https://www.ureticihaber.com/files/uploads/user/e653ca0b5ac63eb4e7649bf5513038de-82dfc3bf7d790607546a.jpg
Erol Sunat

Hani Çocuklar Bizim Geleceğimizdi?

13-09-2024 14:52 1596 kez okundu.

Aslında her şey köy okullarını kapatmakla başladı…Köylerin dengesi bozuldu…

Köye öğretmen geldi diye başlayan cümlelerin kalbi kırıldı.

Boynu bükük bir okul binası kaldı geriye ve her sabah o binayı açan öğretmenin olmayışının burukluğu…

Öyle bir derin boşluktu ki bu, hiç ama hiç dolmadı…Doldurulamadı…O köylerin kimyasının bozulduğunu nedense kimse anlamadı…Anlatmak isteyenleri de dinleyen olmadı.

Öğrencileri taşımalı sistemle kasaba ve ilçe merkezindeki okullara taşımaya başladık…

Adına taşımalı eğitim dedik…

Öğretmenleri de kopardık aldık o köylerden, merkezi okullarda istihdam ettik…

Bendeniz Millî Eğitim Bakanlığında acizane uzun yıllar idarecilik yapanlardan biriyim.

Ankara’da yapılan bir toplantıda, yeni bir sisteme geçerken, konuşan Daire Başkanı, tereddütlerinizi anlıyorum dedi, ancak siyasi otorite böyle istiyor.

O siyasi otoriteler, ne olurdu azıcık sahada olan bizleri dinleselerdi.

Oysa neler anlattık, ne notlar ilettik sahadan.

Bugün geldiğimiz durum dünün aynısı…

Türkiye Cumhuriyeti, öyle bir güç ve kudretin sahibidir ki, öğrencilerine günde bir öğün yemekte verir. Öğrencilerini ücretsiz taşır da…Hatta köy okullarını tekrardan açar, atama bekleyen öğretmen kardeşlerimizi, o çok sevdikleri meslekleri ve öğrencileriyle buluşturur.

O yıllarda okullarımızda yardımcı hizmetler sınıfı diye bir sınıf vardı…Okulların birçoğu sobalıydı…Sobayı yardımcı hizmetler sınıfındaki görevliler yakar, sınıf ve koridorlarda paspas çekerler, okulun temizliğini büyük ölçüde onlar üstlenirdi.

Ayda en az bir kez, okulların genel temizliği yapılır, biz öğrenciler bu temizliğe katılır, kızlar camları siler, erkek öğrenciler, kovayla su taşırdı.

Okula gelen odun ve kömürü taşımada boş derslerimizde yardımcı hizmetler personeline yardım ettiğimiz zamanlarda olurdu.

Bunları neden mi anlatıyorum?

Şu anda böyle bir sınıf yok…Olmadığı için okullar perişan. Hijyen yok, temizlik yok.

Haftada üç gün görevli kiralamak, tutmak gibi formüller var. Koskoca okullara dönemlik, mevsimlik personel alınması meseleyi bugüne kadar çözemedi. Hiçbiri, kadrolu personel kadar etkili olamıyor.

Bizler bu kadrolarla çalıştık. Okullarımız çiçek gibiydi…

Ya şimdi?

Okul Aile birliklerinin çabası ne kadar yeterli?

Yardımcı Hizmetler Sınıfına geri dönülmesi konusundaki çağrılar, yazılar ısrarlar hâlâ sonuçsuz. Oysa bu konu, yeni bir istihdam alanı açabilir. Okullar rahatlayabilir. Okul yönetimleri derin bir nefes alabilir.

Köy okullarını kapatmakla nasıl köy öğretmenleri tarih olduysa, yardımcı hizmetler sınıfı da tarih oldu…

Okulların demirbaşı gibiydi o insanlar. Dilerim bu yanlıştan dönülür.

Gelişmiş ülkelerde bedava olan eğitim, bizde uçmuş vaziyette…Özel okullar kendini nerelerde görmeye başladılar acaba? Maarif okullarında ise özel okullara yetişme çabası ve gayreti var. Velilerden talep edilen değişik isimlerdeki paralar birçok yerde patlamış durumda…

Maarif okullarının paralı okullara dönüşme eğiliminde kantarın topuzu kaçmış görünüyor.

Vatandaşın çocuğu parası olmadığı için Maarif okullarında okuyamayacak mı?

Asgari ücretli bir baba, hele birden fazla da öğrencisi varsa, nasıl çıkacak bu işin içinden?

Ne diyecek okul yöneticileri?

İstediğimiz bağış parasını veremedin, al çocuğunu okuldan mı?

Var mı böyle bir cümle kurmaya hakları?

Eğitim ve para hiç bu kadar iç içe olmamıştı. Para hiç bu kadar eğitimden daha önemli ve daha çok konuşulur olmamıştı.

Neredeyse öyle bir yere geldik ki, ya para ya eğitim dedik, diyeceğiz. Zaten eğitimin kolunu kanadını o kadar çok kırdık, o kadar çok küstürdük ki, para denen şımarık eğitim benim demeye başladı.

Yine de soralım…

Eğitimde fırsat eşitliği denen düsturu nereye koyacaksınız?

Eğitim yılı başladı başlamasına da cevabı olmayan sorular sağanak misali yağarken, bazı sorular da ceviz büyüklüğünde dolu misali düşmeye başladı…

Güneş balçıkla sıvanmaz derler…

Mızrak çuvala girmez derler…

Derler de derler…

Şimdi taşımalı eğitimi de kaldırıyoruz. Yapılan taşıma ihalelerinin iptal edildiği haberleri ekranlara yansıdı. Bugüne kadar taşınan çocuklar için pansiyonda kalmaları öneriliyor.

Gerekçe ne?

Tasarruf tedbirleri…

Eğitim ve tasarruf…Asla yan yana gelemeyecek ve gelmemesi gereken iki kavram…Tasarruf dünyanın hiçbir ülkesinde eğitimin yoluna çıkamaz…Eğitimin yolunu kesemez…Böyle bir şeyin var olması dahi kabul edilemez, hoş görülemez…

Kıyamet kopar!

Çocuklarımıza bir öğün yemek veremediğimiz gibi, şimdi onları taşımaktan da vazgeçtik…

Ne kadar farkındasınız bilmem amma; Sabah okula gidip, akşam evinde anasının babasının ve kardeşlerinin yanında olan çocukları onlardan koparıyoruz.

Yeni Büyükşehir yasası ile köyler, kasabalar mahalle oldu…

Köy okulları kapandı…Taşımalı eğitim başladı…

Köyler okullarından oldular, çocuklar öğretmenlerinden…

Ya şimdi?

Taşımalı sistem ihaleleri iptal edilmeye başladı…

Ne oldu?

Köye okul açarak, öğrencileri okulla tanıştıran, öğretmenle buluşturan, köyün havasını değiştiren eğitimden…

Çocuklarına bir öğün yemek vererek, velilerin yükünü azaltan eğitimden…

Öğrencilerini taşımalı eğitimle merkez okullara taşıyan eğitimden nerelere geldik…

Eğitim hiçbir zaman takılamayacağı, takılma ihtimalinin olamayacağı bir engele takıldı…

Tasarrufa…

Bu engel, bin pişman olacağı şeyler yapıyor. Bin tövbe etse de kurtulamayacağı bir vebalin altına giriyor.

Haberin var mı tasarruf? Haberin var mı eğitim?

Yoksa da haberiniz olsun.

Hani çocuklar bizim geleceğimizdi? Hani Öğretmenim canım benim diyordunuz?

Yol yakınken gelin vazgeçin. Çünkü, onlarla uğraşmak bugüne kadar hiç kimseye hayır getirmedi…

 

Neler Söylendi?

DİĞER YAZILARI Türk Yeter Ki Sağ Olsun Hâlimiz Hâl Değil Pazara Pazara Çoktan Geldik Nazara Bir Ömür Ah Ettik Vah Ettik Her Kale Yıkılır “Bilmem” Kalesi Yıkılmaz Hayırlı Bayramlar Vefa Uzaklarda Kalan Bir His Karman Çorman Dağın Zirvesine Çıkmasına Çıkılır da Türk’ün Türk’ten Başka Dostu Yoktur Gönül Yoksa, Hoşgörü Yoksa İşin İçinde Neyi Arıyorsan O’sun Sen Mevlâna, Aşk, Pervane Hazandı, Hüzündü, Dündü, Bugündü Beysiz Şehrin Hikayesi Beddua Ananın Hikayesi Yoksul Adamın Siyaseti Olmaz Elbet bir gün barışacağız Herkesin Aşkı Değer Verdiği Şeye Göre Ölçülür Emekli ne desin? Türk olmak Bayram Hürmetine Hekim Kızının Hikayesi Sevgi ve Barışa Yürümek Saltanat Hikayesi Uğursuzun Hikayesi Dün Bugün Yarın Neşeli Şarkılar Sarmıyor Beni Bak başının çaresine Keşmekeşin Hikayesi Başı Pare ,Pare Dumanlı Dağlar Aşk Üstüne Olmaz Olmaz Deme Hikayesi Bu ülke, tarihte Türk'tü bugün de Türk'tür” Düşe Kalka… Türkçenin Payitahtı Yıl Edebiyatsız Olmaz Ahalinin Hikayesi Emekliler Ve Asgari Ücretliler Olmasa Mevlânâ’nın Gecesi Bırakın Kendinizi Hoşgörüye Muhabbet ola Yıl Biterken Felek Vurmuşun Hikayesi Yazan Kalem Siyah Yol Gözüktünün Hikayesi “Ben Yoruldum Hayat” Kemankeş Kızın Hikayesi Bir Zamanlar Tertemizdi Okullarımız Kara Vicdanlı Hiç Yarı Yolda Bırakıldınız Mı? Ayakta Durmak Buysa Eğer Derinlerde Kaybolmak Meydanlar Er Meydanıdır Mızrak ve Çuval Meselesi Konya Şeker Efsanesi Darmaduman Dağ fare doğurmak zorunda mı? Kötü Gün Dostunuz Var Mı? Uçurumun Kenarı Dayının Hikayesi Müdür Kıyamet mi Koptu? Biz Bizden Gidemeyiz Yaşadığımız Her Güzel Gün Bayram Olsun ALPASLAN TÜRKEŞ Ramazan Hürmetine İhsan Ceylan Göl Şehrinin Hikayesi Söz, Etme Dedi Ses, Dinlemedi Bey Kızının Hikayesi Vakit Vuslat Vaktidir Seyit Küçükbezirci Öğretmenim” Kelimesiyle Geçen Bir Ömür Buram Buram Konya Kokma KASIMPATI Daha Nice Yüzyıllar Gör Türkiyem Yine Ortadoğu, yine kan, yine gözyaş Sultanlar Tepesinden Sultanlar Şehrine! Bu Benim Meselem, Derin Meselem” Bu Şehirde Kaç Zeki Oğuz Daha Kaldı? Makam Mahur Hava Eyyamı Bahur! BAYRAM GELDİ HOŞ GELDİ! Öfke hikayesi Dilinle Söylediğini, Kalbinle de Söyle Kara Odun Ateşe Eş Oldu Aydınlık Geldi!” Doğruluk Sözde Değil Özde Olur!’ Kalemin Su, Kâğıdın Rüzgâr İse... Söküklerini Dik Sözlerinin Bazen... Hak Kapısından Ayrılmayan Türk, Var Olduğu Müddetçe Vatansız Kalmaz Kıskançlık Yapanın Gönlüne Karanlıklar Çöker Dertlinin Derdini Dinlemek! Eden Kendisine Eder!.. AYNA Diline Hâkim Olmak Ramazan Hikayesi -2 Ramazan Hikayesi Adı Güzel, Kendi Güzel Muhammed Fani Dünya Hoştur Amma... SON CEMRE SÖZ! YILBAŞI DEMEK ŞEB-İ ARUS Aşçı Dede Kimin Dedesi? Benim Derdim Dermanım Bilen Yok! Ecdada Vefa! Yüreğe Gömülmek!