Hissedemeyenlerin Çağı

Beyza Bandırma Kelek (Eğitim Koçu)

17-02-2026 22:53

“Ruhunu yitirmiş bu çağın vebası düşünememek değil, hissedememektir.”

Belki Fyodor Dostoyevski böyle söylemedi; ama onun kahramanları tam da bunu yaşadı. Çünkü insanı insan yapan akıl değil, yürek sızısıdır.

Bugün düşünce çok. Yorum çok. Analiz çok.

Ama his yok.

Birbirimizi anlamıyoruz demek kolay.

Aslında anlamıyoruz değil; umursamıyoruz.

Sahte ilişkilerin çağındayız.

Samimiyet filtreli, merhamet ölçülü, sadakat ise şartlara bağlı. İnsanlar birbirine yaklaşmıyor; birbirini kullanacak mesafeye kadar yaklaşıyor.

Dostluklar çıkar kadar.

Aşklar ihtiyaç kadar.

Vefalar menfaat kadar.

Kimse kimsenin acısına gerçekten eğilmiyor. “Geçmiş olsun” mesajı atılıyor ama yürek kıpırdamıyor. Bir kaybın altına üzgün emoji bırakılıyor ama gece o acı için uykusuz kalınmıyor. Çünkü artık acı bile içerik oldu.

Oysa insan, hissettiği kadar insandır.

Bugünün en büyük yoksulluğu para değil; empati yoksulluğu. En büyük yalnızlık kalabalıkta olmak değil; görülmeden konuşmak. Dinleniyor gibi yapılıp anlaşılmamak.

Sahte ilişkiler bir anda başlamaz. Küçük susuşlarla başlar. Küçük yalanlarla büyür. Gerçek duyguların yerine stratejiler konur. “Ne hissediyorum?” sorusu yerini “Ne kazandırır?” sorusuna bırakır.

Ve biz buna uyum sağladıkça çürüme normalleşir.

Bir insanın gözünün içine bakıp gerçekten orada olmak zor geldiği için ekranlara sığındık. Yüz yüze gelince susanlar, sanal dünyada cesur. Kalpten konuşamayanlar, klavyede şair.

Ama şunu unuttuk:

His kaybolduğunda bağ da kaybolur.

Bağ kaybolduğunda insan kalabalık içinde tek başına kalır.

Belki de bu çağın asıl trajedisi, kötülük değil; duyarsızlık. Çünkü kötülük en azından bir irade ister. Duyarsızlık ise konforlu bir kaçıştır.

Gerçek ilişki risk ister. Açılmayı, kırılmayı, bazen kaybetmeyi göze almak ister. Sahte ilişki ise garanti ister. Yedek plan ister. Kaçış kapısı ister.

Ve biz güvenli kaçışları seçtik.

Şimdi herkes güçlü görünüyor ama kimse sağlam değil. Herkes bağlantıda ama kimse bağlı değil. Herkes konuşuyor ama kimse gerçekten duymuyor.

Belki de yeniden düşünmek değil; yeniden hissetmek zorundayız.

Birinin derdine omuz verirken gerçekten ağırlık hissetmek.

Birini severken gerçekten korkmak.

Birine “yanındayım” derken gerçekten orada olmak.

Çünkü insan, aklıyla medeniyet kurar;

ama yüreğiyle insan kalır.

Ve yüreğini kaybeden bir çağın en büyük felaketi cehalet değil, hissizliktir.

 

DİĞER YAZILARI Çocuklar YKS’ye, Anne Babalar Sabra Hazırlanmalı 01-01-1970 03:00 Türk Eğitiminde Kadın Girişimcinin Yükselişi 01-01-1970 03:00 Başbuğ’un İzinde Bir Ömür 01-01-1970 03:00 Hocalı Katliamı 01-01-1970 03:00 Batı’nın Adası, Medeniyetin Maskesi 01-01-1970 03:00 Okul Kapısında Kalan Yarın 01-01-1970 03:00 Milliyetçilik: Slogan mı, Sorumluluk mu? 01-01-1970 03:00 Bayrağa Uzanan Niyet 01-01-1970 03:00 Bir Öğretmenin İç Sesi 01-01-1970 03:00 Balkanlar’da Kalan Türk’ün Ahı 01-01-1970 03:00 Öğretmenlik Onuru ve Toplumsal Hafıza 01-01-1970 03:00