Biz öğretmeniz.
Sadece müfredat anlatmayız; ocağı tüten bir milletin emanetini tutarız.
Karnenin not olmadığını, bir çocuğun alnına yazılan kader çizgisi olduğunu bilenlerdeniz.
Atatürk bizim için bir satır başı değildi.
İstiklâl Marşı bir tören ezberi hiç olmadı.
Bu hassasiyetler sınıfta sessizlik çöktüğünde duyulan vicdanın adıdır.
Bir milletin omurgasıdır; eğilmez, kırılmaz.
Bir çocuk karnesini eline aldığında
yalnızca dersteki başarısını değil,
hangi otağın evladı olduğunu da bilsin isterdik.
Çünkü ülkü, ölçüyle verilmez; hissedilerek taşınır.
Kimseye parmak sallamıyoruz.
Kimseyi suç kürsüsüne oturtmuyoruz.
Ama içimizde bir sızı var, söylemeden duramıyoruz:
Bozkırda iz silinirse yol kaybolur.
Hafıza eksilirse nesil pusulasız kalır.
Pusulasız kalan, rüzgârla savrulur.
Bizim hassasiyetimiz buradan gelir.
Bu bir ideolojik refleks değil;
kutlu bir nöbetin hassasiyetidir.
Bayrağın gölgesinde, marşın dizeleriyle büyümüş öğretmenlerin sessiz duruşudur.
Çocuklarımıza ne öğrettiğimiz kadar,
neyi eksilttiğimiz de yarınların hesabıdır.
Çünkü eksilen her değer, bir zincirin kopan halkasıdır.
Ve biz hâlâ inanıyoruz:
Bu millet,kökünü unutarak değil
köküne yaslanarak büyür.
Sükûnetle,vakarla,dimdik…