Bir düşünün…
Bu memleketin bir yerinde, evladının saçını son kez okşayıp cepheye gönderen bir ana vardı. Bir başka yerde, döneceğine dair söz veremeden yola çıkan bir yiğit… Bir de adı hiçbir kitaba yazılmamış, mezarı bile bilinmeyen ama bugün üzerinde yürüdüğümüz toprağa canını bırakmış binlerce kahraman…
Onlar yaşayamadı ki biz başımızı eğerek yaşayalım!
29 Ekim 1923, işte o fedakârlığın adıdır. Bir milletin, “Ben esir yaşamam!” diyerek tarihin karşısına dikilişidir.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları, yokluk içindeki bir millete yeniden umut oldular. Cumhuriyet'i ilan ederken yalnızca bir devletin yönetim biçimini değil, Türk milletinin kendi geleceğine sahip çıkma iradesini de ortaya koydular.
Biz bugün bayrağımızı göndere çekerken belki bir tören yapıyoruz. Ama o bayrağın gölgesinde, evladının mezarını bile bulamadan ömrünü tüketmiş anaların duası var!
Birileri bu vatanın kıymetini rakamlarla ölçebilir. Biz, bedelini biliyoruz!
Türk milliyetçiliği, yalnızca ecdadın zaferleriyle göğsünü kabartmak değildir. O zaferlere layık olmak, bu milleti ilimde, ahlâkta, üretimde ve birlik içinde yükseltmektir. Çünkü vatanı sevmek, gerektiğinde onun için can vermek kadar, her gün onun için çalışmayı da bilmektir.
Ve haykırarak söylüyoruz ki
Biz bu Cumhuriyet'i sıradan bir miras gibi devralmadık! Onu, yoklukların içinden geçen bir istiklâl mücadelesinin emaneti olarak devraldık.
Dün bu vatan için can verenlere borcumuz, yalnızca onları anmak değil; uğruna can verdikleri vatana layık bir gelecek bırakmaktır!
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Millî Mücadele'nin kahramanlarını ve bu toprakları vatan kılan bütün şehitlerimizi rahmetle, minnetle anıyorum.
Ruhları şad olsun!
Cumhuriyetimizin 103. yılı kutlu olsun!
Ve unutmayın: Bu bayrak göklerde dalgalandıkça, bu millet kendi kaderini tayin etme iradesini yaşattıkça, onların fedakârlığı asla boşa gitmeyecektir!
Ne mutlu Türk'üm diyene!