Tarih, bazen rakamlarla konuşur; bazen de suskunlukla haykırır. Hocalı, işte o suskunluğun en ağır çığlığıdır.
26 Şubat 1992 gecesi, Kafkasya’nın ayazı yalnızca toprağı değil, insanlığın vicdanını da dondurmuştur. Bir kasaba, askeri hedef değil; doğrudan doğruya hayatın kendisi hedef alınarak susturulmuştur. Çocuklar, kadınlar, yaşlılar… Bir milletin geleceği, geçmişi ve umudu aynı karanlıkta kurşunlanmıştır.
Tarihçi soğukkanlı olmak zorundadır derler. Belgelerle konuşur, tanıklıklarla yazar. Evet; Hocalı’nın da belgeleri vardır. Tanıkları vardır. Fotoğrafları, raporları, mezar taşları vardır. Ancak bazı hadiseler vardır ki yalnız arşivlere değil, milletlerin kalbine kazınır. Hocalı, Türk tarihinin işte böyle bir yarasıdır.
Bu hadise, sıradan bir savaş vakası değildir. Sivillerin kaçış yollarının kapatıldığı, masumların sistematik biçimde hedef alındığı bir trajedidir. İnsanlık hukukunun ayaklar altına alındığı, vicdanın sınandığı bir gecedir. Ve her büyük acı gibi, yalnızca bir coğrafyaya değil; aynı hafızayı paylaşan bütün bir millete aittir.
Azerbaycan’ın yüreğine düşen ateş, Anadolu’nun bağrında hissedilmiştir. Çünkü tarih, yalnız sınırlarla yazılmaz; kader ortaklığıyla yazılır. Çanakkale’de toprağa düşenle Karabağ’da şehit olan arasındaki bağ, haritayla değil; hatırayla ölçülür.
Bir edebiyatçı kalemi eline alsa, Hocalı’yı belki bir annenin titreyen parmaklarından başlatırdı. Çocuğunun saçını okşarken donan bir el… Yarım kalmış bir ninni… Karın üzerine düşen sıcak bir gözyaşı… Çünkü bazı acılar istatistik değil, hikâyedir. Ve o hikâyeler, milletlerin hafızasında destan kadar derin iz bırakır.
Milliyetçilik, hamasetle değil; hafızayla ayakta kalır. Hocalı’yı anmak, yalnızca geçmişi hatırlamak değildir; adalet talebini diri tutmaktır. Unutmamak, bir öfke değil; bir sorumluluktur. Çünkü unutulan her acı, tekrar etmeye mahkûmdur.
Hocalı’da toprağa düşen her can, bize şunu hatırlatır:
Millet olmak, sevinci paylaşmak kadar; acıyı da ortak taşımaktır.
Kardeşlik, yalnız bayramda değil; matem gününde de omuz omuza durmaktır.
Bugün Hocalı’yı anarken, gözlerimiz nemli olabilir. Ama başımız diktir. Çünkü biz, tarihimizin karanlık sayfalarından kaçan değil; onları hafızasında taşıyarak yürüyen bir milletiz.
Hocalı, bir yas günüdür.
Ama aynı zamanda bir hatırlayış andıdır.
Unutmadık.
Unutturmayacağız…
Hasan Yayla
Konya’nın Önümüzdeki 50 Yılı Belirleniyor
Dr. Cemil Paslı
Kaleme Yemin Olsun ki… (Alzheimer/Demans)
Ahmet Turan (Gazeteci-Yazar)
Kime Benzedik Acaba
İmdat Yayla
Gıdanın Topraktan Sofraya Hikayesi
Erol Sunat
Göze mi Geldik?
Gülay Çetkin (Eğitim Gücü Sen. Denizli Temsilcisi)
Bakan Tekin’e Denizli’de Ne Dediler?
İlayda Mangal (Psikolojik Danışman)
Bir Sonuç Kâğıdı mı, Bir İnsan Hikâyesi mi?
Prof. Dr. Mevlüt Mülayim
Hububat Fiyatları ve Dane Kayıpları
Özkan Buyrucu
Babacan Otorite ve Kurumsallaşma Sınavı