Geçtiğimiz günlerde Sayın Bakan’ın bir okul ziyaretinde dile getirdiği sözler, eğitim camiasında haklı bir kırgınlık yaratmıştır. Öğretmenlerin sınavlarda başarısız oldukları için “kaçak kurumlar” açtıklarını ifade en yaklaşım, mesleğini onurla icra eden binlerce öğretmeni zan altında bırakmıştır.
Oysa hepimiz biliyoruz ki bir milletin evladı sıralara oturduğu ilk günden itibaren bir öğretmenin elinde yoğrulur. Yazmayı, okumayı, düşünmeyi, sorgulamayı öğretmen sayesinde öğrenir. Bugün bu ülkenin bakanlarını, vekillerini, devlet adamlarını, hatta Cumhurbaşkanlarını yetiştiren de yine öğretmenlerdir. Dolayısıyla öğretmenin başarısızlığından söz etmek, dolaylı olarak kendi yetiştiğimiz zemini inkâr etmek değil midir?
Evet, bazı öğretmenlerimiz bugün özel kurumlarda çalışmak durumunda kalmaktadır. Fakat bunun sebebini sadece bireysel yetersizlikte aramak, hakikatin yalnızca küçük bir kısmına odaklanmaktır. Asıl gerçek şudur: Eğitim sistemimizin sürekli değişen yapısı, sınavların çokluğu, ekonomik şartların ağırlığı, öğretmeni bu kurumlara yönelten en önemli nedenlerdir. Bir öğretmenin ek gelir arayışı, onun “başarısızlığı” değil, devletine ve milletine yük olmamak adına gösterdiği gayrettir.
Türk kültürü bize öğretmenin değerini asırlardır hatırlatır. Bizim irfan geleneğimizde “hoca” yalnızca ders veren değil, aynı zamanda ahlakı, vicdanı ve hikmeti öğreten kişidir. Bir öğretmenin sözü, köy odasında da, mektep sıralarında da, üniversite kürsüsünde de hep baş tacı edilmiştir. Bu kültürel hafızayı göz ardı eden her yaklaşım, sadece öğretmeni değil, o kültürü de örseler.
Milliyetçi bir bakış açısıyla ifade etmek gerekir ki; devletin temelini sağlamlaştıran unsur, güçlü bir eğitimdir. Güçlü eğitimin temel taşı da öğretmendir. Öğretmeni itibarsızlaştıran bir söylem, aslında devletin bekasına dolaylı bir zarar verir. Çünkü milletin evlatlarını vatanına, bayrağına, kültürüne bağlı yetiştiren, onları çağın bilgisiyle donatan, tam da bu öğretmenlerdir.
Biz öğretmenler, kutsal görevimizin farkındayız. Bizler nesiller yetiştirirken bir maaşın ya da bir sınavın ötesinde bir vazife bilinciyle çalışıyoruz. Tek beklentimiz, emeğimizin küçümsenmemesi, mesleğimizin onurunun korunmasıdır. Çünkü unutulmamalıdır ki bir milleti yükselten de alçaltan da, öğretmenine verdiği değerdir.
Öğretmenlerin fedakârlığı sorgulanacak değil, desteklenecek bir mirastır. Ve biz inanıyoruz ki Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında en büyük yatırım, yine öğretmene yapılmalıdır. Çünkü öğretmenin el üstünde tutulduğu bir millet, başı dik yürür.
Vicdanım Der ki: Bir öğretmenin itibarı, yalnızca bir meslek grubunun onuru değil; aynı zamanda milletin geleceğinin namusudur. Öğretmen yücelirse devlet yücelir, öğretmen örselenirse millet zayıflar. Altını çizmek isterim ki : Öğretmeni kırmak değil, ona omuz vermek; öğretmeni suçlamak değil, ona yol açmaktır. Çünkü yarının bakanlarını, devlet adamlarını, bilim insanlarını yetiştirecek olan yine bugünün öğretmenleridir. Ve biz öğretmenler dimdik ayakta oldukça, bu milletin istikbali asla yere düşmeyecektir.
Dr. Cemil Paslı
Müzebzeb
Ahmet Turan (Gazeteci-Yazar)
Hainler Temizlenmeden Olmaz
Hasan Yayla
Yeşil ve Mavi Bir Trakya Şehri
İmdat Yayla
Müslümanların Olmazsa Olmazı Sabır Ve Tefekkür
Erol Sunat
Vefa Uzaklarda Kalan Bir His
Beyza Bandırma Kelek (Eğitim Koçu)
Hocalı Katliamı
İlayda Mangal (Psikolojik Danışman)
6 Şubat: Hatırlamak mı, Tüketmek mi?
Mustafa Kaygusuz (Emekli Emniyet Müdürü)
Bir Derviş Hüseyin Taşkın...
Gülay Çetkin (Eğitim Gücü Sen. Denizli Temsilcisi)
Efsane Vali Recep Yazıcıoğlu Denizli’ye Geri mi Döndü?
Ömer Kacar (Eğitim Gücü Sen İlçe Temsilcisi)
Ebabiller Hâlâ Var