https://www.ureticihaber.com/files/uploads/user/e653ca0b5ac63eb4e7649bf5513038de-82dfc3bf7d790607546a.jpg
Erol Sunat

Elbet bir gün barışacağız

13-07-2025 19:07 1521 kez okundu.

Siz barışamazsınız, bir araya gelemezsiniz diye başlıyorlar söze. Barışamazsınız diyenlere inat, barışacağız.

Elbet o gün gelecek…

Elbet bir gün barışacağız.

Barış yarım kalmayacak…

Sözde kalmayacak…

Öyle bir barış olacak ki, el de beğenecek, felek de…

Biz barışırsak toy düğün olur, bayram olur, herkes döker eteklerindeki taşı.

Taşlamaktan vazgeçer birbirini.

Değil gerçek taş, söz taşı bile kalmaz meydanlarda…

Meydana buluşmaya varılır, barışmaya varılır, hasret gidermeye varılır.

Biz fena hasretiz, Türk’ün Türk’le, kardeşin kardeşle barışmasına…

Bu hasretliğin önünde Çin Seddi olsa duramaz…

Oturup konuşamıyormuşuz…Gün gelir otururuz da konuşuruz da…Gün gelir aramıza giren ayrık otlarını, zehirli sarmaşıkları, kara çalıları söker atarız. Gün gelir, kardeşlerimizi bağrımıza basarız.

Vakit saat denen bir mevzu var.

O dolmadan olmuyor…Görürüz göremeyiz…Bilemeyiz…

Bildiğimiz tek bir şey var.

Elbet bir gün barışacağız…

Buluşacağız da konuşacağız da, anlaşacağız da…

Neden mi?

Biz hem Türk’üz hem kardeşiz…

Türklüğü, vatan sevgisini, bayrak aşkını, Gazi Mustafa Kemal Paşa’dan öğrendik.

Kem söz, nifak, fitne, ayak oyunu, entrika, hile hurda, bozgunculuk bir yere kadar.

Gün gelir aklı selim galip gelir. İsler ve sisler dağılır. Tünelin ucu görünür, güneş yeniden doğar, sevgiyle göz kırpar yıldızlar, meltem olur eser en deli rüzgarlar.

Elbet bir gün barışacağız biz…

O barıştığımız gün gelin yanımıza, girin kolumuza…

Bizi ayıranlardan hiç bu kadar etkilenmez bilirdik kendimizi.

Demek ki, etkileneceğimiz varmış…Demek ki, ayrılık denen bu imtihanı yaşamak varmış…Demek ki, akıl çelenler fena çelmişler aklımızı… O yeminlerin, o sözlerin hükmü yok. Yakılan gemilerin de…

Bir araya gelmek gibi bir güzelliği kendimize çok görmüşlerden olduğumuzu da kabullenemiyoruz.

Yan yana gelmek, yalnızca cenazelerde gerçekleşiyor…

Göz ucuyla bakmalar devam etse de barışmak, vuslat kaldı başka bahara denir gibi bir şey.

Cenazelerde olmasa, neredeyse bizi buluşturmayacak olanları gün gelip bulmayacak mı ölüm?

Barış denen cefakâr, o kadar çok çaldı ki kapılarını…Hâlâ da çalar durur ne bıkar ne usanır…

Neden mi?

Elbet bir gün barışacağız…Barış çok uzaklarda değil…

Barış, tahminler ötesi bir sel. Önünde ne set durabilir ne duvar ne baraj…

Bir bakmışsınız, köprülerin altından nice sular akmış…

Mevsimler gelip geçmiş, yıllar akıp gitmiş, ömürler tükenmiş, belki bizler göremeyeceğiz o barışma günlerini, ya da en azından barışma havadislerini getirecek rüzgarlar.

Kim bilir? Gör diyen gör derse neden olmasın?

Fitne ateşleri yakanlar, aralara nifak tohumları ekip bir gecede, birkaç günde büyütenler, ayrılık rüzgârı estirenler, gemileri yaktıranlar, aklına girdiklerini başka limanlara alıp götürenler…

Ne geçti elinize?

Her ne yaparsanız yapın…Kimden ne destek alırsanız alın…

Biz ayrılıklara dayanamayız.

Yüreğimiz gün gelir, buraya kadar der.

Kardeş kardeşe bunu yapmaz…

Bu kadar da olmaz…

Türk Türk’ü üzmez…

Kardeş hasreti adamın burnunun direğini sızlatır.

Gün gelir, yatağına kırgın ırmaklar, atar o kırgınlığı üzerinden…

Ne oldu bana diye…Ne oldu bize diye…Ne oldu da gerildik, kırıldık kaldık birbirimize diye…

Uzatır elini hiç tereddütsüz.

Elbet bir gün barışacaktık der…

İşte o gün, bugün…

Elbet bir gün barışacağız…

Barışmak bayramdır bize. Barışmak için, bir koca yılda bir dünya vesile kılmış bizi yaratan, bize yol gösteren büyüklerimiz.

Hırsımıza yenilmiş olabiliriz…

Etki altında tahminler ötesi kalmış olabiliriz.

Ara bozanlar, bir daha bir araya gelemesinler diye her türlü entrika ve tuzağı uygulamış olabilirler.

Bölündüler, un ufak oldular, bundan sonrası tek bir fiske vurmaya kaldı diye de düşünebilirler.

O düşünce onlara ait…

Bir gece pişmanlık gözyaşlarıyla uyanıveririz. Biz ne yaptık deriz…Çalmayı unuttuğumuz kapıları çalar, selam vermekten kaçtığımız kardeşlerimize sarılırız.

Barışırız…

Barıştan intikam almaya doyamadı zalimler. Dünya sözüm ona hür, lakin, hürriyet zindanda…Öyle bir soykırım yaşanıyor ki, Gazze’de, Kıta Afrika’sında ve Doğu Türkistan’da…

Bırakın şu insanları artık…Çıkın işgal ettiğiniz topraklardan…Verin insanlara hürriyetlerini…

Barışın kemiklerini ben kırdım, barışı ben öldürdüm, ben yok ettim diyenlere de kalmadı bu dünya…

O dünya her canına tak ettiğinde, bozguncuları, savaş çıkaranları, savaş çığırtkanlarını, kendini herkesin üzerinde görenleri affetmedi, en derine gömdü.

Kinlerin, nefretlerin, öfkelerin, gaddarların, zalimlerin ve katillerin sonu uzak değil

Elbet bir gün barışacağız…

Barışmak son umudumuz, barışmaktan başka çaremiz mi var?

Neler Söylendi?

DİĞER YAZILARI Türk Yeter Ki Sağ Olsun Hâlimiz Hâl Değil Pazara Pazara Çoktan Geldik Nazara Bir Ömür Ah Ettik Vah Ettik Her Kale Yıkılır “Bilmem” Kalesi Yıkılmaz Hayırlı Bayramlar Vefa Uzaklarda Kalan Bir His Karman Çorman Dağın Zirvesine Çıkmasına Çıkılır da Türk’ün Türk’ten Başka Dostu Yoktur Gönül Yoksa, Hoşgörü Yoksa İşin İçinde Neyi Arıyorsan O’sun Sen Mevlâna, Aşk, Pervane Hazandı, Hüzündü, Dündü, Bugündü Beysiz Şehrin Hikayesi Beddua Ananın Hikayesi Yoksul Adamın Siyaseti Olmaz Herkesin Aşkı Değer Verdiği Şeye Göre Ölçülür Emekli ne desin? Türk olmak Bayram Hürmetine Hekim Kızının Hikayesi Sevgi ve Barışa Yürümek Saltanat Hikayesi Uğursuzun Hikayesi Dün Bugün Yarın Neşeli Şarkılar Sarmıyor Beni Bak başının çaresine Keşmekeşin Hikayesi Başı Pare ,Pare Dumanlı Dağlar Aşk Üstüne Olmaz Olmaz Deme Hikayesi Bu ülke, tarihte Türk'tü bugün de Türk'tür” Düşe Kalka… Türkçenin Payitahtı Yıl Edebiyatsız Olmaz Ahalinin Hikayesi Emekliler Ve Asgari Ücretliler Olmasa Mevlânâ’nın Gecesi Bırakın Kendinizi Hoşgörüye Muhabbet ola Yıl Biterken Felek Vurmuşun Hikayesi Yazan Kalem Siyah Yol Gözüktünün Hikayesi “Ben Yoruldum Hayat” Kemankeş Kızın Hikayesi Bir Zamanlar Tertemizdi Okullarımız Kara Vicdanlı Hiç Yarı Yolda Bırakıldınız Mı? Hani Çocuklar Bizim Geleceğimizdi? Ayakta Durmak Buysa Eğer Derinlerde Kaybolmak Meydanlar Er Meydanıdır Mızrak ve Çuval Meselesi Konya Şeker Efsanesi Darmaduman Dağ fare doğurmak zorunda mı? Kötü Gün Dostunuz Var Mı? Uçurumun Kenarı Dayının Hikayesi Müdür Kıyamet mi Koptu? Biz Bizden Gidemeyiz Yaşadığımız Her Güzel Gün Bayram Olsun ALPASLAN TÜRKEŞ Ramazan Hürmetine İhsan Ceylan Göl Şehrinin Hikayesi Söz, Etme Dedi Ses, Dinlemedi Bey Kızının Hikayesi Vakit Vuslat Vaktidir Seyit Küçükbezirci Öğretmenim” Kelimesiyle Geçen Bir Ömür Buram Buram Konya Kokma KASIMPATI Daha Nice Yüzyıllar Gör Türkiyem Yine Ortadoğu, yine kan, yine gözyaş Sultanlar Tepesinden Sultanlar Şehrine! Bu Benim Meselem, Derin Meselem” Bu Şehirde Kaç Zeki Oğuz Daha Kaldı? Makam Mahur Hava Eyyamı Bahur! BAYRAM GELDİ HOŞ GELDİ! Öfke hikayesi Dilinle Söylediğini, Kalbinle de Söyle Kara Odun Ateşe Eş Oldu Aydınlık Geldi!” Doğruluk Sözde Değil Özde Olur!’ Kalemin Su, Kâğıdın Rüzgâr İse... Söküklerini Dik Sözlerinin Bazen... Hak Kapısından Ayrılmayan Türk, Var Olduğu Müddetçe Vatansız Kalmaz Kıskançlık Yapanın Gönlüne Karanlıklar Çöker Dertlinin Derdini Dinlemek! Eden Kendisine Eder!.. AYNA Diline Hâkim Olmak Ramazan Hikayesi -2 Ramazan Hikayesi Adı Güzel, Kendi Güzel Muhammed Fani Dünya Hoştur Amma... SON CEMRE SÖZ! YILBAŞI DEMEK ŞEB-İ ARUS Aşçı Dede Kimin Dedesi? Benim Derdim Dermanım Bilen Yok! Ecdada Vefa! Yüreğe Gömülmek!