Sevgili Arkadaşlarım, Kıymetli Dostlarım, Canlar,
Dünyada ortalama 80 yıllık bir yaşam serüvenine sahip olan insanoğlunun, diğer canlılara kıyasla aslında oldukça sınırlı bir ömrü bulunmaktadır. Ancak bu kısa süre içerisinde insanın "ne kadar" yaşadığından ziyade; "neden" ve "nasıl" yaşadığı çok daha önemlidir. Her ne kadar kemiyetin (niceliğin) keyfiyet (niteliğin) üzerindeki etkisinden bahsedilse de yaşam kalitesini belirleyenin keyfiyet olduğu bir gerçektir.
Büyük üstat Necip Fazıl Kısakürek’in belirttiği gibi: "Onun koleksiyonculuğu, kemiyetteki kahramanlığı ise, boyuna keyfiyette arayıp asla bulamadığı kadını ne yapıp yapıp yakalayabilmek gayretinden."
Her şeyden habersiz bir taş parçasının dünyadaki varlığının, bir kelebeğin ömründen daha uzun olması ne kadar düşündürücüdür... Benzer şekilde, anlam dünyasından uzak doyumsuz bir yaşam; anlam yolculuğunun mutluluğu karşısında ne kadar tatminkâr olabilir? Tüketilen ömrün kalıcılığını, yaşam sermayesinin kullanım kalitesi şekillendirir. Bu bakımdan; nerede, nasıl, ne zaman, kimlerle ve niçin sorularıyla tüketilen bir ömür, "ne kadar" sorusunun önüne geçer. Ayrıca ömür sermayesinden harcanan her bir dakika, ideallere ulaşabilmenin heyecanını taşıdığı gibi onları ıskalayabilmenin korkusunu da uyandırır. Zaten yaşamak, bu heyecan ve korkunun bileşiminden meydana gelmiyor mu? Her günü bu duygularla geride bırakırken, bir sonraki güne yeni umutlarla uyanıyoruz. Amaçlarımız doğrultusunda şekillendirdiğimiz çalışmalarımız heyecanımızı beslerken; onları tehdit eden belirsizlikler korkularımızı doğuruyor. Çünkü yaşamak, bir doğru düzlemi üzerinde ilerlemek değil; inişleri, çıkışları ve düzlükleri olan bir coğrafyada yol alırken her manzaranın farkına varabilmektir.
Kıymetli Dostlarım, Canlar,
Yaşamak bir "yol" değil, "yolda olmaktır". Eğer içinde biz varsak bu yolun bir anlamı vardır. Dolayısıyla yaşamak; tüm benliğiyle yolda olmak, her şeye rağmen yürümeye devam etmek, düzlükte yürürken bile düşebilmek ama düştüğün yerde kalmayıp daha sağlam adımlarla yeniden ayağa kalkmaktır. Yorulduğunda durup dinlenmek, gerektiğinde korkularının üzerine yürümek ve ömür yürüyüşünü en güzel şekilde tamamlayarak hedefe varmaktır.
Dünyaya kalmak için değil, gitmek için gelen insanoğlunun yürümesi bir gerekliliktir. Ancak burası, gitmek için yalnızca yürümenin yeterli olmadığı, kalmak için diretmenin de anlamsız olduğu bir yerdir. Sonlu bir dünyada sonsuzluk arzusu duyan insanoğlu, kalıcılığın yolunu hep "ölümsüzlük" hayalinde aramıştır. Lokman Hekim bulduğu ölümsüzlük iksirini köprüden geçerken kaybetmiş; günümüzde ise "trans hümanizm" çalışmalarıyla biyolojik sınırların ötesine geçilerek yaşamın sonsuza uzatılması hedeflenmiştir. Oysa nerede ve nasıl son bulacağı bilinmeyen yaşam sermayesinin tüketimindeki tercihler, tüm bilinmezliği anlamlı kılacak kadar değerlidir. Bir ömrün neye adandığının farkında olmak, o ömrü bereketlendirip yüzlerce yıla sığacak sonuçlar üretirken; ömrü heba etmenin en kısa yolu, bir günün muhasebesini dahi yapmamaktan geçer.
Sevgili Arkadaşlarım, Kıymetli Dostlarım, Canlar,
İnsanoğlunun niçin yaşadığının farkına varması, silinmez izler bırakabilmenin ve kalıcılığa ulaşabilmenin ilk adımıdır. Neden dünyaya geldiğini ve nereye gideceğini anlamakla başlayan bu farkındalık, "ömür ne kadar uzun?" endişesini anlamsızlaştırır. Bir insanı sevmek, yolda kalana yardım etmek, öğrenmek ve öğretmek, bir canlıya su vermek, helal kazanmak, gönül almak, eser üretmek, adil olmak, zulmün karşısında durmak, dost kalmak, gülümsemek, paylaşmak, vefalı olmak ve onuruyla yaşamak... İşte bunlar, bedenler ölse bile dünya üzerindeki yürüyüşün son bulmadığını kanıtlayan kalıcılık tezahürleridir. Ancak unutulmamalıdır ki; kalıcılık nimeti nasibe, nasip ise çabaya bağlıdır.
Cahit Zarifoğlu’nun dediği gibi: "Bir ömür boyu koşarsın, yetiştiğin sadece nasibindir." Bazen insan en hızlı koştuğu, en çok terlediği anlarda bile sadece nasibiyle baş başa kalır. Her neye verilirse verilsin, kişi ancak verdiği kadarını alacaktır. Her geçen dakika ömür sermayesi tükenirken, nasibimiz nispetinde dünya üzerindeki yürüyüşümüz devam ediyor. Rabbim bu mübarek aylarda bizleri affedilenlerden eyleyip, bayrama tertemiz ulaşmayı nasip etsin. Üç aylarımız mübarek, yolumuz her daim aydınlık olsun
Doğru yolda yürümek dileğiyle...
SAYGILARIMLA, VESSELAM.