa”

“Ölüm gelmiş cihane, baş ağrısı bahane”

“İnsan fani, ölüm ani”

Gibi sözleri de, uzunca yıllardan beri duyarak bugünlere geldik.

Sağlığında takdir edemediğimiz, hakkında bir türlü iyi şeyler söyleyemediğimiz, kimi hasetlikten, kimi kıskançlıktan aleyhinde dedikodu ve tezviratlar da bulunduğumuz nice insan için vefatından sonra söylenecek pişmanlık cümlelerinin ve dökülen gözyaşlarının neye yaradığını kendimize dürüstçe sormamız gerekiyor.

Mal hırsının, mevki ve makam hırsının, insani değerleri kökünden biçtiğini bildiğimiz  halde, izlediğimiz yolun ve söylediğimiz sözlerin  bir aldatmaca ve kandırmacadan ibaret olduğunu hâlâ göremiyor muyuz?

Oysa aldatan kendini aldatmış, kandıran kendini kandırmıştır.

Şems-i Tebrizi, “Başkasının rızkını sana vermezler, öyle ise vücudunu niçin üzmede, öldürmedesin” diyor.

Ölümlü olduğumuzu bile bile hakkımız olmayanı elde etme peşinde, her türlü hile ve tuzak kurarak hedefimize ulaştığımızı sandığımız, düşüncelere ve hayallere yazıklar olsun!

Yunus Emre, “Bir garip ölmüş diyeler / Üç günden sonra duyalar / Soğuk su ile yuyalar / Şöyle garip bencileyin” dediği dörtlüğünde, onun anlattığı garip olmayı istersiniz de, olamazsınız...

Ölüm kelimesinin soğukluğu, onun hayatın bir gerçeği olduğunu değiştirmez.

Ölüm var, ölüm, denmesi hatırlatılması bir çoğumuzun hoşuna gitmez, işine gelmez.

Ta ki, kendi başına gelinceye kadar.

Her ölüm salası okunuşunda, birçok insan ölümü ve kendini şöylesine bir aklına getirir, ne yazık ki, bu süre birkaç dakikayı geçmez.

Çünkü, ateş düştüğü yeri yakar.

Vefat eden bir yakınınızsa, en acil işinizi bile bırakır koşarsınız.

Rabbimiz, verdiği acı ve üzüntüye karşı, sabrını da beraber vermiştir. 

Ama biz insanlar, üzüntümüz hafifler hafiflemez, yine eski halimize döner, bildiğimizi yapmaktan geri kalmayız.

Mal canın yongası diye, dünyaya inadına bağlanıp kalmanın beyhude olduğunu göremeyiz.

Oturduğumuz koltuklardan, mevki ve makamlardan hiç kalkmayacağımızı zannetme körlüğüne sahip oluruz.

Rahmetli Gazeteci Fikret Otyam, bir yazısında Güneydoğu aşiretlerinden birinin ağası ile konuşurken, adı Selim olan Ağa, böbürlenerek, eliyle gösterebildiği kadar gösterdiği arazisini gösterirken,

- Aha der, şu uzakta gördüğün dağlara kadar olan arazi benim...

Fikret Otyam, içimden “ Allah’ mısın be Selim? ” dedim, diye yazıyor.

Sözlerimizi yine Yunus Emre’den bir dörtlükle noktalayalım:

“Mal sahibi, mülk sahibi / Hani bunun ilk sahibi / Mal da yalan, mülk de yalan / Var biraz da, sen oyalan”

Bu dünyadan hoş bir seda bırakarak ayrılana ne mutlu...

Neler Söylendi?

DİĞER YAZILARI Türk Yeter Ki Sağ Olsun Hâlimiz Hâl Değil Pazara Pazara Çoktan Geldik Nazara Bir Ömür Ah Ettik Vah Ettik Her Kale Yıkılır “Bilmem” Kalesi Yıkılmaz Hayırlı Bayramlar Vefa Uzaklarda Kalan Bir His Karman Çorman Dağın Zirvesine Çıkmasına Çıkılır da Türk’ün Türk’ten Başka Dostu Yoktur Gönül Yoksa, Hoşgörü Yoksa İşin İçinde Neyi Arıyorsan O’sun Sen Mevlâna, Aşk, Pervane Hazandı, Hüzündü, Dündü, Bugündü Beysiz Şehrin Hikayesi Beddua Ananın Hikayesi Yoksul Adamın Siyaseti Olmaz Elbet bir gün barışacağız Herkesin Aşkı Değer Verdiği Şeye Göre Ölçülür Emekli ne desin? Türk olmak Bayram Hürmetine Hekim Kızının Hikayesi Sevgi ve Barışa Yürümek Saltanat Hikayesi Uğursuzun Hikayesi Dün Bugün Yarın Neşeli Şarkılar Sarmıyor Beni Bak başının çaresine Keşmekeşin Hikayesi Başı Pare ,Pare Dumanlı Dağlar Aşk Üstüne Olmaz Olmaz Deme Hikayesi Bu ülke, tarihte Türk'tü bugün de Türk'tür” Düşe Kalka… Türkçenin Payitahtı Yıl Edebiyatsız Olmaz Ahalinin Hikayesi Emekliler Ve Asgari Ücretliler Olmasa Mevlânâ’nın Gecesi Bırakın Kendinizi Hoşgörüye Muhabbet ola Yıl Biterken Felek Vurmuşun Hikayesi Yazan Kalem Siyah Yol Gözüktünün Hikayesi “Ben Yoruldum Hayat” Kemankeş Kızın Hikayesi Bir Zamanlar Tertemizdi Okullarımız Kara Vicdanlı Hiç Yarı Yolda Bırakıldınız Mı? Hani Çocuklar Bizim Geleceğimizdi? Ayakta Durmak Buysa Eğer Derinlerde Kaybolmak Meydanlar Er Meydanıdır Mızrak ve Çuval Meselesi Konya Şeker Efsanesi Darmaduman Dağ fare doğurmak zorunda mı? Kötü Gün Dostunuz Var Mı? Uçurumun Kenarı Dayının Hikayesi Müdür Kıyamet mi Koptu? Biz Bizden Gidemeyiz Yaşadığımız Her Güzel Gün Bayram Olsun ALPASLAN TÜRKEŞ Ramazan Hürmetine İhsan Ceylan Göl Şehrinin Hikayesi Söz, Etme Dedi Ses, Dinlemedi Bey Kızının Hikayesi Vakit Vuslat Vaktidir Seyit Küçükbezirci Öğretmenim” Kelimesiyle Geçen Bir Ömür Buram Buram Konya Kokma KASIMPATI Daha Nice Yüzyıllar Gör Türkiyem Yine Ortadoğu, yine kan, yine gözyaş Sultanlar Tepesinden Sultanlar Şehrine! Bu Benim Meselem, Derin Meselem” Bu Şehirde Kaç Zeki Oğuz Daha Kaldı? Makam Mahur Hava Eyyamı Bahur! BAYRAM GELDİ HOŞ GELDİ! Öfke hikayesi Dilinle Söylediğini, Kalbinle de Söyle Kara Odun Ateşe Eş Oldu Aydınlık Geldi!” Doğruluk Sözde Değil Özde Olur!’ Kalemin Su, Kâğıdın Rüzgâr İse... Söküklerini Dik Sözlerinin Bazen... Hak Kapısından Ayrılmayan Türk, Var Olduğu Müddetçe Vatansız Kalmaz Kıskançlık Yapanın Gönlüne Karanlıklar Çöker Dertlinin Derdini Dinlemek! Eden Kendisine Eder!.. AYNA Diline Hâkim Olmak Ramazan Hikayesi -2 Ramazan Hikayesi Adı Güzel, Kendi Güzel Muhammed SON CEMRE SÖZ! YILBAŞI DEMEK ŞEB-İ ARUS Aşçı Dede Kimin Dedesi? Benim Derdim Dermanım Bilen Yok! Ecdada Vefa! Yüreğe Gömülmek!