Geçtiğimiz hafta Bolu Kartalkaya'da yaşanan ve sağduyulu vatandaşlarımızı büyük bir üzüntüye sevk eden yangın olayı, bizleri bir kez daha düşünmeye sevk etti.
Neden mi? İki şeyden ötürü: Birisi hâlâ akıllanmadığımız yani tedbirsizlik, ikincisi ise vurdumduymazlık.
Eskiden mahallede bir cenaze olduğunda 3 gün televizyon açmayan insanlardık biz.. Bizim televizyon açıp açmadığımızı cenaze sahibi bilir miydi, haberi olur muydu? Hayır! Ama biz yine de saygıdan açmaz, üzüntülerine ortak olurduk.
Haberlerde gördünüz; 78 canımızın (ki bunların 36'sı çocuk) diri diri yandığı otelin karşısındaki pistte kayak keyfi hâlâ devam etti. Birçok kendini bilmez ise, sosyal medya hesaplarından vefat edenlerle ilgili densiz paylaşımlar yaptı. Ne canlar gitti, ne ocaklar söndü meğerse.. Çoktan kül olmuş vicdanlarımız. Biz kar yağsın istiyoruz ya; meğerse önce kar değil "AR" yağmasını istememiz gerekirmiş.
Cenazeye saygısızlık, insanlığın dip noktasıdır. Her kimse, hangi ırktan, hangi dinden olursa olsun cenaze artık insanlığa emanettir. Heyhat ki; kime, ne anlatıyoruz. 50 bin insanın katledildiği bir dünyada, 78 canın sadece bir yangında yok olduğu bir ortamda, bırakın televizyon açmamayı, konser bile düzenleyen düzensizler olmadı mı?
Oysa ki inancımız ve insanlığın gereği ölen kimselere karşı bizlerin görevleri vardı; defin, taziye, teselli, sükûnet ve tefekkür gibi.. Nasıl ki sağ iken birbirimize karşı sorumluluk ve görevlerimiz varsa, vefat edenler için de arkasından yapmamız gereken veya yapmamamız gereken hal ve hareketleri vardır. Ölüye saygı İslam'ın gereğidir, insanların gereğidir.
Toplumu gerçek bir toplum yapan bazı hasletler vardır. Bunlardan birisi de cenazeye saygı ve mevtanın ardından yapılacak bir takım işlerdir. Bunlar bizi birbirimize bağlayan hasletlerdir. Bu inancımızın bir bereketi, insanlığımızın bir gereğidir. Bunun bir tezahürü olarak ölenlere ancak dua edilir, yakınlarına yardım edilir, Allah'tan mağfiret istenir.
Kültürümüz de cenazeye saygıyı esas alır. Hatta dinî bir vecibe yanında uygarlık ölçüsüdür. Diliniz de dikkat yok, kalbinizde rikkat yoksa bırakın cenazelere katılmayı, acılar üzerinden de siyaset yapmayın.
Bu yangın felaketinin siyasî ve hukukî boyutları vardır elbet. Ama en önemlisi ahlaki boyutudur, ar boyutudur. O bunu, bu onu suçluyor; ağzı olan konuşuyor. 78 can gitti be...
Yazımın başında dediğim gibi Rabbim bizim üzerimize kar yağdırmadan önce ar yağdırsın diyor, ölenlere bir kez daha Rabbimden mağfiret diliyorum.
İmdat Yayla
Konya Sağlığında Yavuz Dönemi
Ahmet Turan (Gazeteci-Yazar)
Temel Eğitim Ailedir
Hasan Yayla
Milli İstikbalin Şafağı
Erol Sunat
Dağın Zirvesine Çıkmasına Çıkılır da
Dr. Cemil Paslı
Deprem Fırsat mı, Tehdit mi?
İlayda Mangal (Psikolojik Danışman)
6 Şubat: Hatırlamak mı, Tüketmek mi?
Beyza Bandırma Kelek (Eğitim Koçu)
Batı’nın Adası, Medeniyetin Maskesi
Mustafa Kaygusuz (Emekli Emniyet Müdürü)
Bir Derviş Hüseyin Taşkın...
Gülay Çetkin (Eğitim Gücü Sen. Denizli Temsilcisi)
Efsane Vali Recep Yazıcıoğlu Denizli’ye Geri mi Döndü?
Ömer Kacar (Eğitim Gücü Sen İlçe Temsilcisi)
Ebabiller Hâlâ Var