Toplumda son yıllarda giderek daha sık karşılaştığımız bir ebeveynlik anlayışı var: “Çocuğum üzülmesin”, “Özgür olsun”, “Benim yaşadıklarımı yaşamasın.” Bu iyi niyetli cümleler çoğu zaman çocuklara sınırsız bir alan açılmasıyla sonuçlanıyor. Oysa sınırsızlık, sanılanın aksine çocuk için bir özgürlük değil; çoğu zaman bir yönsüzlük ve güvensizlik kaynağıdır.
Sınır koymak birçok ebeveyn için zor bir iştir. Çünkü sınır koymak, zaman zaman “hayır” demeyi gerektirir. Çocuğun ağlamasına, kızmasına ya da tepki göstermesine dayanmayı gerektirir. Bu nedenle bazı ebeveynler çatışmadan kaçınmayı tercih eder. Fakat unutulmaması gereken önemli bir gerçek vardır: Çocuklar sınırsız bir dünyada değil, sınırları olan bir toplumda yaşayacaklardır.
Sınır koyulmayan bir çocuk, öncelikle kendi duygularını ve davranışlarını yönetmeyi öğrenemez. Her istediği hemen yerine getirilen bir çocuk için sabretmek, beklemek ve başkalarının ihtiyaçlarını anlamak zorlaşır. Bu durum ilerleyen yıllarda okul hayatında, arkadaş ilişkilerinde ve iş yaşamında ciddi sorunlara yol açabilir. Çünkü gerçek hayat, her isteğin anında karşılandığı bir yer değildir.
Sınırsız yetiştirilen çocukların bir diğer sorunu da sorumluluk duygusunun yeterince gelişmemesidir. Kuralların olmadığı bir ortamda büyüyen çocuk, yaptığı davranışların sonuçlarıyla yüzleşmeyi öğrenemez. Bu da zamanla bireyin hem kendisine hem de çevresine zarar verebilecek davranışlar geliştirmesine neden olabilir. Trafikte kurallara uymayan bir sürücüden, iş yerinde sorumluluk almayan bir çalışana kadar birçok toplumsal sorunun kökeninde bu eksikliği görmek mümkündür.
Oysa sınırlar çocuk için bir kısıtlama değil, bir güven alanıdır. Nasıl ki bir oyun sahasının çizgileri oyunun düzenli oynanmasını sağlıyorsa, aile içindeki sınırlar da çocuğun dünyasını anlaşılır ve güvenli hale getirir. Çocuk neyin doğru neyin yanlış olduğunu, hangi davranışların kabul edilebilir olduğunu bu sınırlar sayesinde öğrenir.
Sınırların olduğu bir ortamda büyüyen çocuklar aynı zamanda öz denetim geliştirirler. Bir isteğin her zaman hemen gerçekleşmeyebileceğini öğrenir, sabretmeyi ve çözüm üretmeyi keşfederler. Bu beceriler yalnızca çocukluk döneminde değil, hayatın her aşamasında bireyin en güçlü dayanaklarından biri olur.
Elbette sınır koymak demek sert, otoriter ya da baskıcı olmak anlamına gelmez. Sağlıklı sınırlar sevgiyle, açıklamayla ve tutarlılıkla birlikte var olur. Çocuk, kendisine konulan kuralların arkasında bir ilgi ve sorumluluk olduğunu hissettiğinde bu sınırları daha kolay kabul eder. Burada önemli olan şey, ebeveynin kararlı ama anlayışlı bir duruş sergilemesidir.
Bugünün çocukları yarının yetişkinleri ve toplumun karar vericileri olacak. Eğer onları sınırsız bir özgürlük anlayışıyla büyütürsek, aslında onları gerçek hayata hazırlamamış oluruz. Oysa sevgiyle konulan sınırlar, çocuklara yalnızca disiplin kazandırmaz; aynı zamanda empatiyi, sorumluluğu ve saygıyı öğretir.
Kısacası çocukların ihtiyacı sınırsızlık değil, güvenli bir rehberliktir. Ebeveynlik yalnızca sevmek değil, aynı zamanda yön göstermektir. Çünkü bazen bir çocuğa verilebilecek en büyük iyilik, doğru zamanda söylenen küçük ama anlamlı bir “hayır”dır.
Hasan Yayla
Okullarımıza Uzanan El...
İmdat Yayla
ÇİFTÇİ; Herkesi Doyuran Kendi Aç Kalana Denir
Ahmet Turan (Gazeteci-Yazar)
Tarım Fuarı Konya Da Buluşturdu
Dr. Cemil Paslı
Değişim/Eğitim Sabır İster
Beyza Bandırma Kelek (Eğitim Koçu)
Başbuğ’un İzinde Bir Ömür
Gülay Çetkin (Eğitim Gücü Sen. Denizli Temsilcisi)
Özgürlük Vaat Ediyoruz; Aslında Öyle Değil, Çok Kolay
Erol Sunat
Hayırlı Bayramlar
Ali Sait Öge (Gazeteci-Yazar)
Evlerine Gitmediklerimizin Kabirlerine Gittik
İlayda Mangal (Psikolojik Danışman)
Sınırsız Çocukluk, Zor Yetişkinlik
Mustafa Kaygusuz (Emekli Emniyet Müdürü)
Bir Derviş Hüseyin Taşkın...