https://www.ureticihaber.com/files/uploads/user/50375337f11a9d712e209980d03c198d-b2fb7858ac7271b808eb.jpg
Hasan Yayla

Yolun Yarısına İki Kala

25-02-2026 00:00 985 kez okundu.

 Şubat ayının bu serin yirmi beşinci gününde, takvim yaprakları otuz üçüncü yılımı müjdelerken, kendimi bir eşikte durup geriye bakan bir yolcu gibi hissediyorum. Çarşamba sabahına uyandığımda sadece bir yaş daha almayacak, aynı zamanda hayatın o "gençlik heyecanı" ile "olgunluk sükuneti" arasındaki en keskin virajlarından birini döneceğim. 33, sadece matematiksel bir değer değil; çocukluğun masumiyetinden ve yirmili yaşların o savruk, her şeyi yapabileceğine inanan kibrinden süzülüp gelen bir bilgelik durağıdır benim için.

​ Otuz yaş sınırını geçtiğim o günü dün gibi hatırlıyorum. O zamanlar bu sayı bana aşılması zor bir aşama, sanki geri dönüşü olmayan bir ciddiyet kapısı gibi gelmişti. Ancak geçen üç yıl gösterdi ki, otuzlu yaşlar insanın kendi sesini gerçekten duymaya başladığı bir dönemmiş. Toplumun ve başkalarının beklentilerinden ziyade, kendi gerçekliğimle tanıştığım, neleri sevdiğimden çok nelere tahammül edemeyeceğimi anladığım bu süreç, karakterimin en sağlam tuğlalarını ördü.

​ Şimdi ise önümde, edebiyatımızın o meşhur dizelerindeki gibi "yolun yarısı" sayılan otuz beş yaşına sadece iki adım kalmış olmanın verdiği o tuhaf sızı var. Otuz beş, bir zamanlar çok uzak bir limandı; şimdilerde ise ufukta beliren ve yavaş yavaş netleşen bir kıyı çizgisi. Ömrün yarısına bu kadar yaklaşmış olmak, insana zamanın ne kadar hoyratça aktığını hatırlatırken, her dakikanın kıymetini bilmem gerektiğini de fısıldıyor.

​ Geriye dönüp baktığımda, yaşadığım her hayal kırıklığının beni bir adım daha yere sağlam bastırdığını görüyorum. Başarılarım kadar başarısızlıklarımın da bugünkü "ben" üzerinde büyük emeği var. Eskiden her fırtınada yıkılan o ağaç, şimdi rüzgâra karşı nasıl eğileceğini ama kırılmayacağını biliyor. Hayatın sadece zirvelerden ibaret olmadığını, asıl hikâyenin o zirveye tırmanırken verilen molalarda ve geçilen zorlu patikalarda gizli olduğunu artık daha iyi anlıyorum.

​ Yaş almak, sadece cildimizde oluşan çizgiler veya takvimdeki rakamlar değildir; yaş almak, ruhun daha derin nefes almasıdır. 33. yaşım, bana artık kimseyi ikna etmek zorunda olmadığımı, kendimi olduğum gibi kabul etmenin en büyük özgürlük olduğunu öğretiyor. Bu yaşta, hayatın karmaşası içinde basit mutlulukların peşinden gitmenin, huzurlu bir akşam kahvesinin veya samimi bir dost sohbetinin her türlü gösterişten daha kıymetli olduğunu fark ediyorum.

​ Geleceğe dair planlarım artık eskisi gibi keskin ve hırslı değil; daha çok dinginlik ve anlam arayışı üzerine kurulu. Otuz beşime doğru yürürken, heybemde biriktirdiğim tecrübelerle daha emin adımlar atıyorum. Geçmişin yüklerini bir kenara bırakıp, sadece gerçekten kalbimde taşıması gerekenleri yanıma alarak yoluma devam etmek istiyorum. Hayatın bu orta sularında, akıntıyla savaşmak yerine onunla uyum içinde akmanın bilgeliğine talibim.

​ Bugün, 25 Şubat Çarşamba, yeni yaşıma "merhaba" derken içimde hem bir hüzün hem de büyük bir umut taşıyorum. 33 yılın her bir günü, her bir gözyaşı ve her bir kahkahası için minnettarım. Ömrün yarısına yaklaşırken, hayatın bana hala anlatacağı çok şey, benimse keşfedecek koca bir dünyam olduğunu biliyorum. Yeni yaşım, kendime daha şefkatli davrandığım ve her anın tadını daha derinden duyumsadığım bir dönemin başlangıcı olsun.

Neler Söylendi?

DİĞER YAZILARI Konya Siyasetinde 40 Bin Kilometrekare Mesaisi SAHA EXPO 2026'da Sınırları Aşıyoruz Düşük Navlun, Yüksek Enflasyon Emek ve Dayanışmanın Hikâyesi Başarı Mesai İle Değil, Kalple Ölçülür Atatürk Ve Çocuklar Algoritmaların Arasında Kalan Çocukluk Okullarımıza Uzanan El... Ateş Çemberinde Denge Sanatı Tapu Senedinden Anı Defterine Kendi Kayboluşumun Keşfi Türkiye’nin Yeni Dijital Eşiği Görünmez Prangalar Başarıyı Yeniden Tanımlamak Mı? Doğanın Uyanışı ve Ergenekon'un Mirası Bugün Bayram Enerji ve Lojistik Hattında Hürmüz Kıskacı İstiklal’in Sesi Türk Kültüründe Kadın Yeşil ve Mavi Bir Trakya Şehri Konya’da Gönül Sofraları Bozkırın Başkentinde Bir Cumhuriyet Hikayesi Anadolu'nun Kalbinde Bir Şehir Destanı Konya Bir Velespit Şehridir İnsana Hürmet ve İnsanı Dinlemek Milli İstikbalin Şafağı Durdurulamayan Zaman: 6 Şubat... Lojistik Yönetiminde Maliyet ve Sürdürülebilirlik Dengesi Terörsüz Türkiye ve Suriye’de Lojistik Dönüşüm Fatih Özgökçen’in İl Başkanlığı’nda İlk Yılı Mukaddes Sancak İçindeki Anka’yı Uyandır Akdeniz’de İkinci Yüzyıl Hamlesi Türk Asrı Kararlılığı Gerçek Haber ve Haberciler Kendi Yerini Çizen Kalemler Geleceğin Rotasını Çizmek 2026’ya Umutla Bakmak Kurumsal Hayatta Esneklik ve Hayatta Kalma Ahlakın Egemenliği Emanet ve Ahde Vefa Köprüler Kuran Miras Mevlânâ'nın Vuslat Gecesi: Şeb-i Arus Ulusal Taşıt Tanıma Sistemi (UTTS) !? Sessiz Çoğunluk Güven İstismarı Algı, Tavır ve İşbirliği Türkiye'de Öğretmenlik Yusuf Has Hacib'den Kurumsal Dünyaya Yeşil Lojistik Konya'nın Cephe Arkası Kahramanlığı Milli Mücadele'de Konya ve Atatürk Aydınlığın Vizyonu ve Misyonu Yılmaz Bir İnsan Ne Demek Kaderin İnce İpliği Aile Dinamiklerinde Yaşa Bağlı Değişimler Lojistik Firmaları Üzerindeki Üçlü Baskı İlişkilerde Sınırlar ve Değerler Hamd ve Şükür Hayatta Ne Geç Kalmalı Ne De Erken Davranmalı Türkiye Yüzyılı Vizyonu ve Gençliğin Geleceği Zorunlu Eğitim Sisteminin Değişim Gerekliliği Menfaat ve İnsan İlişkileri Üretimin Sesi, Bir Ulusun Geleceğinin Aynasıdır Neden Beyin Göçü? Hayat Döngüsü Araftaki Renk Doğu Türkistan:Unutulmuş Bir Dramın Gölgesi Başarının Kilidi Depo ve Lojistik Operasyonlarında Kurumsallaşmak Zengezur Koridoru ve Türkiye Kuşak ve Yol Girişimi Nedir? Hak Edilmeyen Hakkın Topluma Etkisi Lojistik Ağındaki Stratejik Kilit Taş: Konya Zamanın Akışında İnsanlık Halleri Düşen Rekolte, Alarm Veren Tarım ve Gençler İdari ve Operasyonel Çalışanlar Arasındaki Uçurum Bir Yol Hikayesi Türkiye Eşittir Zamanın Çatladığı Merkez İnsanlığın Kırık Aynası: Neden Kötüye Gidiyoruz? Batık Müteahhit: Sadece İnşaat Değil, Hayatın Her Bir Köşesinde! Toksik Çalışanların Gizli Maliyeti