"Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır,
Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır."
Mithat Cemal Kuntay’ın bu mısraları, alelade birer söz dizimi değil; bir milletin varlık sebebinin, hürriyet sevdasının ve bin yıllık devlet geleneğinin en veciz ifadesidir. Türk milleti için bayrak, sadece bir bez parçası değil; şehitlerin son örtüsü, istiklalimizin nişanesi ve gökyüzünde dalgalanan namusumuzdur. Bu hafta Nusaybin-Kamışlı hattında şahit olduğumuz o menfur hadise, sadece bir kumaşa değil, doğrudan Türk milletinin tarihsel hafızasına ve egemenlik haklarına yapılmış alçakça bir saldırıdır.
Nusaybin’in hemen karşısında, sınırlarımızın dibinde cereyan eden bu provokasyon, bölgedeki şer odaklarının Türk devletinin kudretinden ne denli rahatsız olduğunu bir kez daha gözler önüne sermiştir. Kirli ellerin kutsalımıza uzanması, aslında o ellerin sahiplerinin ne denli bir acziyet içinde olduklarının açık bir göstergesidir. Biz biliyoruz ki o al bayrak, sadece 783 bin kilometrekarelik bir kara parçasının değil, gönül coğrafyamızın tamamının umut ışığıdır. Ona uzanan el, sadece bir sınırı değil, bir medeniyetin sabrını zorlamaktadır.
Bu saldırı, sıradan bir vandallık olarak geçiştirilemez. Bu vatanın bir evladı ve bir Türk milliyetçisi olarak ifade etmeliyim ki; bayrağa yapılan her saldırı, aslında vatanın bölünmez bütünlüğüne sıkılmış bir kurşun hükmündedir. Türk bayrağı, rengini şüheda kanından almışken, bu kutsalı çiğnemeye yeltenen bedbahtlar, tarihin tozlu sayfalarında yok olup gitmeye mahkûm olanlardır. Kamışlı tarafındaki bu cüretkar eylemler, bölgede oluşturulmaya çalışılan terör koridorunun ve suni oluşumların özgüveninden değil, bilakis yaklaşan sonlarının korkusundan kaynaklanmaktadır.
Milli şairimizin de belirttiği üzere, toprağı vatan kılan şey, onun uğruna can verebilme iradesidir. Bugün Nusaybin sınırında görev yapan Mehmetçik, o mısraların ete kemiğe bürünmüş halidir. Sınır hattımızda rüzgarla dans eden al sancak, dosta güven verirken; hainin bağrına saplanan bir hançer gibi durmaktadır. Bizler için vatan, bir harita bilgisi değil, bir yemin meselesidir. Bayrağımıza el uzatanlar, o yeminin ne kadar ağır bir bedeli olduğunu tarih boyunca defalarca tecrübe etmişlerdir.
Dış mihrakların maşası haline gelmiş grupların, sınırımızın sıfır noktasında sergiledikleri bu tiyatro, Türkiye’nin bölgesel gücünü kırmaya yöneliktir. Ancak unuttukları bir gerçek var: Türk milleti, "bayrak inmez, ezan dinmez" düsturunu sadece bir slogan olarak değil, bir yaşam biçimi olarak benimsemiştir. Nusaybin’den Kamışlı’ya bakarken gördüğümüz tek şey, geçici bir toz bulutudur; o toz bulutu dağıldığında geriye yine sadece ay yıldızın şanlı gölgesi kalacaktır.
Buna benzer hain eylemlere prim vermeden, vücudumuzun tüm hücreleriyle haykırmak gerekir ki; bu tip saldırılar milli birliğimizi zayıflatmak bir yana, daha da perçinlemektedir. Milli refleksle olayları analiz ederken, satır aralarına gizlenen nefreti okumak zor değil. Fakat bu nefretin karşısında duran çelikten iradeyi de herkes görmek zorundadır. Bayrağa uzanan kirli eller, o bayrağın gölgesinde hesap vermeye mahkûmdur.
Nusaybin-Kamışlı hattındaki o hain saldırıya lanet okurken, devletimizin bekası için her şartta bayrağımızın ve milli-manevi bütün değerlerimizin yanında olduğumu bir kez daha vurguluyorum. Topraklarımızı vatan yapan o asil kan, damarlarımızda hala aynı hararetle akmaktadır. Türk milleti var oldukça o bayrak inmeyecek, o topraklar sahipsiz kalmayacaktır. Çünkü biz biliyoruz ki; bayrak düştüğü yerden değil, onu yeniden ayağa kaldıracak olan imandan güç alır.